Cuma , 15 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Burak Kıllıoğlu: ‘Küresel sistemin yaramaz çocuğu’ sıcak paradan gelecek fayda, uzun vadede zarara dönüşmekte
Burak Kıllıoğlu: ‘Küresel sistemin yaramaz çocuğu’ sıcak paradan gelecek fayda, uzun vadede zarara dönüşmekte

Burak Kıllıoğlu: ‘Küresel sistemin yaramaz çocuğu’ sıcak paradan gelecek fayda, uzun vadede zarara dönüşmekte

Milli Gazete Yazarı Burak Kıllıoğlu’nun “Sıcak paradan gelecek fayda” başlıklı yeni yazısı şöyle:

Sadece birtakım maddi verileri ölçüt kabul ederek “zenginleştik”, “kalkındık”, “çağ atladık” denebilir mi? Sadece resmi istatistik kurumunun verilerini baz alarak “şuradan şuraya geldik” demekle ortaya bir başarı öyküsü konabilir mi?

Malum olduğu üzere, istatistikler, baktığınız yere göre değişkenlik gösterebilir. Bakış açınız kapitalistleştiyse eğer, mesela, işsiz sayısındaki artışı ve yüzde 11’i geçen işsizlik oranını sadece bir matematiksel veri olarak görür, içeriğindeki her bir “veri”nin insandan oluştuğunu es geçebilirsiniz. Ve “işsizlik oranı bu kadar ama şu kadar da yeni iş sağladık” cümlesinin arkasına saklanabilirsiniz. Evet, bir ayda misal 300 bin yeni iş üretilmiş ama 350 bin kişi de işsiz kalmışsa, yeni işlerle övünürsünüz, yoksa işsiz kalanların durumuna mı üzülürsünüz? Bir kapitalistin tercihi bellidir burada.

Ekonomik bir büyüme sağlayabilmek adına “her yol mübah” diyebilir bir kapitalist. Para nereden gelirse gelsin, niteliği ne olursa olsun da deme durumundadır kapitalist ahlak/ahlaksızlık gereği. Yüksek faiz verip küresel ölçekte “serseri mayın” gibi dolanan sıcak parayı (yani spekülatif sermayeyi, yani yüksek kazancı görünce anında çekip gidebilen sermayeyi) çekerek büyümek şart mıdır mesela? Böylesi bir yola sapmak olmazsa olmaz mıdır? Yoksa inancın, ahlakın ve vicdanın emrettiği birtakım ölçütleri gözeterek iş yapmak zor mu gelmektedir?

Finans kapital, bir bakıma oturduğu yerden, emek sarfetmeden, spekülatif işler peşine düşerek kazanç sağlamaksa ve mesela faiz üzerinden kazanç elde etmek de yasaklanmışsa, ekonomik büyümeyi böylesi bir “faizle borçlan-harcayıp büyü-borcu ödemek için borçlan” fasit dairesine dayandırmak ne kadar doğrudur? Bu neden tartışılmamaktadır?

Ki, ülkemiz ekonomik yapısı gereği her sene ortalama yüzde 4.5 civarında büyümeyi “de facto” olarak sağlamaktadır. “Tu kaka” edilen koalisyonlar döneminde de bu durum değişmemiştir. (Cumhuriyet tarihinin en yüksek büyümesinin görüldüğü 54. Hükümet de pekala bir koalisyondur) Dolayısıyla, iyi kötü belli bir patikada ilerleyebilen bir ekonomiyi, “küresel sistemin yaramaz çocuğu” sıcak paraya bu denli bağımlı kılmak doğru olabilir mi? Bu duruma halk tabiriyle “el parasıyla zenginlik” denmez mi?

Bankaların, yani borç para verip faizinden kazanç sağlayan kurumların, kazanç anlamında “altın çağlarını” yaşamaları da mı bir şeyler ifade etmiyor? Bakınız, Türkiye pazarına girebilmek için sırada bekleyen yeni bankalar var. Çünkü “tatlı kazancı” görmüşler ve iştahları kabarmış durumda.

Belli bir süre bu küresel ölçekteki para bolluğunun ekmeğini yemek mümkün oldu. Ancak her borcun bir de ödemesi vardı elbette. Borç alınan parayı ve faizini ödeyebilmek için de borç alınıyorsa eğer, ortada sıkıntının büyüğü var demektir. Öyle olduğunu da her gün yaşamaktayız.

Tüketim arttı diye gelişiyoruz, kalkınıyoruz şeklinde bir çıkarım yapmakla, 30 sene öncenin dünyasıyla bugünün dünyasını kıyaslamak aynı derecede absürd değil midir? Misal, 10-15 sene önce kredi ve kredi kartı gibi (tam da küresel ekonomik sistemin sevdiği türden finansal araçlar) bu denli yaygın değilken, insanların harcama yapma potansiyellerinin az olduğunu görmek için ekonomi uzmanı olmaya gerek yok ki. Harcama kanallarının çeşitlenmesi insanların mal ve hizmetlere daha kolay erişimini sağladı ama öte yandan da daha fazla tüketmesine ve birikim yapamamasına neden oldu. Bu önemli bir noktadır. Birikim yapamayan insanlar için yegane kaynak bankalardır artık. Sokaktaki adam, küresel ekonomik sisteme dahil oldu böylece.

Polyannacılık yapmak istersek, “herkeste cep telefonu var”, “şu kadar milyon araba var”, “AVM’lerden insanlar taşıyor” gibi cümleler kurabiliriz. Ancak, “her yol mübah” deme lüksümüz olmadığına göre, “para nereden gelirse gelsin” de, “işsizlikten bize ne” de, “vatandaşın borcu artıyorsa artsın, ne olmuş ki” de diyemeyiz.

Kapitalist sistemle bu kadar içli dışlı olmaya gerek yoktu sanki..

“Küresel sistemin yaramaz çocuğu” sıcak paradan gelecek fayda, uzun vadede zarara dönüşmekte.

islamivahdet.com

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz