Cumartesi , 19 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » ABD’nin 1945’ten bu yana katliam ve kargaşa sicili: En kötü örneklerden birkaçı
ABD’nin 1945’ten bu yana katliam ve kargaşa sicili: En kötü örneklerden birkaçı

ABD’nin 1945’ten bu yana katliam ve kargaşa sicili: En kötü örneklerden birkaçı

ABD, (Ward Churchill’e göre) 241 yıllık katliam ve kargaşa yaratma tarihi boyunca dudak uçuklatan sayıda insanı öldürdü, sakat bıraktı, yerinden etti ve başka biçimlerde zarar verdi – buna 1945 yılından beri 37 ülkede öldürülen 20 milyondan fazla insan dahil.

Paul StreetGlobal Research

Amerika Birleşik Devletleri, (Ward Churchill’e göre) 241 yıllık katliam ve kargaşa yaratma tarihi boyunca dudak uçuklatan sayıda insanı öldürdü, sakat bıraktı, yerinden etti ve başka biçimlerde zarar verdi – buna 1945 yılından beri 37 ülkede öldürülen 20 milyondan fazla insan dahil.

Doğrudan saldırı

Sam Amca’nın doğrudan saldırdıklarıyla daha dolaylı şekilde saldırdıkları arasında bir ayrım yapılabilir. Doğrudan saldırı örnekleri sayıca fazladır ve tasavvur edilemeyecek kadar korkunçtur.

ABD ordusunun 1945 yılından beri gerçekleştirdiği kitle katliamları tarihi şunları içermektedir:

Tokyo’ya yangın bombası atılması: ABD bombardıman uçaklarının tarihteki en büyük ateş fırtınasını yaratması sonucunda yaklaşık 100 bin Japon sivil hayatını kaybetti.

Hiroşima (Tek bir bombayla 146 bin kişi öldürüldü ve ABD Başkanı Harry Truman bunu “tarihin en büyük olayı” diye adlandırdı) ve Nagazaki (80 bin kişi öldürüldü): ABD yüksek komutanlığının Japonya’nın yenildiğini ve ABD’nin teslim koşullarını kabul etmeye hazır olduğunu bilmesine rağmen tamamen gereksiz olarak ve ileri derecede suç teşkil edecek şekilde atom bombalarıyla vahşice saldırı düzenlendi.

* 1950-1953 yılları arasında sol ve Sovyet müttefiki iktidarın yönetimi altında ulusal birleşmeyi engellemek için Kore’de dört milyon insan öldürüldü.

* (Noam Chomsky‘nin o dönemde kullandığı terimle) “Güneydoğu Asya’nın çarmıha gerilmesi”: ABD ve müttefikleri, 1962-1975 yılları arasında en az 3 milyon Vietnamlı, Kamboçyalı ve Laosluyu öldürdü. (Bir CIA ve ordu operasyonu olan Operasyon Phoenix, tek başına, 40 bin Vietnamlıyı öldürdü – bu rakam, ABD’nin bütün Vietnam Savaşı boyunca verdiği kayıpların toplamının üçte ikisinden fazlaydı.)

* İran Hava Yolları Uçuş 655: 3 Temmuz 1988 günü USS Vincennes gemisi İran karasularına girdi ve bir İran sivil uçağını düşürerek 290 kişiyi havada öldürdü. (Vincennes‘in kaptanına “eşi görülmemiş derecede övgüye layık davranışı” nedeniyle ödül verildi.)

* “Ölüm Otoyolu”: 1991 yılında ABD savaş uçakları teslim olmuş on binlerce Irak askerine karşı akıl dışı bir katliam düzenledi. (Lübnanlı-Amerikalı gazeteci Joyce Chediac’ın tanıklığına göre “ABD kuvvetleri, bütün insanlar ölünceye kadar konvoylara bomba bırakmaya devam etti. İç kısımdaki yolun üzerinde o kadar çok uçak doluşmuştu ki, havada trafik tıkanması meydana geldi ve hava muharebesi kontrolörleri havada çarpışmalar meydana gelmesinden korktu… Kurbanlar direniş halinde değildi… Bu yalın bir şekilde, karşılık verme ya da kendisini savunma olanağı olmayan on binlerce kişinin tek taraflı olarak katledilmesiydi.”)

*Felluce: ABD Deniz Piyadeleri, 2004 yılının Nisan ve Kasım aylarında Irak’ın büyük bir şehrini dümdüz etme süreci içinde kimyasal savaş yürüttü ve radyoaktif mühimmatlar kullandı.

*Bola Boluk: Mayıs 2009’da bir Afgan köyünde ABD bombardıman uçaklarının düzenlediği saldırıda (aralarında onlarca çocuğun da olduğu) 113 sivil parçalanarak öldü.

ABD drone savaşı (2001’den günümüze): bu program Noam Chomsky tarafından yerinde bir şekilde “modern zamanların en uç terörist kampanyası” olarak tanımlanmıştır. Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun bildirdiğine göre, “Büro veri toplamaya başladığından beri Afganistan, Pakistan, Somali ve Yemen’de ABD tarafından en az 3,734 drone (insansız hava aracı) saldırısı düzenlendi ve 1,427 sivil dahil en az 10 bin kişi öldürüldü. (Chomsky’nin tanımı Obama’nın drone siciline yönelikti; Trump ise drone saldırılarını sayısını çarpıcı oranda arttırdı).

Bayda Eyaleti, Trump’ın kan döktüğü ilk yer: ABD Deniz Kuvvetleri’ne bağlı özel kuvvetler, Yemen’in Bayda eyaletinin dağlık Yakla bölgesinde, Obama yönetimi tarafından planlanıp, göreve gelen Trump yönetimine teslim edilen bir saldırı düzenleyerek, 10’u çocuk olmak üzere 25 sivili öldürdü. Öldürülen çocuklardan biri, Eylül 2011’de Barack Obama‘nın emriyle ABD tarafından Yemen’de düzenlenen bir drone saldırısında öldürülen İslamcı vaiz Enver el-Avlaki‘nin kızı olan sekiz yaşındaki Navar el-Avlaki idi. Navar’ın ağabeyi, 16 yaşındaki Abdürrahman da kısa süre sonra düzenlenen ikinci bir saldırıda öldürüldü. ABD’nin El-Avlaki’nin çocuklarını katletmeye devam etmesi, Trump’ın kampanya esnasında dile getirdiği, terör şüphelilerinin yakınlarını öldüreceği şeklindeki iddialarla tutarlıydı – ki bu bir savaş suçudur. Trump, Aralık 2015’te Fox News’te “Teröristlerle ilgili bir başka mesele de onların ailelerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu teröristleri ele geçirdiğiniz zaman ailelerini ortadan kaldırmanız gerekir” şeklinde konuşmuştu.

Vekâlet yoluyla öldürme

Bu doğrudan emperyal kıyım örnekleri tüyler ürpertici olabilir, ancak Amerika Birleşik Devletleri muhtemelen vekil ve uydu güçleri aracılığıyla dolaylı yoldan daha fazla sayıda insanı öldürmüş, sakat bırakmış ve yerinden etmiştir.

1954 yılında CIA tarafından tertip edilen bir darbe, Guatemala’da Jacobo Arbenz‘in demokratik yoldan seçilmiş solcu hükümetini devirdi. Takip eden kırk yıl içinde ABD destekli sağcı Guatemala rejimleri, on binlerce köylü, işçi, öğrenci ve aktivisti öldürdü.

1960 yılında CIA, Kongo’nun ilk bağımsız devlet başkanı olan, solcu ve sömürge karşıtı lider Patrice Lumumba‘yı öldürdü. ABD bunun ardından, yüz binlerce kişiyi öldüren gaddar Kongo diktatörü Joseph Mobuto‘yu destekledi.  (ABD o günden bu yana, kaynak zengini bu ülkede meydana gelen 3 milyon ölümden önemli ölçüde sorumludur. Kendi ülkesinde ve Kongo’da öldürdüğü insan sayısı on binlere varan Ruanda diktatörü Paul Kagame‘yi desteklemekte ve korumaktadır.)

1965 ve 1966 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya’daki demokratik yoldan seçilmiş solcu hükümetin devrilmesini tertip etmek için Britanya ve Avustralya’yla birlikte çalıştı ve bu darbeyi 500 bin ila 1 milyon arası Endonezyalı köylü, işçi, aydın ve aktivistin ölümü izledi. Darbeci General Suharto, bunu izleyen otuz yıllık otoriter yönetimi boyunca ABD’den büyük çaplı askeri ve ekonomik yardım aldı.

Aralık 1975’te Suharto, Washington’daki destekçilerinden, Doğu Timor’u istila etmek için yeşil ışık aldı. Endonezya ordusu, Amerika Birleşik Devletleri’nden ve ABD uydusu İsrail’den gelişkin silah sistemleri edinerek yoksul ada ülkesini ilhak etti ve sakinlerinden en az 180 bin kişiyi öldürdü.

1973 yılında CIA tarafından tertip edilen bir darbe, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin demokratik yoldan seçilmiş sosyalist hükümetini devirdi ve yerine faşist kasap, ABD’nin yakın müttefiki General Augusto Pinochet’yi geçirdi.  Pinochet rejimi 30 bin işçi, öğrenci, köylü, aydın ve aktivisti öldürürken, 1970’li ve 1980’li yıllar boyunca ABD’den (Chicago Üniversitesi) ithal edilen ekonomi politikaları uyguladı.

Arjantin’de ABD tarafından desteklenen ve teçhizatlandırılan faşist bir rejim ve onun müttefiki ölüm mangaları, 1974-1983 yılları arasında ülkede 30 bin kadar işçi, öğrenci, aydın ve aktivisti öldürdü.

1970’lerin sonunda ve 1980’lerde Washington, Suudi Arabistan ve Pakistan, ABD’nin Sovyetler Birliği’yle olan Soğuk Savaş’ının ve Afganistan’daki Sovyet yanlısı rejimi istikrarsızlaştırma çabalarının parçası olarak, zamanla El Kaide ve Taliban’a dönüşecek olan aşırıcı Vehhabi güçleri yarattı. Bu Sünni cihadçı güçler o tarihten bu yana Güneybatı Asya ve Ortadoğu’da binlerce kişiyi öldürdü.

Orta Amerika’daki ABD destekli otoriter rejimler, Ronald Reagan‘ın görevde olduğu iki dönem boyunca 300 binden fazla insanı öldürdü. Washington’dan gelen cömert finansman, eğitim ve teçhizat, bu inanılmaz kan banyosunu besledi. Kurbanlar, Guatemala, El Salvador ve Honduras’ta toprağın yeniden dağıtılması ve köylüler ve işçilerin çalışma ve sosyal koşullarının iyileştirilmesi için yürütülen halk mücadelelerine katılmaları nedeniyle ceza – ve katılmamaları yönünde ikaz – olarak katledildi ve sakat bırakıldı.

1953 yılında CIA tarafından hazırlanan ve İran’ın demokratik yoldan seçilmiş solcu hükümetini deviren darbenin ardından iktidara gelen İran diktatörü Muhammed Rıza Şah Pehlevi tarafından, ABD’nin ekonomik, siyasi ve askeri desteğiyle on binlerce İranlı infaz edildi.

1980-1988 yılları arasında ABD, İran’la olan çok büyük çaplı bir savaşta Irak’ı destekledi. Bu korkunç çatışma, 300 bin askerin ölümü de dâhil olmak üzere en az 1 milyon İranlının ölümü ve yaralanmasıyla ve binlerce kişinin Irak tarafından ABD desteğiyle geliştirilen kimyasal silahlar nedeniyle bugüne kadar anlatılmayan acılar çekmesiyle sonuçlandı.

ABD’nin yardım sağladığı ve silahlandırdığı İsrail hükümeti, yüz binlerce, hatta belki de milyonlarca (tahminler değişkendir) Filistinliyi öldürdü. İsrail ABD askeri yardımının önde gelen alıcılarından biri olup, demir yumrukla Filistinlilerin üzerine korkunç bir ırk ayrımı ve yerleşim rejimi dayatmaya devam ediyor.

 

Önemli ölçüde ABD tarafından ve Suudi Arabistan ve Türkiye dâhil ABD müttefiki güçler tarafından körüklenen süregiden Suriye İç Savaşı’nda tahminlere göre 465 bin Suriyeli öldü ya da kayboldu.

Yeryüzündeki en gerici hükümet olan Suudi Arabistan, ABD silahları, ekonomik desteği ve diplomatik örtüsüyle, bahsi edilmeyen on binlerce muhalifi ve etnik (Şii Müslüman) azınlık mensubunu katletti. Bu ülke, Suudi Arabistan’dan bolca finansman alan El Kaide ve IŞİD’le bağlantılı kitle katliamcısı cihadçıları besleyen Sünni Vehhabi ideolojisine ev sahipliği yapıyor. Suudi krallığı son yıllarda hem Obama hem de Trump tarafından ziyaret edilen, değerli bir ABD müttefikidir. Trump geçtiğimiz Mayıs ayında Suudilerle 110 milyar dolarlık bir silah anlaşması yapmak için Riyad’a gitti.

Soğuk Savaş dönemi boyunca Güney Afrika’daki ABD destekli apartheid rejiminin ellerinde on binlerce Siyah Afrikalı can verdi.

ABD destekli rejimler ve paramiliter güçler (özellikle de 1970’li ve 1980’li yıllarda sosyalist Angola’ya karşı savaş veren UNITA orduları) 1945 yılından günümüze Afrika’da yüz binlerce, hatta belki de milyonlarca insanı daha öldürdü. (Yüz binlerce Kongolu, ABD destekli Ruanda rejiminin ve Mobuto sonrası dönemde bu rejimle bağlantılı Kongolu ölüm mangalarının elinde can verdi. ABD tarafından kışkırtılan Güney Sudan iç savaşı ise tahminlere göre 300 bin ölüme yol açtı.)

Bu yalnızca kısmi bir liste. Daha kapsamlı bir sicil için şu kitaplara bakılabilir: William BlumRogue State: A Guide to the World’s Only Superpower (Common Courage, 2005) ve Ward ChurchillOn the Justice of Roosting Chickens: Reflections on the Consequences of U.S. Arrogance and Criminality (AK Press, 2003).

Bu sicil dikkate alındığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzun zamandan beri dünya çapındaki pek çok kişi tarafından gezegendeki barış ve güvenliğin karşısındaki en büyük tehdit olarak görülmesi pek de şaşırtıcı değildir. Fakat aynı esnada emperyal merkezin hâkim medyası ve siyasal kültürü, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya genelinde iyilik ve özgürlükten yana olan, eşi görülmemiş derecede soylu ve demokratik bir güç olduğunu ileri sürüyor ve milyonlarca Amerikalının çocukça ve cahilce, şu sonu gelmez saçma soruyu sormasına sebep oluyor: “bizim gibi harika bir ülkeden neden ama neden nefret ediyorlar?”

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz