Pazartesi , 19 Şubat 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Atasoy Müftüoğlu-Jeopolitik Entrikalar
Atasoy Müftüoğlu-Jeopolitik Entrikalar

Atasoy Müftüoğlu-Jeopolitik Entrikalar

Bugünün dünyasında her toplumda, medya, jeopolitik çıkarların oluşturduğu gündem doğrultusunda özel bir dil, özel bir yorum biçimiyle zihinlerimizi yönlendiriyor. Her ülkede jeopolitik ihtiraslar etki çekişmelerine, jeopolitik temsillere neden oluyor. Kimi zaman ideolojik kibir, kimi zaman ırkçı-etnik kibir, kimi zaman mezhepçi kibir, bu kibir sahiplerini hakikatin sahibi oldukları iddiasına kadar sürükleyebiliyor. İdeolojik, etnik-ırkçı-mezhepçi kibir/bencillik hiçbir konuyu ahlaki temelde, felsefi temelde, İslami temelde konuşmuyor, tartışmıyor, müşavere etmiyor, yalnızca düşmanlıklar/rekabetler icat ediyor.

Küresel/seküler/emperyalist dünya, 1979’da İran’da maruz kaldığı derin-ağır jeopolitik hezimeti hiç unutamıyor. Bu jeopolitik hezimetin rövanşını bölge ülkelerindeki mezhepçi oportünizmi harekete geçirmek suretiyle almak istiyor. Arap Birliği, tarihinde ilk kez bölgede yaşanan Şii hareketliliği ve etkiyi kırmak üzere, Filistin için, Kudüs için kurmayı düşünmediği bir Arap Ordusu kuruyor.

Modern militarist sekülerizmin temel rakibinin her dönemde İslam olduğunu hatırlamak gerekiyor. Modern militarist sekülerlik bütün dünyaya, İslam dünyası toplumlarına da tek ve baskın bir ideolojik çerçeveyi, entelektüel diktatörlüğü dayatıyor. İslam dünyası toplumları, tarihin nesnesi konumuna mahkum edildikleri için genel-emperyal kabulleri sorgulayabilecek bir irade oluşturamıyor, özgür zihinsel dünya kuramıyor. Modern zamanlarda bireyler ve toplumlar, ancak, farklı tercihleri, alternatif modelleri benimsemedikleri takdirde “özgür” olabiliyor.

Yeni emperyalizm finansal-siyasal-kültürel zihni egemenlikler yoluyla, küreselleşme yoluyla, neoliberal dünya görüşünün dayatılması yoluyla rahatlıkla sürdürülebiliyor.

İslam dünyası toplumlarında gelenekler Müslümanların akıldan feragat etmelerini, nihai anlamda bağımsız bir seçim yapmaktan feragat etmelerini, bağımsız bir düşünce iradesi ortaya koymaktan feragat etmelerini öngörüyor. Bu durum toplumlarımızda statükoların-konformizmlerin kurumsallaşmasına neden oluyor. Kurumsallaştırılmış düşünce yapılarının sınırları içerisinde yer alan Müslümanlar, farklı İslami yorumları-düşünceleri barbarca kriminalize etmeye çalışıyor. Literalist/lafzi yorumlar, akımlar, politik yönelişler, toplumların tamamına dayatılıyor. İslam medeniyetinin farklı gelenekleri-kültürleri-toplumları kuşatan-içeren özellikleri, nitelikleri unutuluyor, dikkate alınmıyor.

Zihinsel sömürge durumunda kalmak, hepimizi bir biçimde, farklı boyutlarda olsa da aptallaştırıyor. Bu nedenle olayların anlamları üzerinde düşünmek yerine, jeopolitik entrikalar etrafında sansasyonel benmerkezcilikler sergiliyoruz, partizancı yorumlar yapıyoruz. Güncelliğin ve yerelliğin sınırlarını aşamadığımız için, büyük farkındalıklara sahip değiliz. Büyük farkındalıklar içerisinde bulunuyor olsaydık, etrafımızda olup bitenlerin, emperyal akıl/irade doğrultusunda şekillendiğini görüyor olacaktık.

Aziz İslam’ın, farklı milliyetçiliklerle, farklı ulus-devlet pragmatizmleriyle, farklı mezhepçi yorum ve yaklaşımlarla uzlaştırılmaya çalışılması, hepimizi ümmeti gözeten ilkelere/ahlaka yabancılaştırıyor. İslam, her ulus-devlette toplumsal-ulusal dayanışma aracına dönüştürülüyor. Teopolitik ihtiraslar-entrikalar söz konusu olduğunda, ulus-devletler İslam’ı milliyetçiliklerle, mezhepçiliklerle sentezleyerek, politik oyunların bir parçası haline getiriyor.

Jeopolitik ihtiraslar söz konusu olduğunda, İslami aidiyetler hemen askıya alınabiliyor. Günümüzde İslam’ın ulus-devlet iktidarlarının, politikalarının istikrarına/çıkarlarına hizmet eden kültürel bir varlığa dönüştürülmüş olması karşısında İslami düşünce hayatının sesiz kalması anlaşılması mümkün olmayan bir durumdur. Metafizik bir içerikle sınırlı bir din algısının ısrarla gündemde tutuluyor olması, üzerinde durulması gereken bir başka öncelikli konudur. Siyasal sorunlar, krizler, bunalımlar sırasında, içerisinde yaşadığımız günlerde tanık olduğumuz üzere, devlet seçkinlerinin, dini hayatın önde gelen sözcülerinin, Müslüman yazarların İslam’ı milliyetçilik ve mezhepçilikle uzlaştırmaya çalışması, ihtiyaç duyulduğunda İslam’ın nasıl araçsallaştırıldığına ilişkin çok çarpıcı bir örnektir.

Sekülerist yapılara tabi kılınan dinin, oportünist gerekçelerle devlet aracı olarak kullanılması, dinin toplumsal alandaki sembolik işlevlerinin harekete geçirilmesi ibretle takip edilmesi gereken tuhaf uygulamalardır. Jeopolitik çıkarlar adına dinin ve mezhebin araçsallaştırılması, dinin sembolik dilinin ve kaynaklarının propaganda unsuru olarak kullanılması kayıtsız kalamayacağımız büyük bir sapmaya işaret eder.

Uluslararası, bölgesel politik sorunlar, gerilimler söz konusu olduğunda, Müslümanların, Müslüman yazarların İslami tercihlerinin bir ümmet-medeniyet tasavvuru/bilinci tarafından değil, sentezci politik yaklaşımlar tarafından, bu temelde şekillenmesi umut kırıcı bir durumun adıdır.

islamianaliz

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz