Salı , 26 Eylül 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » 14. Ders: Her Varlığın Yaratılış Hedefi Onun Kemale Ermesidir
14. Ders: Her Varlığın Yaratılış Hedefi Onun Kemale Ermesidir

14. Ders: Her Varlığın Yaratılış Hedefi Onun Kemale Ermesidir

14. Ders

Bismillahirrahmanirrahim

Her varlık, bir hedef ve kemal için yaratılmıştır. Hurma çekirdeği hurma ağacı olmak ve hurma vermek için yaratılmıştır. Bununla da beşerin hurma yemesi, Allah’ı tanıyan ve kabullenen biri olması ve de hurma yedikten sonra “Allah-u Ekber” demesi amaçlanmıştır.

Gül tohumunun kemali de gül ağacı olması, müminlere gül vermesi ve güzelliğinden müminlerin lezzet almasıdır. Bu güzel gülü görünce, yaratıcısını övmek gerekir. Gerçekten de ne de güzel yaratmış! Gülü koklayıp da kokusundan lezzet alınca, Hz. Muhammed (s.a.a) ile Ehlibeyt‘ine (a.s) salâvat getiriyor musun?

Peki, insanın kemali nedir? İnsan niçin yaratılmıştır? İnsan diğer hayvanlardan farklıdır. Bütün yaratıklar insan için ve insan da âlemlerin Rabbine yakınlaşmak için yaratılmıştır. Bu tabiat âleminde birkaç gün zahmet çekerek, âlemlerin Rabbine yakın olması hedeflenmiştir.

Bayağı insanlar, zahirî sultana yakınlaşmak için zahmetlere katlanırlar. Böylece bir mal, makam ve özel bir statü elde etmek isterler. Belki de bu isteklerine kavuşurlar. Ey akıl sahibi insan! Minimum mülkü bunca manzume ve gezegenler olan ve dergâhında bütün sultanların dilendiği Allah’a yakın olabildiğin takdirde, nasıl bir kudret ve makam elde edeceğini biliyor musun? Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

Bana izzet olarak sana kul olmam yeter…

“Ey insan, her şey senin için yaratılmıştır ve sen de Allah için…” Her şey yok olacaktır, ama sen kalacaksın. Ölümle yok olmayacaksın. Üstelik hayatında daha da bir kâmil olacaksın. Ölünce sadece elbise değiştiriyorsun. Kirli çamaşırlarını çıkararak, yeni ve temiz elbiseler giymiş oluyorsun. Burada madde seni özgür bırakmıyor. Cismanîlik elbisesinin birtakım sınırları vardır. Ama ölünce bu rahatsızlıklardan tümüyle kurtulmaktadır insan.

Evet, insan başka âlemler için yaratılmıştır. Burada imtihan edileceksin; ama başka âlemler için yaratılmışsın.

Nehcü’l-Belâğa’da yer alan bu cümle insana bir yıllık nasihat için yeterlidir. Burası için yaratıldığını sanıyor ve sadece dünyan için üzülüyorsan, yanılıyorsun.

Ey mümin! Mevla’n Hz. Ali (a.s), ahiret âlemi için yaratıldığını söylüyor. O hâlde kendini Kevser Havuzu’nun başında Ali (a.s) ile birlikte olmaya hazırla. Asla harap olmayacak evlere hazırlıklı ol. Dünyevî evlere gömülüp kalma. Asla tamire ihtiyacı olmayan, içinde süt, bal ve su nehirleri akan, yazı kışı olmayan bir mekâna ihtiyacın var senin. Orada daima nesim rüzgârları esmektedir. Daima olgun meyveleri vardır. Daima yemyeşil, safalı ve zahmetsiz bir bağ istemiyor musun?

Tümüyle rahatlık ve hoşluk içindedir orası…

Öyle bağlar peşinde ol ki, rüzgâr estiğinde yaprakları kımıldamakta ve hep “suphanallah” demektedir. Kuşları Allah’ı zikretmektedir. Hem de çok tatlı bir sesle…

Sizler daha büyük ve yüce bir âlem için yaratıldınız. Sizin kemaliniz de, o derece ve makamlara ulaşmanızdır. O derecelere ulaşmanın yolu nedir? Biz yaratılış gayemiz olan bu kemallere ulaşmak istersek, hangi yolu kat etmeliyiz? Yol Kur’ân’da beyan edilen yoldur. Bunun dışındaki yolların tümü sapıklık ve dalalettir. Allah’ın yolunu bizzat Allah beyan etmelidir. Ahiret yolu, sırat-ı müstakim ve istenilen kemallere ulaşmanın yolu nedir? Bunu, Allah’ın insanlara açıklaması gerekir. Allah-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de birkaç yerde bu yolu açıkça beyan etmiştir. Hepsinden de daha açık bir şekilde Yâsîn Suresi’nde şöyle buyurmuştur:

“Ey Âdemoğulları, sakın Şeytan’a kulluk etmeyin. Şüphe yok ki o, apaçık bir düşmandır size” diye emredip söz almadım mı sizden? Ye bana kulluk edin ancak, budur doğru yol.[1]

Doğru yol, sizleri istenilen kemale ulaştıran sırat-ı müstakim ve kendisi için yaratıldığınız o yüce makama ulaşmanın yolu, Allah’a kulluk yoludur. Allah’a kulluk eden kimse, kulluğun doğru yolundan sapmamalıdır. Bazen tanrılaşmak ve bazen de şeytanlaşmak istememelidir. Daima Allah’ın kulu olunuz. Doğru yol budur.

Kul, nedir? Kulluk müstakil (bağımsız) olmamaktır. Biz kendi başımıza hiçbir şeye sahip değiliz. Bu dil, kulak ve göz bizim kendi malımız değildir. Hepsi de Allah’a aittir. Bu esas üzere, hayatını sırat-ı müstakim üzere bina edecek olursan, doğrudan doğruya cennete ve eğer hep “ben, ben” diyecek olursan, direkt olarak cehenneme gidersin. Kuvvetim, uyanıklığım, kalem gücüm, kemalim, ilmim ve okuryazarlığım dediğin müddetçe helâk olmuşsun, yolu kaybetmişsin demektir. Ey kemal yolunda seyretmek isteyen kimse, kul olman gerekir. Kul kimdir? Mevla’sının bir dediğini iki etmeyen kimsedir.

Yaratıcımızın buyurduğu ilk tavsiye, namaz yoludur. Dolayısıyla da önemine binaen biraz bahsetmek istiyorum. Vaktinde kılınan namaz da sırattır. Namaza önem vermek ise, onu her işten önce eda etmektir. Öğle namazı vaktinde “Şu anda işim var” demeye hakkın yoktur. Acaba namaz da iş değil midir?! Para kazanmayı bir iş bilen ama namazlarını sadece işi gücü olmadığı zamanlar kılan Müslümana, yazıklar olsun! Namazı kazaya kalsın kalmasın hiçbir endişe taşımayan Müslümanlara veyl ve azap vadesi dahi verilmiştir.[2] Namazı küçümseyenlere azap vadesi verilmişse, namaz kılmayanlara ne demeli?

Namaz kılmamak için yüzlerce bahane buluyorlar. “Allah’ın bizim namazlarımıza ne ihtiyacı var?” diyorlar. Yazıklar olsun böylelerine!…

Bu demagojiyi Şeytan koymuştur dillerine… “Allah Kerim ve Rahim’dir. Allah herkesi amelsiz de cennete götürür” diyorlar. Cahil adam! Allah’ın değil, senin ihtiyacın var. Eğer getirdikleri bu delil doğru olsaydı, çiftçinin de tohum ekmemesi gerekirdi. Sadece ekinleri toplama anında gidip de ekinlerini toplaması yeterdi. Niçin tohum serpmekte, toprağı sürmekte, sulamakta ve başına bekçi dikmektedir? Niçin bütün bu işleri görmektedir. Allah bu işleri yapmadan ve zahmetlere katlanmadan da ona ürün veremez mi?

Şeytanî sözlerden biri de şudur: Kendisine “Niçin namaz kılmıyorsun?” dediklerinde, “İnsanın kalbi temiz olsun yeter.” diyorlar. Biz bu cümlenin manasını anlayamadık. Maksatları müshil ilaçlar kullanıp da midelerini temizlemek midir? Yoksa maksatları insanın batını mıdır?

Namaz kılmayan bir insanın batını, her şeyden daha pistir. Eğer namazı terk eden birisi onu inkâr edecek olursa, o zaman da necis olur. O hâlde nasıl olur da kalbi temiz olur?

Bazı cahiller ise diyorlar ki: “Kıyamet gününde azap edecek olurlarsa, ‘Allah’ım!’ derim, ‘Falan şeyi benim için yapsaydın, ben de namaz kılardım.” Bunlar batıl sözlerdir. En azından böyle olmayacağına ihtimal versene! Meselâ “Ben mersiye okuyan biriyim. Hz. Hüseyin’in (a.s) kölesiyim.” diyor. Kabir, ilk gecesinde bu lafları ettiğinde sana, “Hayır bu doğru değil, sen paranın kölesiydin. Niçin kendini İmam Hüseyin’e (a.s) nispet ediyorsun” diyebilir…

İmam Hüseyin seni ne zaman köleliğe kabul etti ki? Ne zaman Hüseyin‘in (a.s) adını yüceltmek için minbere çıktın? Ne zaman insanları İmam Hüseyin (a.s) için ağlamaya davet ettin? “Sen, meclisin büyüsün ve işlerin tutsun diye minbere çıktın.” demeyeceklerine ihtimal dahi vermiyor musun?

Kendi kendine birtakım hayaller kurmak, akıllı insanın işi değildir. Akıllı insan, “Belki böyle olmaz ve belki de kabul etmezler.” diyerek ihtimalleri de değerlendirir. “Ben bir kitap yazdım. Yarın işlerimi sorsalar, ben de dine yaptığım hizmetleri söylerim.” diyorsun. Ama kıyamette böyle dediğinde, “Sen kendini göstermek ve meşhur olmak istiyordun. Şahsın söz konusuydu, din değil; ilmini gösteriş yapmak ve çevreni genişletmek, meclisini büyütmek düşüncesindeydin.” diye itiraz edeceklerine en azından bir ihtimal versene! Sen böyle diyeceklerine inan. Mağrur olma. Bu hayallerin fikir ve akıl noksanlığındandır. Kemal yolu bu değildir; kemal yolu Allah’a kulluk yoludur. Doğru yol Allah’a ibadet ve kulluk yoludur. Bir kolu da namazı ilk vaktinde eda etmektir. Niçin bu kadar uzaklara gidiyor, kendini kaybediyorsun?

Şeytan yolunda attığın her adım seni cehenneme yaklaştırmaktadır. Eğer nefsine uyacak olursan, yerin ateş ve cehennemdir. Ramazan ayının orucu da, cennet yoludur. Terk etmek ise ateş yoludur. Bütün farzlar böyledir. Günah olan her şey ise cehennem ateşidir. Ebu Cehil karpuzu eken birisinin, kavun beklemesi ne kadar mantıksızsa, günahkârın cenneti ümit etmesi de o kadar mantıksızdır.

Sen kendi elinle kendine ateş hazırladın, gül bahçesi mi ümit ediyorsun? Sen kabrine ateş doldurmuşsun, haram mal yemişsin, sahibinin razı olmadığı mallarda tasarrufta bulunmuşsun. Sende ölüm vaktinde huzura çıkarak fiiliyet bulan ateşin maddesi vardır. İnsan bazen öyle zulümler işlemektedir ki, daha kabrin ilk gecesinden itibaren ateşle karşılaşmaktadır.

Yazıldığına göre Kaçar Hanedanı döneminde, saray adamlarından biri ölünce, cenazesini alıp Kum kentine getiriyorlar. Ona bir hücre tutuyorlar ve bir de Kur’ân okuyan bir kari tayin ediyorlar. Kari aniden kabirden ateş çıktığını görünce kaçıyor. Sonradan hücrede olan halı ve benzeri şeylerin de yandığını görüyorlar. Hepsi de bu hararetin dünyevî bir ateş ve hararet olmadığını anlamışlardı. Zira ateş kabirden yukarı yükselmişti. Kabri o kadar ateş doluydu ki, dışarı sızmıştı.

Sen ateş tohumu saçmışsın, gül toplamak mı istiyorsun? Kabrinin üstüne bin buket gül de koysalar, batın pisliklerin olduğu müddetçe, ne faydası var?

Elbette gönlümüzü neşe ve sevinçle doldurmalıyız. Allah’ın lütfünden ümidi kesmemeliyiz. Gururlanmamalıyız. Daima korku ve ümit arasında olmalıyız. Belki Allah da bir lütufta bulunur.

Muhaddis-i Nurî’nin üstadı olan büyük müçtehit Merhum Şeyh Abdulhüseyn Tahranî, Kerbela’da ilim havzasındayken bir gün şöyle diyor:

Dün gece ilginç bir rüya gördüm. Sadık bir rüya olup olmadığını bilemiyorum. Meşhur bir soydan olan Mirza Abdunnebi’yi rüyamda gördüm ki, tam bir huzur ve rahatlık içindeydi. Bu şahsı Tahran’dan tanıyorum. Ayyaş ve serserinin biriydi. Kendisine, “Bu makamları nasıl elde ettin?” diye sorunca şöyle dedi: “Bir müddet önceye dek çeşitli azap ve belalara müptelaydım. Şahsî mülküm olan Talegan’daki bir tuz madenini Hz. Hüseyin’e (a.s) vakfetmiştim. Gelirini Necef-i Eşref’e göndermelerini ve bu gelirin onda birini de İmam Hüseyin’in (a.s) yas merasimleri için harcamalarını vasiyet etmiştim…” Bu rüyanın sadık olup olmadığını bilemiyorum.” O anda Molla Nazar Ali Taleganî de orada hazır bulunuyormuş. Bunları duyunca şöyle dedi: “Bu rüyanız doğrudur. Zira Talegan’daki tuz madeni meselesi doğrudur. Her yıl gelirini buraya benim yanıma gönderiyorlar. Ben de her yıl Hind Mescidi’nde yas merasimleri düzenliyorum.”

Bazen de işte böyledir. Hz. Hüseyin’in (a.s) yas merasimleri sebebiyle Allah’ın lütfüne mazhar oluyor insan. Bu yüzden de daima ümit ve korku arasında olmalıyız. Tam ümitsizliğe düşmek üzereyken Hz. Hüseyin’in şefaatinin bereketiyle kurtuluşu hatırlamalı ve ümidini kesmemelisin. Hayır işlerin de kabul edilmiş olabilir. O kabrin ateşlerini de bu hayırlar söndürebilir. Bu hayırlar da ateşe dökülen sular gibidir. Hışmını ve gazabını yenmenin melekût sureti de kabir ateşinin üzerine su dökmektir. Gazap hâlinde iken kendini kontrol et. Huzurunu kaçırma. Kalk yürü, su iç… hâlini değiştir, duymamış gibi ol…

Sakın sıla-i rahmi terk etmeyesin. Sıla-i rahimde bulunarak kabir azabına su dök. Velhasıl, her günah sırat-ı müstakimden sapmaktır. Cennet yolu sulh ve sefadır. Cehennem yolu ise niza, cidal ve düşmanlıktır. Hangi yoldan gideceğini artık biliyorsun. Cömertlik, kerem ve minnetsiz ihsan cennet yoludur. Cimrilik ise cehennem yolu… Dilinle gücün oranında hayır söylemen, cennet yoludur. Emin ol, onun bunun ayıbını ört!… Bunun mukabili ise cehennem yoludur. Eğer Allah’ın gazabından kurtulmak istiyorsan gazaplanma.

Rivayette yer aldığı üzere birini ateş, çepeçevre kuşattığında şöyle bir nida gelmektedir:

Bu şahsın bizim yanımızda bir emaneti vardır. Bizim için gazabını yenmiştir. Bugün ise bu işini mükâfatlandırma günüdür.

Kabir ateşini söndürenlerden biri de, gizlice sadaka vermektir. Yani Allah yolunda gizlice infakta bulunmaktır. Öyle ki, bir eliyle verdiğini diğer eli bilmemelidir. Hiç kimseye dememelidir. Hatta kendi kendine de söylememeli ve unutmaya çalışmalıdır.

Kabir ateşini söndüren şeylerden biri de Allah korkusuyla dökülen gözyaşlarıdır. Eğer kötülüklerini hatırlar, azabı ve zorlukları düşünür de korkar, titrer ve Allah korkusuyla bir damla gözyaşı dökecek olursan, ateşi söndürür, etkisiz hâle getirirsin…

[1]- Yâsîn/60-61

[2]- Mâûn/5

Not:Ayetullah Hüseyin Destgayb(r.a.)’ın ”Ramazan Ayı Dersleri (Fatiha Suresi’nin Tefsiri)” kitabından alıntıdır.

islamivahdet.com

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz