Pazar , 19 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » 1.Ders – Ramazan Ayındaki Bereketler
1.Ders – Ramazan Ayındaki Bereketler

1.Ders – Ramazan Ayındaki Bereketler

Bismillahirrahmanirrahim 

Ramazan ayı, (öyle) bir aydır ki, insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan ve hakla batılı ayırt eden Kur’ân, bu ayda indirildi. (Bakara/185)

Allah’a hamdolsun ki, bizlere verdiği hayat nimetini devam ettirdi de yeniden Ramazan ayına ulaştık. Allah’tan, bu şerif ayın bereketlerinden istifade edebilme tevfikini dileriz.

Ramazan ayının her saati, her dakikası ve her anı bereketlerle doludur. Bu ay, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın ziyafet ayıdır. Bu ayda bir ayet okumak, diğer aylarda Kur’ân hatmetmek gibidir. Hakeza bu ayda kılınan iki rekât sünnet namaz, diğer aylarda kılınan iki rekât farz namaza eşittir.

Aynı şekilde bu ayda, Allah yolunda bir dirhem sadaka vermek de, diğer aylarda yetmiş dirhem sadaka vermek gibidir. Gerçekten de bu, ne büyük berekettir! Allah, bize bu bereketten istifade tevfiki versin de, gündüz ve gecelerinden, zikir ve dualarından nasiplenelim.

Bir rivayette şöyle buyrulmuştur:

Bir topluluk Allah’ın evinde (camilerde) bir araya toplanır da Kur’ân okur, öğrenir veya öğretirse, Allah’ın rahmeti onları kaplar ve melekler onları çepeçevre kuşatır. Bu nedenle, özellikle de Ramazan ayında Kur’ân toplantılarına çok önem veriniz.

Her şeyin bir baharı vardır. Kur’ân’ın baharıysa nazil olduğu Ramazan ayıdır.

Oruç hâlindeki açlık ne kadar da büyük bir manevî nimettir! İnsan o hâlette Allah’a, olabildiğince yakın olmaktadır. İnsanın karnı dolu olunca, Allah’tan uzaklaşır. Nitekim bir başka rivayette şöyle denmektedir:

Kulun Allah indindeki en kötü hâli, karnının dolu olduğu zamandır. Bunu kendin de anlayabilirsin. Karın doluyken ruhaniyet ve maneviyat az olduğundan, manevî idrak ve anlayış tamamıyla yok olmaktadır.

İnsanı latif kılan, manevî anlayış ve idrake hazırlayan, Kur’ân’ın kıraatinden ve Allah’ın zikrinden lezzet almasına sebep olan unsur, açlıktır.

Bir rivayette şunlar denilmektedir:

Medine’nin dışından gelen üç kişi Resulullah’ın (s.a.a) huzuruna varmak istiyorlardı. Ancak Medine’ye akşam girdikleri için kendi aralarında şöyle konuştular: “Eğer her üçümüz akşamleyin Resulullah’ın (s.a.a) evine gidecek olursak, onu rahatsız edebiliriz. Bu nedenle her birimiz bir yere gidelim.”

Biri, “Ben Peygamber’in (s.a.a) evine gidiyorum.” dedi. Diğeri, “Ben de Ali’nin evine gidiyorum.” dedi. Üçüncüsüyse,”Ben de Allah’ın evine misafir olmak için mescide gidiyorum.” dedi. Ertesi gün her üç kişi de mescitte bir araya gelince, birbirine başlarından geçeni anlatmaya başladılar.

Birincisi, “Beni, Peygamber (s.a.a) kendisi için ayırmış olduğu süte ortak etti. Ben de sütümü içip yattım.” dedi. İkincisi, “Ben de Ali’nin yemeğine ortak oldum. Yemeğimi yiyip yattım.” dedi. Üçüncüsüyse, “Ben açlık çektim ve uyuyamadım.” dedi.

Bu olay üzerine Peygamber’e (s.a.a) şöyle vahyolundu: “Misafirimize de ki, açlıktan daha iyi bir ziyafet olsaydı, şüphesiz ondan esirgemezdik.” (Kudsî Hadis)

Misafiri ağırlamanın, onun karnını doyurmak olduğunu zannetmeyiniz. Dolu karın, hem bedeni ve hem de ruhu zahmete düşürür. Bu nedenle de insan ölümü unutur ve kalbinin huşusu, yumuşaklığı ve huzuru kaybolur. Gerçek şu ki, ne kadar rahmet ve bereket varsa, açlık ve az yemededir.

Allah-u Teâlâ, kuluna orucu farz etmekle ona ihsanda bulunmuştur. Ama bazıları için oruç zordur ve birdenbire yemeği azaltmaya takati yoktur. Fakat marifet ehli kimseler böyle değildirler.

İmam Zeynelabidin (a.s) Ramazan ayına hitaben şöyle buyurmaktadır:

Selâm olsun sana ey evliyanın bayramı!…

Ramazan ayının ilk günü velilerin bayramıdır. Zira bugünden başlayarak şehvetler ve nefsanî istekler azalmakta, insan huzur bulmaktadır. Sair günlerde daima midemizi düşünmekteydik, gün ortasında maddiyat peşinde koşuyorduk. Ama bugün, günün ortasında Allah’ın zikri ve marifet peşindeyiz. Dün bu zamanlar karnını doyurma peşindeydin; ama bugün ahiret seferi için faydalı şeyler duymak, ilmini artırmak, dünün ve bugünün muhasebesini yaparak saadet yolunu öğrenmek düşüncesindesin.

Hayvanî cihetlere de zaruret miktarınca teveccüh etmek gerekir. Ama açlık ve şehvetten kaçınmak, nefsin kemali için faydalıdır.

Bazı dostlar bu sene Kur’ân’dan bir surenin tefsir edilmesini teklif ettiler. Bazıları da bu esas üzere Hamd Suresi’nin tefsir edilmesini ve bu surenin içinde gizli bulunan önemli meselelerin şerh edilmesini önerdiler. Bu oldukça uygun bir tekliftir. Böylece hem Ramazan ayında Kur’ân müzakere edilmiş olur, hem de kıraat ve tefsiri yapılmış olur. Ben her ikisine de işaret edeceğim.

Evvela, birçok rivayet vardır ki, Kur’ân ayetlerini tilavet eden insanın sahip olduğu uhrevî derecelerini beyan etmektedir.

Dünyadayken Kur’ân’dan okuduğun, bildiğin ve amel ettiğin miktarda kıyamette yücelecek ve azamet sahibi olacaksın. Rivayetlerde de yer aldığı üzere, kıyamet günü mümine denilecektir ki, ‘Oku ve yücel…’ Kaç ayet okumuş, öğrenmiş ve amel etmişsen, derecen o kadar yücelecektir. Kur’ân’ın 6666 ayetini okuyan ve amel eden kimse en yüce makama ulaşır demektir.

Yarın kıyamet gününde Kur’ân, şefaatçi olacak, en güzel suretlerde tecessüm edecek ve Kur’ân ehli olanları şefaat edecektir. Ayrıca kendisiyle amel etmeyen herkesten şikâyetçi olacaktır.

Sakın, yarın kıyamet gününde Kur’ân bizden şikâyetçi olmasın! Kur’ân azimdir ve âlemlerin Rabbi olan Allah’ın kelâmıdır. Kur’ân nurdur; ancak biz, melekutî bir gözümüz olmadığı için onu anlayamıyoruz. Eğer Kur’ân insanın dilinden düşmezse, dilinde bir nur tecelli eder; kalbine nakşolursa, kalbinde nuranî bir hâl oluşur.

Allah’tan olan ve inişinden bugüne on dört asır geçmesine rağmen tahrif edilemeyen bir tek kitap, Kur’ân’dır.

Hz. İsa’dan 150 yıl sonra Matta adında birisi çıkarak kendi adıyla İncil yazmıştır. Hâlbuki Kur’ân, Hz. Muhammed (s.a.a) hayattayken toplanarak surelerinin isimleri o zaman verilmiş ve günümüze kadar o günkü hâliyle gelmiştir.

Peygamber (s.a.a), Kur’ân’ı ezberlemeyi Müslümanlara bir vazife olarak bildirdiğinden, her dönemde Müslümanlar Kur’ân’ı okuyor ve hıfzediyorlardı. Bu nedenle Kur’ân günümüze kadar değişmeden gelmiştir. Her Müslüman’ın Kur’ân’dan bir bölümü hıfzetmesi gerekir.

Moskova, Londra ve Roma müzeleri gibi büyük müzelerde, eski asırlarda yazılmış Kur’ân nüshaları bulunmakta olup bunların hiçbirisinde, diğerinden ve günümüzdeki nüshalardan farklı olan tek harf bile yoktur. Bu müzelerde, İslâm tarihine ait başka eserler de bulunmaktadır. Bir dostum şunları anlatıyor:

İtalya’da büyük bir müzeyi gezmeye gitmiştim. Orada billur bir dolap dikkatimi çekti ve dolabın yanına kadar gidip kapısını açtığımda çok şaşırdım. Dolabın içerisinde Arapça harflerden yazılmış bir kitap vardı ve üzerinde, “Şia’nın dördüncü imamı Ali b. Hüseyin Zeynelabidin’in (a.s) eseri Sahife-i Seccadiye” diye yazılıydı.

Onlar maddî maksatlar üzere bu eserleri toplamaktadırlar. Ama Müslümanlar, ilâhî maksatlar ile Kur’ân’a ve Ehlibeyt’in (a.s) sözlerine kalplerinde yer vermelidirler.

Asr-ı Saadet’teki Kur’ân ile bugünkü Kur’ân arasında hiç fark yoktur. Kur’ân’ı okuyabildiğiniz kadar okuyun ki, nasibinizi alabilesiniz. Kur’ân okunduğunda dinleyin, eğer okuryazar değilseniz, mümkün olduğu kadar ezberinizden okumaya çalışın.

Bir rivayete göre, Resulullah (s.a.a) Sa’d’ın cenaze merasimine bizzat iştirak etmiş ve tabutu dört bir köşesinden tutarak mübarek omuzlarına almıştı. Sonra da şöyle buyurmuştu:

Elim, Cebrail’in elindeydi. O nereye gitse ben de oraya gidiyordum. Cenaze için o kadar çok melek gelmişti ki, ben yalın ayaktım.

Devamında da Peygamberimiz cenazede bu kadar çok meleğin bulunmasının sebebinin, Sa’d’ın devamlı olarak İhlâs Suresi’ni düzenli bir şekilde okuduğunu söylemiştir.

Eğer vaktin yoksa veya okuryazar değilsen, hiç değilse ezberlediğin İhlâs (Kul huvellah…) Suresi’ni tekrarla. Allah’ın yardımıyla, bu mübarek ayda Hamd Suresi’ni ele alacağız. Bu nedenle bugün sadece Hamd Suresi’nin önemi hususunda sohbet edeceğiz.

Ebu’l-Futuh Râzî’nin tefsirinde rivayet edilmiştir ki, Resulullah (s.a.a) miraç gecesi Allah’a şunları arz etti:

Ya Rabbi, İbrahim’i kendine Halil, Musa’yı ise kendine Kelim kıldın. Ya Rabbi, benim hakkımda neye karar kıldın?

Cevabında Hak Teâlâ’dan şu nida geldi:

Seni de kendime Habip olarak seçtim ve Hamd Suresi’ne mahsus kıldım.

Hamd Suresi’ne çok önem veriniz. Çünkü o, “Fâtihatü’l-Kitap”tır. Yani Kur’ân’ın açılış suresidir.

Yine Hamd Suresi, Ümmü’l-Kitap’tır. Yani Kur’ân’ın aslıdır ki, Kur’ân’da var olan her şey, marifetler, hakikatler ve kulluk görevleri Hamd Suresi’nden çıkmaktadır. Bir rivayette şöyle denilmektedir:

Yüce Allah, göklerden 104 kitap nazil etmiştir. 104 kitabı da, 4 kitaba (Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân’a) sığdırmıştır. İlk üç kitapta olanları da Kur’ân’a sığdırmış ve Kur’ân’da bulunan hakikatleri de Hamd Suresi’ne sığdırmıştır. Bu nedenle de “Ümmü’l-Kitap” olarak adlandırılmıştır.

Kur’ân’da var olan hakikatler icmalî bir şekilde Hamd Suresi’nde de vardır. Bunun için Kur’ân, Hamd Suresi’nin tafsilatıdır. İnşallah bu hakikati ileride açıklayacağız.

Hamd Suresi’nin yedi ayeti vardır. Bunların yarısı Allah ile ilgili, diğer yarısı da kulla ilgilidir.

Fâtiha Suresi “Seb’u’l-Mesani”dir. Yani namazlarda iki defa okunmaktadır. (Şia mezhebinde, 3. ve 4. rekâtlarda Fâtiha yerine “Tesbihat-ı Erbaa” okumak da caizdir.)

“Hamd Suresi’nin okunmadığı namaz, namaz değildir.” diye buyrulmuştur.

Allah, bu surenin insanlar için bir şifa olduğunu vaat etmiştir. Bu sure cehalet, günah, bilgisizlik ve bütün olumsuzluklar için şifadır. Hamd Suresi üzerinde düşünen, akıl eden her cahil, âlim olur; Hamd Suresi’nin tefsirini okuyan her bilgisiz, bilgilenir ve şifa bulur.

Bu sureyi okumayı asla unutmayınız, ondan şifa umunuz. Cehaletinizi onunla tedavi ediniz. Onun bereketlerinden istifade ediniz. Ey Kur’ân ehli, bu ayda Kur’ân üzerinde düşünecek olursanız, melekler de size dua ederek Allah’tan, sizin bağışlanmanızı diler. Bu ayda Kur’ân üzerinde ne kadar fazla düşünecek olursanız, o kadar fazla nasiplenir ve istifade edersiniz.

Allah’ım, bu mübarek ayın bereketlerinden istifade etme tevfikini sen bizlere ihsan et!

Şimdiye kadar Hamd Suresi’nin öneminden bahsettik. Artık bu surenin tefsirine geçebiliriz.

Not:Ayetullah Hüseyin Destgayb(r.a.)’ın ”Ramazan Ayı Dersleri (Fatiha Suresi’nin Tefsiri)” kitabından alıntıdır.

islamivahdet.com

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz