Pazar , 19 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » ABD’nin Tebes Çölü’nde Allah’ın görünmez orduları tarafından yenilmesinin 36. yıl dönümü /Foto-Haber
ABD’nin Tebes Çölü’nde Allah’ın görünmez orduları tarafından yenilmesinin 36. yıl dönümü /Foto-Haber
بازدید از بقایای تجهیزات ارتش آمریکا در صحرای طبس

ABD’nin Tebes Çölü’nde Allah’ın görünmez orduları tarafından yenilmesinin 36. yıl dönümü /Foto-Haber

24 Nisan günü, Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik askeri müdahalelerinden birinin yıl dönümüdür.

Bu günde Amerika tarihinde bir başka büyük fiyasko ve yenilgi kayda geçti. Tebes olayı aslında Amerika’nın İran’a askeri saldırı projesinin başlangıcı ve aynı zamanda sonu oldu. Bu operasyon çok titiz bir plan çerçevesinde ve İran’ın Tebes çölündeki iklim şartları ve bu bölgede terk edilmiş bir havaalanının tespit edilmesine dayanarak hazırlanmıştı.

Peki ama bu olayın önemi nedir ve İran bu olayı nasıl değerlendirmektedir?

25 Nisan 1980 tarihinde Amerika’ya ait bir kaç askeri uçak önceden hazırlanan çok titiz bir plan çerçevesinde gece yarısı İran hava sahasına girerek ülkenin doğusunda ve Tebes çölünün tam ortasında terk edilmiş bir havaalanına iniş yaptı. Bu açık tecavüz İranlı inkılapçı ve İmam Humeyni –ks– çizgisinde hareket eden öğrencileri kendiliğinden gelişen bir hareketle ve Amerika’nın İran’a yönelik müdahalelerini ve komplolarını protesto etmek amacıyla 4 Kasım 1979 tarihinde Amerika’nın Tahran’daki casusluk yuvasını veya büyük elçiliğini fethetmelerine tepki olarak gerçekleşiyordu.

İranlı inkılapçı öğrenciler Amerika’nın casusluk yuvasında diplomat kılığında casusluk faaliyeti yürüten casuslarını rehine olarak tutuyordu. Amerika ise bu konudan İran’a askeri müdahale bahanesi olarak yararlanmak ve böylece İran’a müdahalelerini örtbas etmek istedi.

Amerika Tebes operasyonunu Kartal Pençesi olarak adlandırmıştı ve amacını sözde Amerikalı rehineleri kurtarma şeklinde açıkladı. Ancak Kartal Pençesi operasyonu hezimete uğradı ve böylece Amerika’nın İran’a karşı müdahaleci hedeflerinin bir başka bölgesi olarak İslam inkılabı tarihinde kayda geçti.

Bu operasyonu gerçekleştirmek için ilkin Amerikalı askerleri taşıyan üç adet MC-130 kargo uçağı ve üç adet EC-130 yakıt tankeri uçağın Umman kıyılarında yer alan Miser adasından kalkıp İran hava sahasına girmesi ve Çöl-1 olarak adlandırılan bir bölgede operasyona başlamak üzere inmesi gerekiyordu. Operasyona, Umman körfezinde bulunan Amerikan uçak gemisinden kalkan 8 askeri helikopterinin katılması ile tamamlanması gerekiyor. Böylece bu operasyon Amerika açısından mükemmel bir operasyon olacaktı.

Aslında Amerika bundan önce de İran’a doğrudan müdahalede bulunmuş ve hatta askeri darbe yaptırmıştı. Şimdi ise Tebes çölü üzerinden tecavüz planı, tüm detayları iyice düşünülen ve İslam inkılabının zaferinden iki yıl sonra uygulanan bir plan olacaktı.

Ancak bu operasyon ta başından Amerikan askeri uçaklarının Tebes çölünde kum fırtınaya yakalanması ile birlikte hezimete uğradı. Aslında bu operasyon Amerikalı devlet adamları için yeni bir macera değildi, çünkü bu zümrenin tecavüzcü uygulamaları dosyası oldukça ağır ve karaydı ve Tebes olayı bu cinayetlerin karşısında pek de büyük sayılmazdı, ama yine bu komplonun hezimete uğramış olması Amerika için büyük bir rezalet ve fiyasko sayılıyordu.

Tebes olayı Amerika’nın İran’a yönelik müdahale eğiliminin bir başka yüzünü sergiledi ve geniş boyutlara ulaştı ve tüm dünya neden İran milleti Amerika’dan, yani bu milletin haklarına el uzatan devletten nefret ettiğini anlamaya başladı.

Amerika yönetimi Tebes macerasından sonra izlediği tutumu ise bir kez daha beyaz saray elebaşılarının bu maceradan ders almadığını ve hatta Amerikalı casuslar serbest bırakıldıktan sonra müdahaleci tutumu daha da genişlediğini ve her gün bu müdahalelere bir yenisi eklendiğini gösterdi.

Amerika hiç bir zaman İran milletine karşı müdahaleci tutumundan el çekmedi ve sadece zaman zaman yöntemlerini ve senaryolarını değiştirdi.

Amerika, beyaz sarayın desteği ile Irak’ın Saddam rejiminin eliyle İran’a dayatılan savaşın sona ermesinin ardından da İran’a karşı hasmane tutumunu sürdürdü ve bu kez iktisadi kuşatma, yaptırım, tehdit ve baskı ile türlü yollardan iran’ın iktisadi ilerlemesini ve gelişmesini engellemeye çalıştı. Amerika’nın İran’ın barışçıl nükleer programı etrafında 12 yıl boyunca kopardığı yaygara, beyaz sarayın hasmane tutumunun bir başka örneğiydi. Şimdi de nükleer mesele çözüme kavuştuktan sonra Amerika İran’ın füze savunma gücünü bahane ediyor. İran’ın Amerika’da bloke edilen mal varlığını çalmak da Amerika’nın İran milletine karşı düşmanlığının bir başka örneğidir.

Amerika Mart 1995 tarihinde ve Bil Clinton’un başkanlığı döneminde İran aleyhinde acil durum kanununu çıkararak İslamî İran’ı bir tehdit gibi göstermeye çalıştı. Oysa eğer son yarım asırda Amerika’nın İran’a karşı davranış karnesi gözden geçirilecek olursa, asıl Amerika’nın sürekli İran’ı tehdit ettiği anlaşılır. Amerika’nın İran’a karşı hasmane tutumu ve tehditleri hatta İslam inkılabından önceki dönemde de göze çarpıyor.

1953 yılında İran’ın yasal yönetimine karşın İngiltere ile birlikte darbe planlayarak uygulamak, terör örgütlerini destekleyerek İran nizamını devirmeye çalışmak, dayatılan 8 yıllık savaşta saddam rejimine her türlü desteği sağlamak ve hatta bu rejime kimyasal silah vermek, Amerikan savaş gemisinden fırlatılan füze ile İran’a ait 290 yolcu taşıyan uçağı düşürmek, Amerika’nın İran’a yönelik kara karnesinin bazı başlıklarıdır.

Daha açık bir ifade ile Amerika ve Avrupalı müttefikleri ve bölgedeki işbirlikçi rejimleri İran’a karşı kurdukları ittifakla sürekli İranofobi projesini ve psikolojik savaşı yürütmeye çalıştı. Şimdi ise gerçi geçmişteki tüm bu komplolar hezimete uğradı, fakat İslam Cumhuriyeti nizamına karşı düşmanlıklar azalmadı, bilakis daha değişik yöntemlerle bu komplolar sürdürüldü. Şimdi ise Amerika’nın tehditleri yumuşak savaş çerçevesinde devam ediyor ve beyaz sarayın İslam Cumhuriyeti ve inkılabına darbe vurmak için her türlü yola baş vurduğunu gösteriyor.

Bugün İran’ın nükleer meselesi çözüme kavuşmuş olmasına karşın ABD’nin tutumunda herhangi bir değişiklik göze çarpmıyor. Amerikalı devlet adamları son otuz küsur yılda hezimete uğrayan politikalarını ve kaybettikleri haysiyetini telafi etmek için geçmişti izledikleri istikbari davranışlarını sürdürüyor. Amerika’nın İran’ın bilimsel ilerlemesine karşı çıkması ve İran’ı suçlaması ve İranofobi projesi eskisi gibi devam ediyor. Bölge ülkelerinde ve İran sınırları çevresinde çeşitli askeri üsler kurmak, İran’ın Arap komşularına gelişmiş silahlar satmak ve İran’ın güvenliğini gölgelemek, Amerika’nın Ortadoğu politikalarında öncelik verdiği politikalardan bazıları sayılır.

Bugün Amerika Fars körfezi bölgesini ve çevresini hem silah deposuna ve hem kriz odağına dönüştürdü. Bu uygulamalar Amerika’nın bölgeye yönelik müdahaleci stratejisini yansıtıyor ve bundan önce de bölgede çok kez uygulandığı anlaşılıyor.

Tebes komplosu da başarılı olduğu takdirde İran’a karşı müdahalelerin geniş boyuttaki örneklerinden biri olabilirdi. Başlangıcı ve sonu Amerika için hezimet olan bu komplo incelendiğinde, İran milletinin neden Amerika’ya güvenmediği daha iyi anlaşılır. Amerika bugün yine eskisi gibi İran İslam cumhuriyetine karşı askeri ve yumuşak savaş tehditlerini sürdürüyor. Amerika nükleer meselede İran ile müzakere etmesine karşın İran’a yönelik hasmane tutumu ve tehditlerinden el çekmediği ve İran’ı savunma alanı başta olmak üzere tüm alanlarda tehdit gibi göstermeyi sürdürmek istediği anlaşılıyor.

Gerçekte Tebes olayının unutulmaması, Amerika’nın İran’a yönelik müdahaleleri tarihinde izlediği sultacı tutumunun bir başka işaretidir. Nitekim istikbarla mücadele günü de İran takviminde benzer bir olayı hatırlatıyor. Bu tür olayların her biri Amerika’nın İran milletine yönelik otuz küsur yıllık düşmanlığının işaretleridir. Bu düşmanlık günümüzde de Amerikalı devlet adamları tarafından aynı sultacı hedefler doğrultusunda farklı yöntemlerle sürdürülüyor. Ancak Amerika’nın İran’a karşı hasmane tutumu son yıllarda Amerikalı devlet adamları için hiç bir getirisi olmadığı ve sadece İran milletinin onlara yönelik güvensizliğini arttırdığı belirtilmelidir.

parstoday

 

 

islamivahdet.com

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz