Perşembe , 17 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » ABD’nin İran’a karşı savaş tehdidi
ABD’nin İran’a karşı savaş tehdidi

ABD’nin İran’a karşı savaş tehdidi

“..Washington İran’a karşı savaş hazırlığında hem Irak’ta hem de Suriye’de kukla rejimleri iktidara getirmeye çalışırken; Tahran, ABD’nin petrol zengini bölge üzerindeki egemenlik yöneliminin önünde bir engel yaratacak şekilde, bölgesel bir güç olarak etkisini ve konumunu büyük oranda arttırmıştır.”

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikasını ilan ettiği ve ABD’yi “diğer ülkelerin tahribatı”na karşı savunma sözü verdiği göreve başlama konuşmasını yapıp başkanlık yemini etmesinden bu yana sadece iki hafta geçti.
Bu politikanın ABD’nin çeyrek yüzyılı aşkın süredir yürüttüğü bitmek bilmeyen savaşlardan soyutlanma politikası lehine bir çark etme anlamına geldiği yönündeki her türlü yanılsama, hızla dağılmış durumda. Amerikan emperyalizminin uzun süredir devam eden militarist politikasında keskin bir tırmanma yaşanırken, Trump ve danışmanları, birbiri ardına savaşçı provokasyonlar sergilediler.
Bu, en keskin biçimini, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı General Michael Flynn’ın Çarşamba günü verdiği ültimatomda aldı. Eski ordu istihbarat şefi, Beyaz Saray basın açıklamasında, beklenmedik bir şekilde uygun adım yürüyerek, İran’ın geçtiğimiz Cumartesi günkü balistik füze denemesi ve Yemen’deki Husilerin üç gün önce bir Suudi Arabistan savaş gemisine yönelik saldırısından bir şekilde sorumlu olduğuna ilişkin doğrulanmamış iddia üzerinden, “İran’ı resmen uyarıyoruz.” dedi.
Flynn, bu iki olayın, hem “İran’ın tüm Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran tavrı”nın hem de Obama yönetiminin “Tahran’ın kötücül eylemlerine layıkıyla karşılık verme” başarısızlığının örnekleri olduğunu ilan etti.
Flynn, ültimatomunu vermesinin ardından, topukları üzerinde döndü ve basın açıklamasını tek bir soru almadan terk etti.
Perşembe günkü Beyaz Saray basın açıklamasında, yalnızca bir muhabir İran’ı “uyarma”nın askeri eylem tehdidini içerip içermediğini sordu. Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer, buna, yanlış bir şekilde, İran’ın füze denemesinin bir BM kararını ihlal ettiği suçlamasında bulunarak ve -görünüşe göre bir Suudi gemisine yönelik Husi saldırısına atfen- “İran’ın Donanma gemimize karşı ek düşmanca eylemleri”nden bahsederek yanıt verdi. O, bunların, Washington’ın “kayıtsız kalmayacağı” ve “karşılıksız bırakmayacağı” eylemler olduğunu söyledi.
Trump’ı diğer konularda eleştiren şirket medyasının, İran’a karşı savaş tehdidine yönelik tepkisi oldukça sönüktü ki bu, rastlantı değildir. İran’a karşı savaş tehdidi, Trump yönetimi altında çok daha aşırı bir biçim almakla birlikte, yeni başkanın bir icadı değildir. Bu tür tehditler, ABD destekli Şah diktatörlüğünün devrildiği 1979’dan, George W. Bush’un “Kötülük Ekseni”ne ve Obama yönetimi altında defalarca yinelenen ABD-İsrail hava saldırıları tehditlerine kadar dayanmaktadır. Böylesi bir saldırganlık savaşının planlanmasının, iki partili uzun bir soy ağacı bulunuyor.
Peki, İran bu son olağanüstü açıklamalara karşı ne yapacak? Trump’ın, askeri harekat başlatılmadan önce onun hakkında konuşulmaması gerektiğine ilişkin yinelenen açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, İran’ın, Tomahawk güdümlü füzelerinin birkaç gün içinde Tahran’a gönderilebileceğine inanmak için her türlü gerekçesi var.Ya da Trump yönetimi, provokasyon yoluyla nükleer anlaşmayı parçalamaya çalışıyor, Tahran’ı nükleer programına devam etmeye kışkırtıyor ve bir ABD-İsrail saldırısının zeminini hazırlıyor.
Böylesi bir savaşın nedenleri açıktır ve bunların, balistik füze denemeleriyle ya da Suudi savaş gemilerine yönelik saldırılarla hiçbir ilişkisi yoktur. ABD emperyalizminin Irak’a karşı saldırı savaşını başlatmasından yaklaşık on beş yıl sonra ve Obama yönetiminin Libya’da ve Suriye’de başlattığı rejim değişikliği savaşlarının ardından, bölge genelindeki ABD politikası darmadağınık bir haldedir. Washington İran’a karşı savaş hazırlığında hem Irak’ta hem de Suriye’de kukla rejimleri iktidara getirmeye çalışırken; Tahran, ABD’nin petrol zengini bölge üzerindeki egemenlik yöneliminin önünde bir engel yaratacak şekilde, bölgesel bir güç olarak etkisini ve konumunu büyük oranda arttırmıştır.
Trump, Çarşamba günü, kaba tweetlerinden birinde, ABD egemen çevrelerinin bu gidişata yönelik öfkesini dile getirdi: “İran, ABD’nin oraya üç trilyon dolar heba etmesinden sonra bile, Irak’ın yönetimini giderek daha fazla ele geçiriyor. Açık ki uzun süredir!”
Trump, geçtiğimiz hafta, CIA karargahında, ABD 2003 istilasının ardından “Irak’ın petrolünü almalıydı” biçimindeki haydutça iddiasını yinelemiş ve gelişigüzel bir biçimde, “belki başka bir şansınız olur” diye eklemişti. Bu açıklamalar, giderek tüm Ortadoğu’yu ve ötesini içine çekebilecek çok daha geniş ve kanlı bir savaş yönünde doğrudan bir tehdidi temsil ediyor gibi görünmektedir. İran ile bir savaşın sonuçları, yalnızca bölgede değil uluslararası ölçekte ve bizzat ABD içinde yıkıcı olacaktır.
Washington Post, Perşembe günü, “Dış politikada yeni bir dönem” başlıklı kaygılı bir makalede, “Başkan Trump, geleneksel diplomasiyi ortadan kaldıracak ve karar almayı, kendilerinin yeni ‘Önce Amerika’ yaklaşımını hızla dünyaya yansıtan dar bir yardımcılar grubu içinde yoğunlaştıracak gibi görünen hırçın ve putkırıcı bir dış politika geliştiriyor.” yorumunda bulundu.
Ancak Trump yönetiminin eylemlerinin yalnızca doğaçlama ya da tahrik ürünü olduğuna inanmak büyük bir hata olur. Aksine, bunlar, belirli bir planın parçasıdır.
Wall Street Journal’a göre, Trump’ın yardımcıları, kendi politikalarından, bu kez sadece Irak’ı değil, ABD’deki işçi sınıfı da dahil olmak üzere tüm gezegeni ezmeye ve zapt etmeye yönelik bir “şok ve dehşet” politikası olarak söz ediyorlar.
Trump‘ın Beyaz Sarayı tarafından izlenen dış politika modeli her geçen gün netleşiyor. O,Çin’e karşı giderek daha cepheleşmeci bir politika izlerken, bugün İran’a odaklanıyor. Trump’ın faşizan baş stratejisti Stephen Bannon, 2016 seçimleri öncesindeki bir radyo programında, ABD “Güney Çin Denizi’nde 5-10 yıl içinde savaşa girecek.”öngörüsünde bulunmuştu.
Trump yönetiminin Rusya’ya yönelik uzlaştırıcı bir tutum benimsemesi ise (seçim sürecinde egemen çevreler içindeki şiddetli anlaşmazlıkların odak noktası), yalnızca, başka yerlerde savaşmayı kolaylaştırmayı amaçlayan, geçici ve taktiksel bir ertelemedir. Moskova’nın ABD çıkarlarına uyum sağlamaması durumunda, onun sırası daha çabuk gelecektir.
Trump yönetiminin dış politikada izlediği yolun, hem sözde müttefiklerine hem de düşmanlarına yönelik tehditlerinin ve hakaretlerinin, Amerikan hükümetleri tarihinde bir örneği bulunmamaktadır. Trump’ın yabancı hükümetlere ve devlet başkanlarına yönelik tavrı, daha çok, Adolph Hitler’in ya da Benito Mussolini’nin haydutça esip gürlemesini ve gözdağı vermesini hatırlatmaktadır.
Fakat Trump, aynı onlar gibi, ne gökten düşmüş ne de cehennemden fırlamıştır. O,Amerika’ya hükmeden mali oligarşinin caniliğinin cisimleşmesidir. Onun izlediği politikalar benzersiz olabilir ama bu politikalar onlarca yıl boyunca hazırlanmıştır.
Hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin yönetimleri üzerinden temsil edilen ABD kapitalist sınıfı, özellikle Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından bu yana, kendi krizlerini ve dünya piyasalarındaki egemenliğinin aşınmasını, çoğu kez başarısız bir şekilde, askeri güç tehdidi ve kullanımı yoluyla dengelemeye çalışmaktadır.
Bu politika, Trump başkanlığının gelip çatmasıyla birlikte ve bu uzun süreli küresel militarizm politikasından doğan bir dizi felaketin ardından, hızla dünya savaşına doğru koşarken, daha aşırı ve pervasız bir biçim almıştır.
Bill Van Auken
WSWS

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz