Perşembe , 29 Haziran 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Abdulbari Atvan: Katar ve Suudi Arabistan gerginliğinin perde arkasında ne var?
Abdulbari Atvan: Katar ve Suudi Arabistan gerginliğinin perde arkasında ne var?

Abdulbari Atvan: Katar ve Suudi Arabistan gerginliğinin perde arkasında ne var?

Ancak biz, diğer tarafın, Katar devletinin “Müslüman Kardeşler” ve medya araçlarına desteğini kesene, İran’a karşı düşman kılıcı çekene ve Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ile üçlü siyasete harfiyen uyana kadar bu tırmandırmaya devam edebileceğini düşünüyoruz.

Katar, tarihinde ikinci kez tehlikeki bir kriz ile karşı karşıya

Abdulbari Atvan

Ray el-Yevm

Bir cephede Katar, diğer cephede ise Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın yer aldığı anlaşmazlığın tırmanması, özelde Körfez yarımadası olmak üzere Arap bölgesini domine eden bir kaos ve kapsamlı bir bölünmeye yeşil ışık yakıyor. Bu durum, bölge üzerindeki ittifaklarda meydana gelen gevşeme ve dalgalanmaları ortaya koyuyor.

Bu anlaşmazlığın bizim için bir sürpriz olmadığını kabul ediyoruz, ancak bizi şaşırtan nokta bu ihtilafın ifade şekli ve keskinliğinin yanı sıra, düzenlenen yeni adımlar ve uygulamalar oldu. İlk olarak Körfez İşbirliği Konseyi sisteminin sözde üyesi olan dört ülke ve ikinci olarak Yemen’de Husiler ve Kongre Partisi ile savaşan Arap koalisyonu; Yemen, Libya ve Suriye’de hala kanlı çatışmaları körüklemek için milyarlarca dolarlar ve binlerce tonluk silahlar temin ediyorlar.

Körfez İşbirliği Konseyi, özellikle Katar ve Suudi Arabistan Krallığı arasındaki ihtilaf başta olmak üzere, üyeleri arasında çok sayıda anlaşmazlık ve siyasi çatışma ile karşı karşıya kalmış durumda. Ancak bu ülkeler arasında son yaşananlar gelişmeler, ilişkiler üzerinde tedavi edilmesi zor bir yara açmış olabilir. En iyi ihtimalle görünen gelecekte keskin bir bölünme yaşanabilir.

Suudi Arabistan kaynaklı el-Arabiya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Sky News Arabia televizyon kanallarının yayınları, krizin patlak vermesi üzerinde tetikleyici bir rol oynadı. Katar Emiri Temim bin Hammad al-Sani’ye atfedilen bir takım tehlikeli açıklamaların yayınlanması, uluslararası bir krize neden oldu. Bir askeri mezuniyet sırasında yapıldığı iddia edilen konuşmaya göre Katar Emiri, İran ile anlaşmazlığın tırmandırılmasına karşı çıkarak İran’a karşı düşmanca politika izlemenin akıllıca olmadığını vurguluyor. Ayrıca Hizbullah ile Hamas hareketinin Direniş hareketi olmalarına dayanarak, terör listesine alınmaları eleştirilen konuşmada Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Katar’ı kışkırtmak ve terör örgütlerine sponsor olmakla suçlanıyor. Suudi kanalı, Temim bin Hammad al-Sani’nin, “Terörle mücadele iddiasında bulunan ülkeler, dini en katı şekilde uygulayan ülkelerdir, bu ülkeler aynı zamanda teröristler için bahaneler sunmaktadır” dediğine işaret etti.

el-Arabiya ve Sky News Arabia televizyonlarının yayınladığı bu açıklamalar üzerine Mısırlı ve Suudi Arabistanlı çok sayıda analist Katar devletine karşı saldırgan yorumlarda bulundu. Bu analizlerde Katar devleti terörizmle ve özellikle de İhvan-ı Müslimin olmak üzere terör hareketlerini kucaklamakla suçlandı. Diğer yandan el-Arabiya kanalı, Katar Emiri’nin babası Şeyh Hammad bin Halife ile Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi arasında geçen bir diyaloğun ses kaydını yayınladı. Suudi Arabistan’a karşı eleştiri ve saldırıların yer aldığı kayıtta, krallığın çöküşü öngörülüyor. Yemen’in eski lideri Ali Abdullah Salih ile olan bir konuşmayı da aktaran bu kayıtta, Katar’ın eski emirinin, Suudi Arabistan’ı yıkıcı bir tahribata götürecek bir kampanya konusunda yardım talebi ortaya çıktı.

el-Cezire‘nin öncülük teşkil ettiği Katar’ın dev medya imparatorluğu, bu kampanyaya karşı herhangi bir cevap ya da açıklama getirmeyerek olağan yayın akışına devam etti. Bu durum Katar karşıtı kampanya için uzun süre bir çeşit güvenirlilik durumu sağladı. Katarlı yetkililerden açıklama ise birkaç saat geçmeden geldi. Katar haber ajansında yer alan kısa açıklamada, bilinmeyen hedefler tarafından saldırıya maruz kalındığı vurgulandı.

el-Arabiya kanalının geçtiği bir son dakika haberi ise Katar’daki “belirsizlik” durumunu arttırdı. Habere göre, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan ve BAE elçiliklerine 24 saat içinde Doha’yı terk etmelerini söyledi. Haberin ardından Katar Dışişleri Bakanlığı açıklamayı yalanladı. Ancak bu hamle krizin tırmanmasını engelleyemedi.

Olayın akabinde Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn olağanüstü bir kararla el-Cezire haber sitesini ve internet sitesi üzerinden yayın yapan tüm Katarlı gazeteleri kapattılar. Katar’ın Temim’e ithaf edilen sözleri tekzip etmesi ve Katarlı haber ajanslarına sızıntı yapıldığına dair açıklamalar, Suudi Arabistan açısından pek inandırıcı bulunmadı. Dolayısıyla krizin şiddeti daha da artarak Katar aleyhine düzenlenen kampanyalar son hızıyla devam etti.

Katar ile BAE – Suudi Arabistan ilişkilerindeki krizin üzerinde durmamız gereken iki önemli olaylar zincirinden sonra geldiği dikkat çekiyor.

Birincisi: Amerikan Başkanı Trump’ın Riyad ziyareti. Ziyaret sırasında Suudi Arabistan, Körfez ve Arap İslam zirvelerine katılan Trump bu toplantılarda terör ile savaşa odaklandı, İran’ı bölge istikrarının bozulmasında büyük rol oynamakla suçlayarak, bu savaşta süngünün ucu olarak kabul etti. ABD Başkanı, Katar Emiri ile gerginliğin damga vurduğu bir toplantı düzenledi.

İkincisi: Amerikan ve Batılı gazetelerde Katar hakkında sayısız makalenin piyasaya sürülmesi. Bu makalelerden sonuncusu ünlü Foreign Policy dergisinde John Hannah tarafından kaleme alınan yazı oldu. Daha önce Amerikan Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında çalışan ve eski başkan yardımcısı Dick Cheney’nin ulusal güvenlik danışmanı olan Hannah, yazısında Katar’a karşı bir dizi suçlamada bulundu. Makalede terörü desteklemekle suçlanan Katar, Irak’ta Amerikalıların öldürülmesine teşvik etmek, Arap baharını radikal İslam kışına çevirmek için el-Cezire‘yi aktif bir şekilde kullanmak, İslamcı gruplara Suriye’de savaşmaları için finansman ve silah sağlamanın yanı sıra 11 Eylül saldırısının planlayıcısı Halid Şeyh Muhammed’i Doha’da saklayarak Afganistan’a kaçışını kolaylaştırmak gibi konularda açık bir suçlamaya maruz kaldı. Tüm bunlara ilaveten makalede ikiyüzlü politika izlemekle de itham edilen Katar, Amerikalı analiste göre bir yandan Irak’ı bombalamak için havalanan ABD üslerini ülkesinde barındırırken, diğer yandan da Saddam Hüseyin’in yanında yer alıyor ve ona medya desteği sağlıyordu.

Prens Temim Riyad zirvesinde soğuk karşılandı. Umman Sultanlığı Başbakan Yardımcısı ve Heyet Başkanı Seyyid Fehd bin Mahmud ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Nayef’in kısa konuşması dışında kimse Temim ile karşılıklı diyaloğa girmedi. Zirvede yer alan kaynaklar, Prens Muhammed bin Zayed’in Prens Temim ile konuşmadığını ya da elini dahi sıkmadığını aktardı. Katar Emiri Temim bin Hammad al-San ise protokolü kırarak fotoğraflardan birinde Başkan Trump’ın yanında yer aldı.

***

Katarlı medya imparatorluğunun bütün kollarının haber ajanslarının bir sızıntı yoluyla saldırıya uğradığı meselesini aydınlatma girişimleri, Emir Temim’e isnat edilen açıklamaların yalanlanması, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısırlı elçilerin sınır dışı edilmesi kararından geri dönülmesi gibi gelişmeler, Katar’ın söz konusu krizi absorbe etme girişimi ve ortalığı yatıştırmaya karar verdiğini düşündürüyor. Ancak biz, diğer tarafın, Katar devletinin “Müslüman Kardeşler” ve medya araçlarına desteğini kesene, İran’a karşı düşman kılıcı çekene ve Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ile üçlü siyasete harfiyen uyana kadar bu tırmandırmaya devam edebileceğini düşünüyoruz.

Körfez kaynakları, Amerika’nın yeşil ışığıyla Katar’da hükümetin zirvesinde değişim operasyonu yürütmek için bir takım senaryolar olduğu haberini sızdırdı. Biz bu senaryoyu doğrulayan herhangi bir bulgu elde edemedik, ancak 1996 yılında geçmiş Katar Emirini devirmek için gerçekleşen darbe girişiminin ışığında değerlendirdiğimizde bunu uzak görmüyoruz. Bugün Katar’ın karşısında olan 3 ülke, yani BAE, Mısır ve Suudi Arabistan 1996 yılında da başarısız darbe girişimine silah, para ve asker sağlayarak destek vermişti.

Tarih tekerrür mü ediyor? Cevabını henüz bilmiyoruz. Ancak tehlikeli kriz, büyüyen bölünme, Yemen’de iki yıldır devam eden savaşa girmeye tereddüt etmeyen ve İran’a karşı savaş davulları çalan Suudi Arabistan ve BAE ittifakının ışığında bu günlerde hiçbir ihtimal uzak görünmüyor.

Bir diğer bir soru ise şu: Katar’ı savunmak ve yanında durmak için kim yardıma koşacak? Suriye’de ve kısmen Irak’ta müttefik güçleri ile birlikte Katar’ın savaştığı İran mı, ABD ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra tüm komşuları ile düşmanlık halinde olan Türkiye mi, yoksa ABD’nin (Katar’daki) “el-Udeyd” hava üssü mü?

Akıl ve sağduyunun bir kenara atıldığı şu dönemde, Katar’ın benzeri görülmemiş bir krizin ortasında kötü niyetli düşmanlar ve az sayıda müttefik ile karşı karşıya olduğunu kabul etmekten ve soru sormaktan başka elimizden hiçbir şey gelmiyor.

Çeviri: Merve Soydaş

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz