Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » “Çatışmalar başlar başlamaz K. Süleymani A. Hameney’den Esad’a reform mesajı götürdü”
“Çatışmalar başlar başlamaz K. Süleymani A. Hameney’den Esad’a reform mesajı götürdü”

“Çatışmalar başlar başlamaz K. Süleymani A. Hameney’den Esad’a reform mesajı götürdü”

Tabnak sitesi bu konuyla ilgili olarak İran Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı ve eski Şam Büyükelçisi Hüseyin Şeyhülislam ile konuştu. “Kasım Süleymani çatışmaların başladığı ilk anlardan itibaren ölümlerin yaşanmaması ve reformların yapılması için Esad’a Rehber Ayetullah Hameney’in mesajını götürdü.”

IŞİD ile Arabistan arasında anlaşma mı yoksa anlaşmazlık mı var?

Ortadoğu zor günler geçiyor. IŞİD teröristlerinin Irak’a yönelik son saldırıları İslam âleminde ve uluslararası camiada büyük kaygılara neden oldu. Geçtiğimiz haftalarda Irak’ta yeni tehditlerin ortaya çıkmasına tanıklık ettik. IŞİD teröristlerinin bazı bölge ülkeleri ve Suudi destekli eylemleri ve Amerikalı yetkililerin bu terör tehdidi karşısındaki çelişkili uygulamaları bunun basitçe üzerinden geçilebilecek bir konu olmadığını gösteriyor.

TABNAK: IŞİD uyguladığı aşırı şiddet nedeniyle uluslararası çevrelerde tartışılması gereken bir fenomen haline gelmiştir. Ama bu düşüncenin kökeni gerçek anlamda neye dayanmaktadır? Kendisine muhalefet edenleri en vahşi şekilde öldüren bu örgüt hangi siyasi ideoloji ve okuldan kaynaklanmaktadır? Bunlar günlerdir bölgedeki analistler tarafından ele alınan problemlerdir.

“Irak Şam İslam Devleti” ya da IŞİD liderleri yol gösterici ilkelerini çok açık bir şekilde Vahhabilikten almaktalar. Onlar okullarında Suudi Arabistan’ın kitaplarını okutuyorlar.  Nitekim yayınladıkları videolarda bu grubun işgal ettikleri bölgelerdeki sınıflarda ve toplantı merkezlerinde Vahhabilikle ilgili konuları ve risaleleri nasıl kullandıklarını görüyoruz.

Hatta New York Times gazetesi bile bu terörist akım hakkındaki yeni yorumunda bu hareketin kökünün Suudi Arabistan’daki Vahhabiliğe dayandığını söyleyerek ılımlı İslam âlimleri ve İslamcı militanların tümünün insanları katleden, şiddet düşkünü ve kendini halife ilan eden IŞİD lideri  Ebu Bekir el-Bağdadi’yi kınadıklarını yazıyor.

Tabnak bu konuyla ilgili olarak İran Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı ve eski Şam Büyükelçisi Hüseyin Şeyhülislam ile konuştu. Hüseyin Şeyhülislam bölgedeki duruma ve IŞİD ile Suudi Arabistan ilişkilerine değindi.

İlk olarak şunu sormak istiyorum, IŞİD ilk ortaya çıktığında Batı ve bazı Arap ülkeleri sizce bu terörist gruplara niçin yardım ediyorlardı?

Batılılar ve bazı Arap ülkeleri bütün cinayetlerine rağmen IŞİD’e tahammül ettiler, hatta çoğu yerde bu gruba yardım dahi ettiler. Bu ülkeler, IŞİD Suriye hükümetine karşı savaştığı zamanlarda onlara Ürdün ve Türkiye’de askeri eğitim ve silah verdi. IŞİD, El Kaide’nin Irak kolu ve El Nusra ise Suriye koluydu. Suriye olayları ivme kazandığında Irak İslam Devleti (IŞİD) Suriye’ye girdi. Çünkü bu grup Suriye’nin stratejik önemini biliyordu. Bu nedenle önce El Nusra cephesiyle bir araya gelerek Suriye hükümetine karşı savaştılar. Fakat ardından kendilerini Irak Şam İslam Devleti olarak ilan ettiler.

 

Peki ne oldu da bu ülkeler IŞİD’den nefret etmeye başladılar ve ona karşı koalisyon oluşturdular?

IŞİD de El Kaide ve Taliban gibi Batı ve Körfez krallıklarının ortak yapımıdır. O zamanlarda, Taliban’ın teorisyeni İngiltere idi, ama onun parasını Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri temin ediyordu. Tabi El Kaide’nin doğum yeri Pakistan’ın kuzeyidir,  çünkü o bölgedeki İslam anlayışı çok dar görüşlüydü.

Taliban kurulduğunda Ehl-i Sünnet bu grubun Afganistan’a hâkim olması için çok çabaladı. Hatta zamanında Sovyetlere karşı bu güçlere destek vermiş Arap ülkeleri, bu grubun örgütlenme sorumluluğunu da üstlenerek Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi için yardım etti. Taliban Afganistan’ı ele geçirdiğinde hükümet adı altında bir takım çılgın oyunlara kalkıştı, nitekim İranlı diplomatların Mezarı Şerif’te suikasta kurban gitmeleri de bu oyunlardan biriydi.  Ve zamanla onların hiçbir ahlaki kurala uymadığı belli oldu. Araplar yavaş yavaş eğitim için Afganistan’a yöneldiler ve bunlar Arap Afganlar veya Afgan Araplar olarak adlandırıldılar. Bayan Clinton, Bin Ladin hikâyesinden sonra yapmış olduğu bir röportajda ‘’El Kaide’yi biz kurduk ve artık onunla savaşmamız gerek” demişti. Nitekim Clinton El Kaide’nin arkasında durdukları için Amerikalı Cumhuriyetçileri eleştiriyordu. Yani bu grup kontrollerinden çıktığı için onları en kısa sürede yok etme niyetindeydiler artık.

IŞİD de tıpkı bu şekildedir. Bu terörist örgüt de El Kaide’nin bir koludur.  Bu grupların kurucularından olan Bağdadi ise, Irak’ın güneyindeki Basra hapishanesinde tutukluydu. O birkaç yıl önce, Amerikalılar tarafından korunan fakat İngilizler tarafından yönetilen hapishaneden serbest bırakıldı. Onun hapishaneden çıkmasında İngilizlerin rolünün olup olmadığı henüz bilinmiyor, fakat İngilizlerin bu tür konularda, yani teröristleri gelecekte kullanma planı yapmada uzman olduklarını da ayrıca belirtmek gerekir.

Terörizm Amerika’nın kırmızı çizgilerini geçti ve onları aşağıladı. Yenilgiye uğradıkları konusunda hiç şüphe yok. Onlar Suriye’de Beşar Esad rejimini devirme peşindeydiler, fakat bunu başaramadılar.

 

Arap ülkeleri IŞİD’in şekillenmesinde nasıl bir rol oynadı?

IŞİD’in ideolojisi Vahhabiliğe ve Arap krallıklarına oldukça yakındır. Zira onlar da oy kullanma, demokrasi ve parlamento karşıtıdırlar. Aslında onların bu fikirleri insan haklarını ve seçimleri savunan Ehli Sünnetin bir diğer kolu olan Müslüman Kardeşler’in aksine IŞİD’de daha barizdir. Örneğin, Müslüman Kardeşler Mursi’nin hala Mısır Cumhurbaşkanı olduğuna inanıyor, çünkü halk ona oy vermişti.

Amerikalılar Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın tavsiyeleriyle IŞİD’e yanlış imtiyazlar verdi. Yani IŞİD bu ülkelerin desteğiyle Suriye hükümetine muhalif gruplara dâhil edildi. Ve Batılı ülkeler tarafından desteklendi. McCain’in Bağdadi ile olan fotoğrafları yalnızca bir fotoğraftan ibaret değildir. Bu aynı zamanda IŞİD’in bölgede at koşturmasına yol açan bir süreçtir. Aslında IŞİD ile Amerikalılar arasındaki işbirliği bugünkü olayların öncesinden beri vardı. IŞİD Musul’u ele geçirdiğinde Amerika’nın onunla bir derdi yoktu, IŞİD ne zaman Erbil’e doğru ilerlemeye başladı ve orada bir Amerikalının kafasını kesti, işte artık Amerika için bu kırmızı çizgilerinin geçildiği anlamına gelmekteydi. Bu nedenle Amerikalılar onlara saldırmak zorunda kaldılar. Amerikalılar IŞİD tarafından aşağılandıktan sonra onlara saldırdılar. Aslında Amerikalılar IŞİD’in işlemiş olduğu önceki bütün cinayetlere sessiz kalmıştılar. Amerikalılar defalarca bize IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyona katılmamız için mesaj yolladılar, fakat hep olumsuz yanıt aldılar. Zira Amerika’nın bu işi kesinlikle bölgenin altını üstüne getirecektir.

 

Bu arada en önemli Arap ülkelerinden biri olan Arabistan’ın IŞİD’in şekillenmesinde oynadığı rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylediğim gibi, IŞİD fikir bakımından Vahhabilik ideolojisiyle şekillenmiştir. IŞİD’in fikirleri Arap krallıklarının insanlık karşıtı fikirlerine dayanmaktadır. Ayrıca bu grup Bender Bin Sultan tarafından örgütlenmekteydi. Bender Bin Sultan CIA’nin gölgesindeki Türkiye, Ürdün, Katar gibi bölge ülkelerinin istihbarat servisleriyle işbirliği içinde IŞİD’i örgütlemeyi başardı. Açıkçası bu kadar silah ve patlayıcı malzeme Türk istihbaratının bilgisi dışında Türkiye sınırından Suriye’ye geçirilemezdi. Türkiye bu kadar silah ve patlayıcı malzemelerin geçişine izin vermez. Onlar bir kilo patlayıcının dahi sınırlarından girişine ya da çıkışına izin vermezler, ama eğer kendileri isterlerse bu başka.

Bunlardan daha da kötüsü teröristlerin giriş ve çıkışlarıdır. Teröristler Suriye’ye gizli girmediler. Onlar hep Türkiye sınırından Suriye’ye girdiler. Bu uyum çok öncelerden beri vardı. Bütün bu ortaklıklar Suriye rejiminin devrilmesi için duydukları hırsları yüzündendi. Tabii İsrail çizgisi de bu fikri destekliyordu ve bu nedenle bu olay vuku bulmuştur. Aslında Arabistan’ın fikir açısından İsrail ile uzlaşma çizgisinde olduğu yeni bir şey değildir. Fahd planından bu yana Arabistan’ın bu tür pozisyonlarına şahitlik etmekteyiz.  Nitekim Arabistan 33 Gün Savaşında resmen İsrail’in yanında yer almış ve Hizbullah’ı da maceracılıkla suçlamıştı. Ve 22 günlük savaşta ve 2012 ve 2014 savaşlarında da resmen Siyonistlerin yanında yer aldı. Arabistan hatta “Filistinliler İsrail’in varlığını kabul etmeli ve eğer kabul etmezlerse cezalandırılırlar” diyecek kadar da yanlışa saplanmıştı.

Bu çizgi, İsrail’in de şiddetle desteklediği gerici Arap monarşilerinin çizgisidir. Savaşta da Saddam’ın yayılmacılığı, Amerika’nın planı ve Arabistan’ın parasıyla İran Devrimine karşı harekete geçtiklerini görmüştük. Suriye’de de bunların nasıl yeniden ortak olduklarını görüyoruz. Teröristler değiştiler ama onların özü aynı. Aslında sadece görünüşleri değişti.

Peki, nasıl oluyor da başta Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkeleri, bugün IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyona katılıyorlar?

Bu konu da El Kaide ve Taliban örneğinde olduğu gibidir. Faaliyetleri haddi aşıp kontrolden çıkmaya başladığı anda onlara saldırmaya başlarlar. El Kaide asileşmeye başladığında, 11 Eylül’den sonra Amerikalılar onlara saldırdı. Terörist gruplar güçlendikleri vakit isyan ediyorlar. IŞİD de isyan ederek halifelik ilan etti. Aslında Arabistan ve diğer Arap ülkeleri kendilerini tehlikede hissettiler zira IŞİD’in ilerlemesiyle artık onların da bunun şemsiyesi altına girmeleri gerekecekti. Çünkü halifelik ilan etmişlerdi.

Bölgede IŞİD gibi terörist grupları destekleyen Arabistan aslında bir bakıma Şiilerin inzivaya çekilmesinin ve Direniş Eksenini devirmenin peşindedir. Zira Suudi Arabistan’ın kendisi hali hazırda İslami Uyanış denilen bir krizle karşı karşıya ve Suud Hanedanlığının yıkımına yol açacak bu dalganın kesinlikle bu rejimi sarmasını istemiyor. Arabistan ve IŞİD destekçisi ülkeler uyanık ve dikkatli olmalıdırlar zira kendilerinin yarattığı IŞİD bir gün onları da hedef alacak ve onlar için de bir ateşe dönüşecektir.

Müslümanlar arasında tefrika çıkarmayı başaramayan İslam düşmanları ne yazık ki bugün Vahhabi, Selefi ve Bahai gruplar kurarak Müslümanlar arasında ayrılık çıkarma peşindedirler, böylelikle Şiileri münzevi kılmak ve İslami Uyanış dalgasını da önlemeyi istiyorlar.

İran’ın bölgedeki, özellikle de Suriye’deki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eğer İran olmasaydı hiç şüphesiz Erbil ve Bağdat da düşerdi. İran kendisi için stratejik olan yerlere, Direniş Ekseni herhangi bir nedenle tehlikede olursa, müdahale eder. Suriye’nin Kusayr ve Kalemun şehirlerinde olduğu gibi eğer İran buralara müdahale etmeseydi teröristler kazanacak, Suriye de düşmüş olacak ve IŞİD daha da güçlenecekti. Hatta Irak devletini bile devirebilirdi. Tabii Taklit Mercilerinin vermiş olduğu fetvalar ve İran’ın desteği IŞİD’in Irak’ta başarılı olmasına izin vermedi.

Suriye için de aynı şey geçerlidir. Kasım Süleymani çatışmaların başladığı ilk anlardan itibaren ölümlerin yaşanmaması ve reformların yapılması için Esad’a Rehber Ayetullah Hameney’in mesajını götürdü. Bizim Suriye’deki konumumuz Suriyelilerin dış müdahale olmadan sorunlarını birbirleriyle konuşmalarıydı. Diğer yandan Kudüs Ordusu doğrudan Esad’la çalışmıştı ve onu tanıyordu.  Bazen biz Hizbullah’a zamanında füze gönderemiyorduk, bu durumlarda Esad onlara kendi deposundan füze veriyordu.

Biz nerede gerekli görürsek teröristlerle orada savaşırız, çünkü İran onların hedeflerini iyi biliyor. İran’ın sahip olduğu avantaj üst düzey ordu ve emniyet teşkilatının Suriye macerasını iyi tahlil etmesinden kaynaklanıyor. Sayın Ahmedi Moghaddam bizim Lübnan’daki Devrim Muhafızları komutanımızdı. Komutan Dehgan, Kasım Süleymani ve diğerleri… bölgeyi iyi tanıyorlar ve Beşar Esad’ın sorunun ne olduğunu biliyorlar.  4 kişi toplanır toplanmaz polis müdahalesi yerine makineli tüfekli ordu bunların üzerine kurşun yağdırıyordu. Muhaliflerle müzakere diye bir şey ortalıkta yoktu. Sorunu sadece zor kullanarak çözmek istiyordu. İnsanlar ölmesin diye biz gidip bu imkânları sağladık.  Muhaliflerle müzakere için gidip siyasi bir güç oluşturduk ve Beşar Esad da müzakere etmeyi kabul etti ve aslında bu çok önemli bir noktadır.

Çev: Gülden Koşaca

Tabnak.ir

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz