Pazartesi , 26 Haziran 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Arap NATO’su komplosu ve Türkiye’nin rolü
Arap NATO’su komplosu ve Türkiye’nin rolü

Arap NATO’su komplosu ve Türkiye’nin rolü

Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Trump’ın Ortadoğu’ya gerçekleştireceği ziyaretin bölge ülkeleri arasında İran’a karşı bir “birlik” kurmayı hedeflediğini açıkladı. Türkiye’de muhalefet ise, Türkiye’nin Katar’a askeri üs kurup 500-600 asker konuşlandırmasını İran’a karşı Körfez’in giriştiği macerada rol alma çabası olarak okuyor.

Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın yakında gerçekleştireceği ilk yurt dışı seyahatin istikameti kadar amacı da; kim, kiminle, hangi tarafta sorularının cevabını oluşturacak nitelikte. Fakat Amerikan başkanlarının gerçekleştirdiği ziyaretlerin ortak özelliğini yansıtan bir karaktere sahip: Barışa değil savaşa, ölüme, kana, göz yaşına kapı açan ziyaretler bunlar…

Donald Trump ilk yurtdışı seyahetini Suudi Arabistan’a ve ardından da İsrail’e gerçekleştirecek. Gerçekleşecek bu ziyaretlerde ortak bir amaç da söz konusu: ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un ifadesi ile, “Bölge ülkeleri arasında İran’a karşı bir “birlik” kurmak”.
Aslında her şey takip edenler için gayet net. Kartlar artık açık oynanıyor. Özellikle Suudi Arabistan ve İsrail uzun zamandır İslami İran’a karşı ortak bir cephe oluşturma amacına dönük zemin oluşturma çalışmalarını sürdürüyor ve bunu gizlemiyorlardı. Şimdi Trump’ın ziyareti ile birlikte amaçlanan şeyi ete kemiğe büründürmek istiyorlar. Bir tarafta başını İslami İran’ın çektiği Direniş Cephesi, diğer tarafta ise Amerika, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer Körfez krallıklarından oluşan blok. Saflar gayet açık, gayet net.
Bu aslında evvelden beri var olan ama adı yeni konan, Trump’ın bu gezisi ile vucut bulmasına dönük adımların atılacağı bahse konu cepheleşmede Türkiye nasıl bir tarvır ortaya koyacak? Türkiye ile Katar’ın Suudi Arabistan ve BAE gibi diğer körfez ülkelerine göre politikalarında nisbi farklılıklar söz konusu idi. Şimdi bu yeni tanzim edilen cephede onlar da var olacaklar mı?
Türkiye ve bölge politikalarında birlikte hareket ettiği Katar’ın İran’a karşı hazırlanan bu komploda rol sahibi olmak istediklerine dair bilgiler, bu haberler basına sızmaya başladığı zamandan beri konu edildi. Fakat hanüz bu noktada eni boyu belli olan netleşmiş bir veri yok. Her iki ülkenin de bu noktada duruşu ile ilgili olarak Al-Monitor’da Fehim Taştekin imsası ile yayınlanan yazı önemli tespitler içeriyor. Söz konusu yazıyı bu çerçevede ilginize sunuyoruz…
 Türkiye Katar’a jandarma mı oluyor?
Türkiye yumuşak güç politikasıyla eski nüfuz alanlarında varlığını artırma çabalarına askeri boyut katma konusunda çok istekli. Afganistan, Kosova, Bosna Hersek ve Irak gibi yerlerde eğitim, imar ya da barışı koruma amaçlı askeri varlığı Somali ve Katar’da inşa edilen üslerle yeni bir anlam kazandı.
Osmanlı özlemiyle demlenen siyasal çevreler için heyecan verici bir açılım.
Ancak bu açılım milliyetçi çevrelerin gururunu okşasa da muhalefet “Türkiye, Katar’a neden ve neyin karşılığında güvenlik şemsiyesi oluşturuyor, hedef İran mı?” sorusuna yanıt arıyor.
Müttefiklerle askeri açılım çerçevesinde Meclis Dışişleri Komisyonu son olarak 4 Mayıs’ta Moğolistan ile Askeri Eğitim İş Birliği Anlaşması, Arnavutluk ile Güvenlik İşbirliği Anlaşması, Katar ile Jandarma Eğitim ve Öğretimine İlişkin İşbirliği Protokolü ve Katar Topraklarında Türk Kuvvetlerinin Konuşlandırılmasına İlişkin Uygulama Anlaşması’nı görüşüp onayladı.
Bu anlaşmalarla ilgili kanun tasarıları yakında Meclis Genel Kurulu’nda da oylanacak.
Katar ile yapılan anlaşmalar hepsinden daha fazla dikkate değer.
2016’da Türkiye’nin Katar’da bir askeri üs inşa etmesine yönelik bir anlaşma imzalanmıştı. Bu anlaşma daha sonra tadil edilirken üsse yerleştirilecek askerlerle ilgili koşullar da netleşti. 4 Mayıs’taki komisyon toplantısında Milli Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tuğgeneral İhsan Bülbül bazı detaylar verdi. Buna göre anlaşma çerçevesinde Doha’da müşterek Türk-Katar tümen taktik karargâhı kurulacak. Bu karargâha 500-600 asker konuşlandırılacak. Karargâhın komutanı tümgeneral rütbesinde bir Katarlı subay olacak. Yardımcılığını tuğgeneral rütbesinde bir Türk üstlenecek.
Anlaşma metninde amaç “Katar’ın savunma imkân ve kabiliyetini geliştirmek”, “Ortak eğitim ve tatbikat icra etmek”, “İki ülkenin mutabık olduğu diğer görevleri yerine getirmek” olarak tanımlanıyor. Anlaşmaya göre üssün kurulması ve yürütülecek faaliyetlerle ilgili tüm maliyet Katar tarafından üstlenecek. Ucu açık olan anlaşma 10 yılın sonunda taraflardan biri “bitti” demedikçe otomatik olarak her beş yılda bir uzatılacak.
Al-Monitor’un ulaştığı tutanaklara bakıldığına bakılırsa Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı adına toplantıya katılan yetkililerin muhalefetten gelen sorulara yanıt vermekte zorlandıkları görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın Türkiye ile ticaret hacmi 1.3 milyar doları geçmeyen Katar’ın neden bu kadar önemsendiğine dair ısrarlı soruları üzerine Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ümit Yardım, İslam Devleti (IŞİD), El Kaide ve FETÖ’nün ortak tehdit olduğunu, Katar’ın 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında Türkiye’ye destek veren ülkelerin başında geldiğini, bu ülkenin ABD’nin de müttefiki olduğunu ve stratejik önem taşıdığını söylüyor. Ancak stratejik önemin ne olduğuna dair tatmin edici izahat getiremiyor.
Türkiye’deki üsleri kullanan yabancı güçlerin masraflarını kendilerinin karşıladığını hatırlatan Salıcı ise sorularına yanıt alamadığını belirtip tekrar soruyor:
“Katar topraklarında her türlü ayrıcalığa sahip olunacak ve her türlü masraf Katar tarafından karşılanacak. Katar deneyimli bir askeri gücü kendi ülkesine davet ediyor. Türkçesi budur. Bu ‘Beni koruyun’ demektir. Türkiye, Katar’ı neyin karşılığında koruyor? Türkiye, Katar’a bir güvenlik şemsiyesi kurmuyorsa; İran’a karşı, Suudi Arabistan’la İran arasındaki çekişmeye karşı, Yemen’deki itiş kakışlara karşı bir güvenlik şemsiyesi kurmuyorsa nedir bu?”
Katar 11 bin 586 kilometre karelik yüz ölçümü ile Türkiye’nin 25 ilinden daha küçük yer işgal eden bir ülke. 39 ilçeli İstanbul’un 22 ilçesinden daha az vatandaşa sahip. Katar’da yaşayan toplam 2.6 milyon insanın sadece 313 bini kendi vatandaşı. Doğalgaz ve petrol zengini bu ülkenin askeri gücü ziyadesiyle mütevazı. Ordusundaki asker sayısı sadece 11 bin 800. Bir nevi güvenliğini El Udeyd Üssü’ndeki 10 bin Amerikan askerine borçlu.
Son yıllarda Libya ve Suriye’deki vekâlet savaşlarında başı çeken ve Suudi Arabistan’ın itelemesiyle Bahreyn ile Yemen’deki operasyonlara iştirak eden Katar’ın ABD dışında bir güçle ortak savunma konsepti geliştirmesi gayet anlaşılır bir durum. Anlaşılmaz duran Türkiye’nin Katar’la neden bu denli askeri ilişkiye girdiğidir. Muhalefet Suriye bataklığından sonra Katar ve Suudi Arabistan’la geliştirilen askeri ilişkilerin mantığını sorguluyor.
CHP kanadı, iktidarın Türkiye’yi İran ile Körfez ülkeleri arasındaki mezhepçi kamplaşmanın parçası haline getirdiğini, bu anlaşmaların hedefinin de İran olduğunu düşünüyor. Dışişleri Komisyonu’nun CHP’li üyesi Mevlüt Dudu, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede, anlaşmadaki muğlaklıklara dikkat çekerek şunları söyledi: “Ucu açık bir anlaşma, ne olduğu anlaşılmıyor. ‘Her türlü yardım’ gibi belirsiz ifadeler var. Katar’ın stratejik öneminden bahsediliyor. Peki, Katar’ın stratejik önemi nedir? Bunun yanıtı yok. Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlığı bir türlü ne olduğunu açıklayamıyor. Bize göre Türkiye’nin Katar’da üs kurmasını gerektirecek bir durum yok. Bunu İran’a karşı bir tavır olarak görüyorum. Anlaşmaya başka bir anlam veremiyorum. Orta Doğu’da gerginlikler giderek artarken bizi bunun bir parçası haline getirmeye çalışıyorlar. Suudilerin liderliğinde Sünni blok oluşturma gayreti var. Doha’daki üssün tüm masraflarını Katar karşılıyor. Parayla bize jandarmalık mı yaptırmak istiyorlar. Bu, Türkiye açısından son derece gereksiz bir maceradır. Şimdi komisyondan geçti ama taslak Meclis Genel Kurulu’na geldiğinde ciddi tartışmalar olacaktır.”
26 Nisan 2016’da dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, imza töreni için Doha’ya gittiğinde Ankara’daki diplomatik ve siyasi kaynaklar anlaşmayı basına şu vurgularla yansıtmıştı:

Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı sırasında terk ettiği Katar’a yüzyıl sonra Türk askerinin dönmesinin önü tamamen açıldı.

  • Türkiye’nin Katar’da askeri bir üs kurması, İran’ın bölgede artan etkisini dengeleme amacı taşıyor.                                                                              
  • Türk üssü, Türkiye-Katar-Suudi Arabistan arasındaki Sünni ittifakının güvenlik alanındaki yansıması olarak değerlendiriliyor.                                       
  • Üsteki Türk askerileri bölgede oluşabilecek ciddi krizlere uluslararası toplumun vereceği destek çerçevesinde müdahale edebilecek.
Aynı dönemde devlete ait TRT Avaz Televizyonu’nun yaptığı şu yorum da iktidar çevrelerinin bakış açısını yansıtması açısından kayda değerdi: “Bu anlaşma Türk savunma sanayinin yeni pazarlar bulması açısından oldukça önemli. Peki, Türkiye’nin Orta Doğu’nun göbeğinde üs sahibi olması ne anlama geliyor? Türkiye ve Katar Orta Doğu’daki krizlerde birbirine yakın bir duruş sergiliyor. Suriye’de muhaliflere destek konusunda iki ülkenin tutumu da aynı Irak ve Yemen’deki krizlerde de duruşları benzer. Bu ittifak Katar açısından da ayrı bir önem taşıyor. Çünkü ‘Sünni Doha yönetimi’ ABD’nin Şii İran’la buzları eritmesinden rahatsız. Askeri caydırıcılık açısından ülkesindeki Amerikan birliklerini yeterli görmüyor. Katar bu açığı Türkiye ile iş birliğine giderek kapatmaya çalışıyor.”
İktidara yakın çevrelerde Katar’a üs kurulmasını Türk-Amerikan rekabeti denklemine oturma eğilimi de var. Ancak Doha’daki karar mekanizmasının ne ABD’den ne de Suudi Arabistan’dan bağımsız işlemesi olası değil.
Esasen Suriye, Bahreyn ve Yemen’deki krizlere kadar Katar, Suudi Arabistan’ın bütün baskılarına rağmen İran’a karşı daha dengeli bir yaklaşım içindeydi. Hatta ülkesinde Amerikan güçlerine açtığı üsleri, İran’a karşı olası bir operasyonda kullandırmayacağını söylüyordu. Bu yaklaşımda Güney Pars doğal gaz havzasını İran’la paylaşıyor olması etkiliydi.
Katar 2011’den sonra Arap isyanlarının askerileşmesine paralel olarak İran’la karşı kamplara savrulurken Tahran’la gerilimden kaçınan politikanın yerinde durup durmadığı belirsizleşti.
Elbette Körfez İşbirliği Konseyi’nin üyesi olarak Katar’ın Suudi Arabistan ile İran arasında artan gerilimden kendini sonsuza kadar uzakta tutması zor.
Donald Trump ile birlikte ABD İran’ı hedefe koyan eski politikaya dönülmesi ve Riyad-Tahran restleşmesi nedeniyle Körfez’in suları endişe verici boyutlarda kabarık. 2 Mayıs’ta Suudi Arabistan Savunma Bakanı Muhammed bin Selman “Savaşın Suudi Arabistan’a ulaşmasını beklemeden İran’ın sınırları içerisinde gerçekleşmesi için çalışacağız” diyerek düşmanlığı yeniden köpürttü.
İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehgan da “Suudiler düşüncesizce bir harekette bulunurlarsa Mekke ve Medine hariç tüm krallıkları İran ordusu tarafından yok edilecek” yanıtını verdi.
Bir tarafta bu gerilim diğer tarafta Türkiye’nin Riyad ve Doha ile askeri ortaklığı. Tam da bu noktada Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın şu sorusu önem kazanıyor: “Katar ile ‘ortak düşmana’ karşı savaşa mı gireceğiz? Suudi Arabistan ile ‘çok kapsamlı askeri anlaşmamızın’ bize getireceği olası maliyet, bizimle ilgisi olmayan bir savaşa bulaşmak mı olacak?”
İran’la artan gerilim nedeniyle Suudi Arabistan’ın, artan oranda Sünni dünyanın sesi olmaya çalışan Türkiye’nin askeri kapasitesinden medet umduğu aşikar.
Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin adımları hepten ‘İran’a karşı kamplaşma’ çerçevesine sığar mı? Yukarıda vurguladığım gibi kuşkusuz Suudi Arabistan ve Katar’la askeri iş birliği Suriye ve Yemen’de kendini iyiden iyiye hissettiren İran-Körfez çelişkisinin gölgesinde gerçekleşiyor. Ankara bu adımları atarken ister istemez “Teröre Karşı İslam İttifakı” adı altında İran’ı hedef alan ‘Sünni blok’ oluşturma ya da NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye ile silah envanterinde atom bombası bulunan Pakistan’ın katılımıyla “İslam NATO”su kurma hayalleri akla geliyor.
Türkiye’nin Arap dünyasında geliştirdiği ortaklıklara askeri boyut katması bölgesel dengeler ve kutuplaşmalardan tamamen bağımsız olmasa da Ankara’nın motivasyonuna dair şunu da ilave etmek gerekiyor: Türkiye yumuşak güç kapasitesini sert güç ile tamamlama ve gelişmekte olan savunma sanayisine müşteri bulma çabası içinde. Bu AKP iktidarının başından beri en önemli hayallerinden biri.
Yani Türkiye’nin İran’ı dengeleyici unsur olarak görülmesi, Katar ve Suudi Arabistan’la askeri iş birliğinin yolunu açsa da bu adımlar Ankara’nın bölgesel güç olma sevdasından bağımsız değil.
intizar.web.tr

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz