Cumartesi , 19 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » ABD İmparatorluğu, CIA ve STK’lar
ABD İmparatorluğu, CIA ve STK’lar

ABD İmparatorluğu, CIA ve STK’lar

Aşağıdaki röportaj Engdahl’ın Almanca yayınlanan “Gizli dosyalı STK’lar” (Geheimakte NGOs) başlıklı kitabına odaklanıyor. Röportajı, Almanya’nın Bonn şehrinde yaşayan ve iki dilli http://betweenthelines-ludwigwatzal.com/ blogunu hazırlayan gazeteci ve editör Dr. Ludwig Watzal yaptı.

F. William Engdahl

Katehon.com

Aşağıdaki röportaj Engdahl’ın Almanca yayınlanan “Gizli dosyalı STK’lar” (Geheimakte NGOs) başlıklı kitabına odaklanıyor. Röportajı, Almanya’nın Bonn şehrinde yaşayan ve iki dilli http://betweenthelines-ludwigwatzal.com/ blogunu hazırlayan gazeteci ve editör Dr. Ludwig Watzal yaptı.

CIA’in dünyadaki en kötü terör örgütü olduğu konusunda aynı fikirde olabileceğimizi tahmin ediyorum. 2. Dünya Savaşı sonrasında CIA’in yardımcı eli olmadan gerçekleşmiş bir darbe ya da örgütlü ayaklanma pek yoktur. Kitabınızdan anladığım kadarıyla son 25 yıl içinde CIA, STK’lar biçimi altında epey miktarda “küçük yardımcılar” edindi. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

WE: Reagan’ın başkanlığı esnasında CIA’in dünya çapındaki kirli operasyonları hakkındaki oldukça zarar verici skandallar kamuoyuna yansıyordu. Şili, İran, Guatemala, çok gizli MK-Ultra projesi, Vietnam Savaşı esnasındaki öğrenci hareketi bunlardan yalnızca birkaçı. Odak noktamızı biraz uzağa koyarsak, CIA Direktörü Bill Casey Reagan’a, kendisini özel kuruluş gibi sunacak, ancak gerçekte, kurucularından Allen Weinstein’ın daha ileride Washington Post’a vereceği bir röportajda söylediği gibi, “CIA’in yaptığını yapan, ancak bunu özel alanda yapan” bir sivil toplum kuruluşu kurulmasını önerdi. Bu şekilde 1983 yılında Ulusal Demokrasi Vakfı isimli STK kuruldu. Kısa süre sonra buna Özgürlükler Evi, Soros’un Açık Toplum Vakıfları, Amerika Birleşik Devletleri Barış Enstitüsü ve benzerleri gibi, Washington yönetimi altındaki başka vakıflar eklendi.

Para çoğu zaman, kökenini saklamak amacıyla Dışişleri Bakanlığı’na bağlı USAID üzerinden aktarılıyordu. O tarihten bu yana ABD hükümetinin gerçekleştirdiği, Polonya’daki Solidarnosc darbesi, Yeltsin’in Rusya’daki CIA destekli darbesi, 2004’te Ukrayna’da gerçekleşen Turuncu Devrim, 2008 ayaklanmaları ve 2011’den günümüze devam eden Arap Baharı da dâhil olmak üzere bütün büyük çaplı rejim saldırıları bu seçili “demokrasi” amaçlı STK’lar grubu tarafından gerçekleştirildi. Rusya ve Çin, yahut Macaristan gibi ülkelerin bunları “istenmeyen STK’lar” olarak yasaklamak üzere harekete geçmesi pek de şaşırtıcı değil.

Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) STK’sının kurucu metninin yazarlarından Allen Weinstein’ın “Bugün yaptıklarımızın çoğu 25 yıl önce CIA tarafından yapılıyordu” sözlerini alıntılıyorsunuz.  ABD’deki NED, CIPE, USAID, NDI gibi STK’ların oluşturduğu Soros ağı CIA’in beşinci kolu değil mi?

WE: Yukarıda belirttiğim gibi, aynı fikirdeyim. Onların STK gündemleri hiç şaşmaz bir şekilde, Washington’un dış politikasının verili gündemiyle uyumludur. Tesadüf mü? Öyle olduğunu düşünmüyorum.

Sizin eleştiriniz temel olarak ABD’deki birkaç STK’ya mı odaklanıyor yoksa genel olarak bütün sivil toplum kuruluşlarına mı odaklanıyorsunuz? Bütün bu STK’lar dünya çapında demokrasi ve özgürlüğü yaymak gibi iyi ve soylu davranışlarla hareket etmiyor mu?

WE: Bu, Bill Casey’nin konseptindeki şeytandır. Son derece kirli ve kara anti-demokratik CIA operasyonlarını “İnsan Hakları” bayrağı taşıyan özel siyasi STK’ların arkasına saklamak, Washington’ın dünya çapındaki işbirliği yapmayan rejimleri devirme yönündeki küresel gündeminde çok etkili olmuştur. Gerçekte CIA, insan haklarını silahlandırmıştır. Tuhaf bir şekilde, Suudi Arabistan gibi Washington için faydalı olan rejimler demokrasi çağrılarının dışında kalmıştır. Onların petrol milyarları, Washington’un küresel terörizm gündemini finanse etmektedir.

Yakın zamanlardaki bir örnek olan sahte demokrat Beyaz Miğferler STK’sının Suriye’de, usulünce seçilmiş Esad rejimine karşı ABD öncülüğünde yürütülen savaşı meşrulaştırmak için IŞİD’le yakın işbirliği içinde yaptığı propagandaya bakın. Beyaz Miğferler’in Soros vakıflarından, ABD ve Birleşik Krallık hükümetlerinden para aldığı ve eski bir İngiliz Ordusu istihbarat subayı olan James Le Mesurier tarafından kurulduğu aktarılıyor. Vahşet videolarının pek çok defa sahte olduğu, aktörler tarafından sahnelendiği ifşa edildi. Beyaz Miğferler üyesi korunmasız “ilk yardım” ekiplerinin HAZMAT koruması olmadan varsayılan sarin gazı kurbanlarına temas ettiği, varsayılan sarin gazı videosu ancak bir şaka olabilir ve çok sayıda HAZMAT sarin gazı uzmanı tarafından sahteliği ifşa edilmiştir.

Washington’un – yahut bazı örneklerde AB’nin – siyasi STK’ları, pek çok masum iyi niyetli insanı kendine çekebildiği için etkilidir. Kısa süre önce, ABD destekli bağımsızlıktan önce Güney Sudan’da en iyi insani niyetle 18 ay boyunca Sınır Tanımayan Doktorlar’la birlikte çalışmış olan Avrupalı bir tıp doktorundan hayli dokunaklı bir mektup aldım. Bu kadın doktor, STK kitabımı okuduktan sonra kitabın Amerikalı Sınır Tanımayan Doktorlar liderinin ekibe verdiği irrasyonel görünen talimatların hepsini anlamasını sağladığı için bana minnettardı. Yaşadığı tükeniş nedeniyle oradan ayrılmış ve şimdi nedenini anladığını söylüyor. Samimi doktorlar Washington tarafından gizli siyasi gündemler için kullanılıyor. Güney Sudan bir hedefti çünkü Çin, Hartum üzerinden onun petrolünden büyük bir pay alıyordu.

Elbette bütün STK’lar CIA’in işini yapmaz. Ben gizli bir siyasi gündemi olan ve kitapta yaptığım tanımla, insan haklarını ve demokrasi sözünü hileli amaçlar için silahlandıran STK’lara odaklanıyorum.

1984 yılında, yatırım fonu milyarderi George Soros, Budapeşte’de Soros Vakfı’nı kurdu. İlk hedefi Polonya’ydı. Papa II. Jean-Paul ve dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan 1982 yılında Vatikan’da bir araya gelerek Komünist Blok’un istikrarsızlaştırılmasını tartıştı. Bu girişimde de Soros Vakfı’nın müdahalesi var mıydı?

WE: Soros Vakfı 1988 yılında Varşova’da, nihai olarak komünist rejimi yıkmak amacıyla aktivistleri eğitmek üzere Stefan Batory Vakfı’nı kurdu. Ağustos 1989’da General Czesław Kiszczak hükümetinin devrilmesinden hemen sonra “demokrasinin inşa edilmesinde” büyük rol oynadılar. Soros, devlet işletmelerinin özelleştirilmesini sağlamak, hiperenflasyon yaratmak ve seçilen Polonya devlet varlıklarını Soros’un dostları gibi Batılı yatırımcılara birkaç penny’ye, yahut o tarihteki pfennig’e açık arttırmayla satmak için Harvard Üniversitesi’nden “Şok Terapisi” iktisatçısı Jeffrey Sachs’ı Polonya’ya getirdi.

Kitabın eski Sovyetler Birliği’nin CIA, Soros ve onun Harvard Çocukları tarafından Yeltsin klanı ve eski KGB yetkilisyle işbirliği içinde yağmalanması hakkındaki iki bölümü hayli şok edici. Bu mafya tarzı girişimten bahsedebilir misiniz?

WE: Okuyuculara kitabı referans göstermem gerekir zira orada bu meseleler karşılaştırmalı ve kapsamlı bir şekilde ele alınıyor. Kısaca söylemek gerekirse, dönemin ABD Başkanı George H.W. Bush yönetimi altındaki CIA, bazı çok üst düzey KGB generallerini yozlaştırmayı başardı. Bu kişiler, Boris Berezovsky ve Mikhail Khodorkovsky gibi, Komsomol yahut Komünist Gençlik Birliği üyesi gençlerden oluşan bir ağı, devlet varlıklarını gerçek değerine kıyasla birkaç penny’ye yağmalamada kullanılacak, özenle seçilmiş “oligarkları” olarak istihdam etti. Bu, petrol ve doğalgaz, makine üretim firmaları ve ileri teknoloji sektörü de dâhil olmak üzere bütün devlet varlıklarına 16 milyar doların altında küçük bir değer biçen kötü şöhretli “makbuz” skandalıydı. Bunlar kişisel kazanç için kelimenin tam anlamıyla Rusya’nın ırzına geçti. Ve CIA ile Riggs Bank gibi Batılı bankalar ağı onların parayı Rusya dışında aklamasına izin verdi. Ayrıntıları teyit ederken ben bile şok oldum. Bu bir suçtu. Yeltsin onların çocuğuydu. Bazıları, kendisine güzel votka temin edilmesi garanti altında olduğu müddetçe onun Soros ve Harvard iktisatçılarının istediği her şeyi yapacağını söylüyordu.

Belirtilmesi gereken ilginç bir nokta da, eski CIA direktörü, Başkan G.H. W Bush’un aynı yıl – 1989 – içinde eş zamanlı üç STK istikrarsızlaştırması talimatı vermiş olması. Bunlar Rusya, Çin-Tiananmen Meydanı ve Yugoslavya’daydı. Kitap bunları oldukça ayrıntılı bir şekilde belgeliyor.

Vladimir Putin Rusya Devlet Başkanı olarak Boris Yeltsin’in yerini almayı başardıktan hemen sonra Rusya’nın soyulmasını durdurdu. Washington’daki siyasal sınıfın ondan bu kadar nefret etmesinin ve aslında irrasyonel bir şey yaparak onu bu şekilde şeytanlaştırmasının bir sebebinin bu olabileceğini düşünüyor musunuz?  

WE: Putin, KGB’nin ve halefinin (kozmopolit ya da enternasyonalist denilen kesiminin karşısında yer alan) Rus milliyetçisi kesiminden geldi. Yeltsin’in sessizce “istifa etmeye” veya ifşaatlarla karşı karşıya kalmaya zorlandığı 2000 yılında iktidara yerleşinceye kadar hırsızlıkla uğraşmak zorunda kalacaklarını biliyorlardı. O tarihten sonra Yeltsin, Putin’i görevdeki başkan olarak atamayı kabul etti.

Rusya’da 1917’den bile öncesinden beri istikrarlı bir ulus-devlete karşı ilan edilmemiş bir savaş var. Stratfor’un kurucusu, bilgili Amerikan jeopolitik analistlerinden biri ve aynı zamanda eski Pentagon ve CIA danışmanı George Friedman yakın zamanlarda, Ukrayna’daki CIA “darbesinden” sonra bir röportaj verdi ve burada yaşananı “ABD tarihindeki en aşikâr darbe” olarak tanımladı.  Hatırlarsanız ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Viktoria Nuland Kiev’e gidip Maidan’daki protestoculara çubuk şekerler dağıtmış ve Kiev’deki ABD büyükelçisiyle telefonda konuşurken AB’ye küfür etmişti.

Friedman, benim Mit der Ölwaffe zur Weltmacht gibi çeşitli başka kitaplarımda belgelediğim şeyi belirtiyordu: En azından ABD’nin Britanya İmparatorluğu gerilerken yükselişe geçtiği son bir yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politika önceliği, özellikle Almanya ve Rusya arasında işbirliğini ve ekonomik çıkarların kaynaşmasını ne pahasına olursa olsun engellemektir. Dünya ABD dış politikasının bu talihsiz jeopolitik dogması yüzünden – ki bu dogma İngilizlerden ve İngiliz jeopolitiğinin babası Sir Halford Mackinder’dan devralınmıştır – iki dünya savaşı yaşadı.

Washington’un Putin’den nefret etmesinin ve onu şeytanlaştırmasının sebebi, onun kasıtlı olarak Rusya’yı büyük bir ülke olarak istikrarlılaştırmaya yönelmiş olması ki ben buna yaklaşık 25 yıllık deneyimle tanıklık edebilirim.  Ve Washington tarafından yapılan şeytanlaştırmanın sonucunda Putin’in dünyadaki etkisi daha da büyümüş gibi görünüyor: önce Çin, ardından Avrasya ülkeleri, Afrika, Ortadoğu, Asya ve hatta Filipinler ve Latin Amerika üzerinde. Dünya artık ABD’nin her yerdeki sonu gelmez açık ve örtülü savaşlar gündeminden bıkıyor. Trump’ın sözlerinin arkasına dikkatle bakmamız gerekir ve bunu yaptığımızda aynı eski, dejenere oligarklar ile onların görev başındaki seçilmemiş bürokratlardan oluşan derin devletini görürüz.

Yugoslavya’nın parçalanması bir felaketti. Şansölye Gerhard Schroeder ve onun kötü şöhretli dışişleri bakanı Joschka Fischer yönetimi altındaki Almanlar, bunun için Clinton’la güçlerini birleştirmişti. Bu darbe tarzı operasyona STK’lar da dâhil olmuş muydu? Ve onların stratejisi neydi?

WE: Evet. Bay Fischer’ın kariyerini takip edin. 1968 Frankfurt protestolarındaki bir sokak haydutu, ABD ve onun ana akım medyası tarafından devlet adamlığıyla taçlandırıldı ve 1999 yılında Yugoslavya’nın bombalanması sonrasında Yeşiller Partisi oyla ödüllendirildi. Fischer göreve geldikten sonra benim mezun olduğum Princeton’dan fahri öğretim üyeliği aldı. Daha sonra George Soros, Bay Fischer’ı yeni düşünce kuruluşu olan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’ne davet etti.

Slobodan Milosevic’in devrilmesi konusunda, ABD hükümeti ve NED ve Soros vakıfları dâhil seçili STK’lar, artık her yerde tehdit eden yumruklu logosunu gördüğümüz Otpor! (Direniş!) adı altında gerçekleşen başarılı bir darbe için, önde gelen öğrenci liderlerini örgütledi, finanse etti ve eğitti. Gene Sharp’ın şiddet dışı eylem hakkındaki yazılarının Sırpça çevirileri kullanıldı ve önde gelen liderler, polisten nasıl uzak durulacağı konusunda Sharp’ın bağlaşığı olan, ABD Ordusu’nda albay olan Robert Helvey tarafından gizli toplantılarda bizzat eğitildi. Bazı tahminlere göre Otpor!, Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü (IRI) ve ABD Uluslararası Kalkınma Yardımları Ajansı (USAID) gibi, ABD hükümetiyle bağlantılı kuruluşlardan 30 milyon dolar civarında para aldı. Yugoslavya’nın yıkımı 1980’li yıllarda Washington tarafından, önce Bush, ardından Clinton tarafından tertip edildi. Amaç, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında varlık nedenini Amerikalı vergi mükellefleri nezdinde veya NATO’dan bağımsız bir Avrupa Savunma Yapısı planlayan Avrupalılar nezdinde meşrulaştırmakta zorlanan NATO’nun varlığını sürdürmesine bir gerekçe sağlamak üzere bir savaş meydana getirmekti. Washington ve ABD’nin etkili askeri-endüstriyel kompleksi için Avrupa’nın böyle bir bağımsızlığı tabuydu! İkinci amaç ise Kosova’da daha ileride Bond Steel Kampı adı verilecek olan dev bir ABD askeri varlığı inşa etmekti.

Arap kitleleri Tunus, Kahire ve Trablus sokaklarına çıktığı zaman Batı medyası ve siyasal sınıfı çok heyecanlandı. En sonunda demokrasi, özgürlük ve insan hakları Arap dünyasında yerini buluyordu. Bu ayaklanmalar kendiliğinden miydi yoksa dış güçler tarafından mı örgütlenip tertip edilmişti? 

WE: Bütün Arap Baharı süreci Washington ve ABD’nin finanse ettiği STK’lar tarafından gizlice planlanıp finanse edildi. Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Müslüman Kardeşler çizgisindeki tuhaf yardımcısı Huma Abedin’le birlikte kilit bir figürdü. Pentagon’a bağlı ve protestoları yönlendirmek için facebook ve sosyal medyayı kullanmanın bir yolu olarak arılar gibi “kümelenen” kalabalıklar geliştirmekten sorumlu bir düşünce kuruluşu olan RAND, kilit rol oynadı.

Mısır’daki protestocu öğrenci grupları, yine Gene Sharp’ın çevirilerinin kullanılmasıyla ABD tarafından eğitilmişti ve Otpor! liderleri tarafından gizlice eğitilmek üzere Avrupa’ya getirilmişlerdi.

Libya’daki Kaddafi yönetimi örneğinde, şimdi Hillary’nin özel danışmanı Sidney Blumenthal’a gönderdiği e-postaları gösteren, artık meşhur olmuş DCLeaks ve Wikileaks ifşalarının ortaya koyduğu üzere, daha acil bir rejim değişikliği gerekli görülüyordu. Kendisi hakkında oluşturulan şeytani imajın aksine Libya’yı Afrika genelindeki en yüksek yaşam standartları üzerine inşa eden Kaddafi, bir Müslüman merkez bankaları birliğinin kuruluşunu ve petrol satışlarında ABD doları yerine bir Altın Dinarı kurunun kullanılacağını ilan etmek üzereydi. Bunu Tunus lideri Bin Ali ve Mısır lideri Mübarek’le birlikte yapıyordu. Hillary’nin Blumenthal’a yazdığı üzere, bunun hangi biçimde olursa olsun bloke edilmesi gerekiyordu. “Bloke etmenin” aracı, Libya’nın yasadışı biçimde bombalanması, Kaddafi’nin öldürülmesi ve Libya’nın bir enkaz sahasına dönüştürülmesi oldu. Orijinal Pentagon-CIA-Dışişleri Bakanlığı planı Kaddafi’den hemen sonra, Washington için bir diğer diken olan Suriye lideri Beşar Esad’ın devrilmesi çağrısı yapıyordu.

Eski devirlerde fatihler, fetihlerinin arkasından misyonerler getirirmiş. Bugün Batı’nın yeni-sömürgeci iktidarları, yerli nüfusa Batılı demokrasinin nasıl işlemesi gerektiğini öğreten yüzlerce STK’yla geliyor. STK’ların bu insanların çıkarına hizmet ettiğini düşünüyor musunuz? Özellikle çokça ideolojik yükü – örneğin kendileriyle birlikte gelişen cinsiyet konusu biçiminde – getiren Alman STK’ları hakkında ne dersiniz?

WE: Geçmişteki “Hıristiyan” misyonerler ile bugünkü “İnsan Hakları” veya “demokrasi” amaçlı STK’lar arasında kurduğunuz analojinin çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Çeşitli Alman STK’larını faaliyetleri konusunda yorum yapacak kadar yetkin değilim. Benim ana odak noktam, bugünün hegemonik gücü olan ve ne yazık ki bunca yıkımın kaynağı olan Washington’dur.

Kitabınızın başında ve sonunda George Orwell’ın “Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Cehalet Güçtür” şeklindeki zıtlık içeren ifadelerine gönderme yapıyorsunuz. Kelimelerin orijinal anlamlarının farklı içerikler kazandığı dönemlerde mi yaşıyoruz? ABD İmparatorluğu ve onun vassal devletleri demokrasi adına savaş yürütüp ulus-devletleri aynı demokratik retorikle mi yıkıyor?

WE: İşte bu yüzden bu Orwell alıntısını çok uygun buldum. 1984 isimli kitabında pek çok biçimde, Batı demokrasilerinin, özellikle de Britanya ve ABD’dekilerin başına gelmesine izin verilen şey tasvir ediliyor.

Eğer STK’lara bir parça tavsiyede bulunacak olsaydınız ne derdiniz?

WE: Değerler, insan hakları ve benzerleri hakkındaki hoş retoriğe kendini kaptırmış olabilecek samimi insanlara, içinde bulundukları STK’yı besleyen para akışına daha yakından bakmalarını önerirdim. NED veya Soros vakıfları için, kapılarını kalıcı olarak kapatarak insanlığa bir iyilik yapacaklarını söylerdim. “İstenmeyen müdahaleniz olmadan ülkelerin ve bireylerin kendi egemen geleceklerine karar vermelerine izin verin” derdim. Cromwell’in İngiltere’deki “Uzun Parlamento”ya söylediği sözleri alıntılayarak şöyle derdim: “Siz, insan hakları STK’ları, gidin! Yaptığınız herhangi bir iyilik için orada fazla uzun oturdunuz. Uzaklaşın artık, bizleri bıktırdınız. Tanrı aşkına, gidin!”

Bay Engdahl, röportaj için teşekkür ederiz.

İlginiz ve harika sorularınız için ben teşekkür ederim.

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz