Cumartesi , 19 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Bir İngiliz Oyunu Kadıyanilik: Sömürgecilerinizi Sevin! + FOTO
Bir İngiliz Oyunu Kadıyanilik: Sömürgecilerinizi Sevin! + FOTO

Bir İngiliz Oyunu Kadıyanilik: Sömürgecilerinizi Sevin! + FOTO

Kadıyânilerin, geçtiğimiz hafta 30.000 kişiyle İngiltere’de yaptıkları toplantının da bir gövde gösterisi olarak parlatıldığını not düşelim. Sloganlarından biri “Herkesi sevin, kimseden nefret etmeyin” olan Kadıyânîlerin aslında “işgalcilerinizi/ sömürgecilerinizi sevin” demek istediğini anlamak için tarihlerine kısa bir bakış yeterlidir.

Nobel ödülü alan “ilk Müslüman bilim adamı” Prof. Abdüsselam’ın, Birleşmiş Milletler Adalet Divanı Başkanlığı yapmış Sir Zaferullah Han’ın, “ilk Oscar ödülünü alan Müslüman aktör” Mahershala Ali’nin de Kadıyânî olduğunu göz önünde bulundurursak, küresel güçlerin Kadıyânîlere olan onayının derinliğini daha net görebiliriz.Nedir Kadiyânîlik?

Mirza Gulâm Ahmed Kādiyânî (ö. 1908) tarafından Hindistan’ın Pencap eyaletinde 1880’de yani İngilizlerin Hindistan’ı sömürge altına aldıktan kısa bir süre sonra ortaya çıkan dinî hareketin adıdır Kadiyânîlik.

Gulâm Ahmed, Hindistan’da Pencap eyaletinin Gurdâspûr bölgesinde küçük bir kasaba olan Kādiyân’da kendi ifadesiyle 1839 yılında dünyaya gelmiştir.

Eğitimine Kur’ân-ı Kerîm, Arapça ve Farsça öğrenmekle başlayan Gulâm Ahmed, daha sonra mantık ve felsefe dersleri alıp babasından da hekimlikle ilgili bazı bilgiler edindi. Babası onu Siyâlkût’a gönderip bölge mahkemesinde hukukçu olmasını istedi. 1864’te Siyâlkût’a memur olarak giden Gulâm orada hukuk imtihanında başarılı olamadı, babasının çağrısı üzerine Kādiyân’a döndü (1868) ve inziva hayatı yaşamaya başladı.

Bu inziva döneminde Kur’an, tefsir, hadis alanında ve diğer dinler üzerinde çalışmalar yaparak denemeler kaleme aldı. Kendisinin “vahiy” dediği bazı sesler duyduğunu ileri sürmesi de bu yıllara rastlar.

Gulâm Ahmed, 1876 yılından itibaren gazetelerde Hindular ve Hıristiyanlara karşı yazılar yazdı. 1857 sipahi ayaklanması sonucunda tamamen İngiliz hâkimiyeti altına giren Hindistan’da Hindular’la Hıristiyanların Hint Müslümanlarına hücum ettiği bir dönemde İslâm’ı savunmak için girişilen bu faaliyet beklenen ilgiyi çekti ve Gulâm Ahmed’in pek farkına varılmayan kişiliği ön plana çıktı.

Artık işin rengi iyiden iyiye değişmeye başlamıştı, çünkü o yıldan sonra Hıristiyanlar aleyhine tekbir söz dahi sarf etmeyecekti.

Önce 1885 yılında kendisinin yüzyılın müceddidi olduğunu ilân etti. Hindular’ın Arya Samac grubuyla giriştiği tartışmanın sonunda Sürme-i Çeşme-i Arya adlı kitabını yayımladı. 1 Aralık 1888’de Luziyana’da, Allah’ın kendisine taraftarlarından biat almasını ve ayrı bir cemaat oluşturmasını emrettiğini bildirdi.

Gulâm Ahmed biraz daha ileri giderek 1891 yılında, aldığı vahiy ve ilhamlara göre İsâ b. Meryem’in diğer nebiler gibi tabii bir ölümle öldüğünü, Allah’ın kendisini Hıristiyanların ve Müslümanların beklediği Mesîh ve Mehdî olarak gönderdiğini söyledi.

1876 yılından itibaren gazetelerde Hindular ve Hıristiyanlara karşı yazdığı yazıları yüzünden ekilen nefret tohumlarında yüzlerce ve hatta binlerce insan öldürülmemiş gibi ağız değiştirerek; hem Hz. Muhammed’in hem de Îsâ’nın ruhunu taşıdığı için her şeyi barışçıl yollarla çözmek gerekir der ve; cihadını kılıçla değil tebliğle yaparak İslâm’ı yaymalıyız notunu düşer.

Bu aşırı iddialarından dolayı başta Müslümanlar olmak üzere Hıristiyanlar ve Hindular da Gulâm Ahmed’e şiddetle karşı çıktılar. Daha önce Gulâm Ahmed’i öven Muhammed Hüseyin el-Batalevî, 8 Mayıs 1891) Luziyana’da onun küfrüne dair bir fetva neşretti. Ancak Gulâm Ahmed bu karşı çıkışlara rağmen her ne kadar o dönemde kitap basmak oldukça külfetli ve bir o kadar da siyasi açıdan sıkıntılı olmasına rağmen arka arkaya yayımlanan, Arapça kaleme aldığı Kerâmâtü’ś-śâdıķīn (1893), Ĥamâmetü’l-Büşrâ (1893), Nûrü’l-ĥaķ (1894) ve Sırrü’l-Hilâfe (1894) adlı eserlerinde iddialarını sürdürür.

Aslında çok da şaşırmamak gereken bir döneme girilir; Muhaliflerinin felâket ve ölüm gibi kötü gelecekleriyle ilgili kehanetlerde bulunan Gulâm Ahmed, her gün ve her hafta bir muhalifinin ölüm haberini aldıkça etki sahasını mucizevari bir şekilde genişletmesini çok iyi bilmiştir. Elbette bu İlahi bir oyun değil; tamamen İngilizlerin Hindistan üzerindeki hakimiyetini perçinlemek için suikastçıların silahlarından çıkan mermilerin işiydi.

Artık vakit gelmişti. Hindistan’da ara ara patlak veren İngilizlere karşı isyanların gazını almak için Gulâm Ahmed 26-29 Aralık 1896’da Lahor’da Hindular tarafından düzenlenen dinler konferansına katılıp bu münasebetle İslâmî Uśûl ke Felâsifî (1899) adlı eserini yazdı. Ardından İngiliz hükümetine bağlılığını dile getirip adalet ve iyilik yıldızı olarak gördüğü kraliçenin duacısı olduğunu açıklayan Tuĥfe-i Ķayśeriyye ile (Lahor/1899) Sitâre-i Ķayśere’yi (Lahor/1899) kaleme aldı.

Daha sonraki yıllarda ise taraftarları onu “Nebî” ve “Resul” sıfatları  ile anmaya başlamıştır.
26 Mayıs 1908’de bir toplantı için bulunduğu Lahor’da ansızın ölen Gulâm Ahmed, ertesi gün Kādiyân’a götürülerek orada taraftarları için ayrılan Bihiştî Makbere’ye gömüldü. Cenaze namazından önce, onun 14 Aralık 1905’te yayımladığı vasiyetine uyularak sağlığında oluşturulan Sadr-ı Encümen-i Ahmediyye’nin ileri gelenlerinden Kādiyân’da hazır bulunanların katılımıyla yapılan seçimde Hakîm Nûreddin mesîhin birinci halifesi sıfatıyla hareketin başına getirildi.

Nübüvvet, mehdîlik ve cihadın konumu dışında İslâm’ın temel ilkeleri açısından Ehl-i sünnet âlimleri gibi düşünen Kādiyânîler amelî bakımdan Hanefî fıkhına tâbidir.

Günümüzde Pakistan dahil 2 milyon dolayında bir nüfusa sahip bulunan Kādiyânîler faaliyetlerinin ağırlığını yarın, öbür gün yine İngilizlerin işlerine yarar diye; Avrupa, Asya, Pasifik, Amerika ve kısmen Afrika misyonlarına kaydırmışlardır.

Kādiyânîler’in başlıca gelir kaynakları Kādiyân ve Lahor’a beytülmâl hissesi olarak gönderilmesi gereken zekâttır. İkinci gelir kaynağı her ay yapılan mecburi ödemelerdir. Buna göre her Kādiyânî, aylık gelirinin on altıda birini mecburi olarak ve düzenli bir şekilde hareketin malî organizasyonuna öder. Ayrıca fedakârlık ve cömertlik derecesine göre gelirinin onda birinden üçte birine kadar olan bölümünü hareketin fonlarına aktarır. Bunların dışında her Kādiyânî’nin, ölümü halinde malının onda birini mezhebe ayırması ve bu hususu önceden vasiyetine kaydetmesi istenir.

 

 

 

 

 

Ehlader

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz