Pazartesi , 26 Haziran 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Direniş yolu: Tahran’dan Filistin’e güvenli iletişim savaşı
Direniş yolu: Tahran’dan Filistin’e güvenli iletişim savaşı

Direniş yolu: Tahran’dan Filistin’e güvenli iletişim savaşı

Bu yüzden, Suriye’nin Hizbullah ve Devrim Muhafızları da dâhil olmak üzere müttefikleri ile, savaşa silahlı grupların yanında doğrudan doğruya girmeye karar vermeleri halinde Amerikan güçleri arasında doğrudan ve gerçek bir çatışmaya tanık olmamız çok muhtemel. Suriye’nin müttefiklerinin kararının arka planı nedeniyle, Suriye içinde ve belki de dışında yeni tipte bir çatışmaya işaret eden bu olasılık çok ciddiye alınmalıdır.

İbrahim el-Emin

El Ahbar / El Ahed

Suriye ve Irak’taki krizlerin çeşitli boyutları söz konusu olduğunda pek çok insanımız, tıpkı savaşa dâhil olan taraflar gibi, olanların çekirdek boyutu hakkında konuşmaktan kaçınıyor. Bu boyut, bölgedeki Amerikan işgaline ve nüfuzuna ve Arap topraklarının İsrail tarafından işgal edilmesine karşı direniş hareketinin yeni boyutuyla ilintilidir.

Bu, bölge ülkelerindeki insanların gündeminin tümüyle görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Her ne kadar zaman zaman öncelikler bu bölgedeki insanların Amerikalılardan aldıkları ani ve büyük çaplı desteği görmelerini sağlasa da, Batılıların ve müttefiklerinin amacı onların insan olarak hayatlarını geliştirmek değil, mevcut hükümetlerin tabiatını ve davranışını değiştirmektir. Onların amacı hiçbir zaman yurttaşların haklarını ilerletmek olmayacak, ülkelerimizi sömürgeleştirip zenginliklerimizi yağmalayan dünya rejimine karşı her türlü isyan girişimini bastırmak olacaktır.

Bu yüzden ve krizin doğası ile onun arka planı hakkında ne yazık ki faydasız olan tartışmaların esiri olmadan söylemek gerekirse, çatışan taraflar ile sahada bulunanların ortak paydası, bu bölgenin stratejik rolü – yalnızca Ortadoğu’nun geleceğinin şekillendirilmesi değil, aynı zamanda bölgemizdeki yeni nüfuz kurallarının geliştirilmesi – üzerindeki çatışmadır. Bu bizi açıkça, Irak ve Suriye’deki devasa çatışmaların şimdiki safhası ile Filistin ve Lübnan’da vuku bulan, daha az sıcak muharebeler arasında bir karşılaştırmaya götürmelidir.

2006 Temmuz Savaşı sonrasında Amerikalılar ve İsrail’le olan çatışmanın doğasında gerçekleşen kökten değişim gerçekliğini görmezden gelmek isteyen bir kişi makul davranmıyor demektir. O tarihte ABD-İsrail projesi durdurulduğu gibi, direniş seçeneğinin gerçekleştirilebilirliği de kendini sabit olarak ortaya koymuştu. Direniş eksenindeki güçleri ve hükümetleri yeni bir planlama ve eylem aşamasına yönelmeye zorlayan şey bu oldu. Bu yüzden düşmanın da yeni bir aşamaya geçmesi bekleniyordu. Bu temelde, Suriye’deki savaşın merkezi rolünün “Direniş Hilali”ni hedef almak olduğu ileri sürülebilir. Bu öncelikle Lübnan ve Filistin direnişi için gerçek, formel olmayan bir küvöz, ikinci olarak da her ikisinin yaşamsal alanıdır. Suriye, Tahran’dan Lübnan’da Hizbullah’a uzanan direniş eksenini bir arada tutan düğüm noktasıdır. Dahası Suriye, direnişin askeri cephaneliği için – ki bunlardan bazıları stratejik türdendir – önemli bir tedarikçi haline gelmiştir.

İşte bu yüzden son altı yıl boyunca çatışmanın birden fazla safhasını gördük. Direniş ekseninin bütün tarafların muharebeye girmesi de doğaldı. Ayrıca Filistinli direniş güçlerini bu muharebeden uzak tutmak için olağanüstü bir güçle çalışmak da normaldi. Bugün, Suriye’deki rejimi devirmenin zorluğunu herkes kabul ediyor. Bütün bunlar düşmanı, Suriye rejiminin bölgedeki direniş düzeyindeki rolünü akamete uğratma aşamasına yöneltti. Son odak noktası, Suriye ordusunun Irak sınırı üzerinde kontrol sağlamasını engellemek oldu, zira Amerikalılar, İsrailliler ve onların Arap müttefikleri, sınır bölgelerinde Suriye-Irak temasının sağlanmasının Tahran’dan Lübnan’a, oradan da Filistin’e uzanan direniş hilalini kalıcı hale getireceğine inanıyor.

Bu sebeple ortaya çıkan yeni ABD stratejisi son aylarda, iki ülke arasındaki sınırda – gücünün yettiği noktalarda – kendi kontrolünü dayatmaya çalışmaya odaklandı. ABD bir yandan Suriye’nin kuzeyinde Kürt grupları ve “Suriye Demokratik Güçleri”ni kontrol etmeye çalışacak, diğer yandan ABD’yle ya da ülkenin güneydoğusundaki “Askeri Operasyonlar Merkezi” odasıyla bağlantılı silahlı grupların güneyden el-Tenef sınır kapısına uzanan bölgeyi ele geçirmesine yardım etmek için çabalayacaktır. Buna, güney bölgesinde Suriye ordusu ve Hizbullah’ın ilerlemesinin karşısında duran silahlı gruplara verilen açık ve doğrudan Amerikan desteği, Irak Halk Seferberlik Birimleri’nin Musul operasyonuna katılmasının “veto” edilmesi ve bu grubun Tel Afer’e ve batısına doğru ilerlemesini engelleyen kırmızı çizgilerin çizilmesi eşlik ediyor.

Fakat gerçekte olan şey, “seferberlik” güçlerinin Umm Gureys bölgesinde (Kayrevan’ın batısı ve Sincar dağlarının güneyi) sınır noktasına varması oldu; bu ise Amerika’nın kırmızıçizgilerinin açıkça ihlal edilmesi demek ve ABD’nin itirazlarına rağmen sınırın bazı parçaları üzerinde kontrol sağlama temelinde yeni bir denklemin oluşmasına olanak veriyor.

İlave sınır kesitlerinin (Iraklı “seferberlik” güçleri, Suriyeli güçler ve Hizbullah tarafından temsil edilen) direniş ekseni güçleri tarafından kontrol edilmesinin, Amerika’nın sınırı kapama hedefini kırmak için yeterli olduğunu, sınırın geri kalanında Amerikan kontrolünü faydasız hale getireceğini söylemek kâfidir.

Pratik olarak, kuzeyde olan şeyin – her ne kadar “seferberlik” güçleri yalnızca 15 km’den az bir toprağı kontrol etse de – direniş ekseninin tarafları arasında stratejik kara bağlantı noktaları açan ilk adım olduğu söylenebilir.

Pratik bakış açısından bu, Amerika’nın Suriye-Irak temasını engelleme yönündeki bütün stratejisinin altının oyulması anlamına gelir. Bu yüzden iki ülke arasındaki sınır parçalarının kontrol edilmesi ve Bağdat ile Şam arasında karasal coğrafi bağ kurulması, stratejik olarak, Suriye savaşının bütün etkilerinin, yani Suriye rejiminin direniş ekseni içindeki işlevsel rolünün kesilmesiyle ilgili her şeyin etkisiz hale gelmesi anlamına gelir.

Bir sonraki safhada beklenen şey, büyük sürprizlere kapı açabilir. Amerika’nın doğrudan askeri konuşlanmasına rağmen, Suriye ordusu ve Hizbullah’ın el-Tenef sınır kapısına 80 km’den az bir mesafeye varmasıyla çatışma sonuçlanmadı, zira Daeş’i Humus çölünde 9000 kilometre karelik alandan çıkarmak için bir hafta yeterliydi. Terör örgütü içindeki gruplar, bilhassa arkalarında dev miktarda orta ve ağır silahlar bırakmaları bakımından, eşi görülmemiş bir yenilgi aldı.

Bir yandan, Suriye ordusu ve Hizbullah, Suhna [Palmira’nın kuzeydoğusu] şehrini geri alma savaşı için hazırlıklar yapıyor, bu ise iki yönlü bir savaş için kapıyı açıyor: Deyrüzzor üzerindeki kuşatmanın kaldırılması ve Irak’la olan Kaim sınır kapısının Suriye tarafında kontrolün yeniden sağlanması. Ancak Irak içinde, Irak ordusunu ve “halk seferberlik” güçlerini Kaim sınır kapısının bir tarafına koyan Batı Anbar’daki belirleyici muharebeye katılım olasılığı hakkındaki tartışma güçlü bir şekilde devam ediyor. Bu plan, Ürdün’le ortak denetim altında sınırın her iki tarafına yayılacak olan Suriyeli ve Iraklı aşiretler arasında bir ittifak kurma arayışında olan Amerikan planına ters düşüyor. Bu bölge, her iki ülkeden direniş güçlerinin kontrolü veya etkisi altına girmenin uzağında.

Diğer yandan, daimi bir gerçeklik dayatmaya, direniş ekseninin bu noktalara daha fazla yaklaşmasını engellemeye çalışan Amerikalılarla, parmak ısırtan bir oyun sürüyor. ABD, Suriye’deki müttefiklerinin Irak sınırının güney tarafından Amerikalılarla karşı karşıya gelmesini istemeyebilecek olan, ancak Suriye ordusunun bütün bu bölgede Daeş’in varlığına son vermesine yardım etme rolünden de vazgeçmeyen Rusya tarafıyla bile koordine edilen kuralları bir yana bırakıyor.

Direniş güçlerinin Suriye’deki hükümetin devrilmesini engelleme hedefi gerçekleşmiştir. Bu güçlerin düşman grupları kuşatma altına alma hedefine de günden güne erişilmektedir. Bu esnada, Irak sınırı üzerinde geniş bir gedik açma hedefi ise uygulama safhasına girmiştir. Direniş güçlerinin genişleme, bir tutunma noktası oluşturma ve burayı ne pahasına olursa olsun koruma amacından geri çekilmesi beklenmiyor. Bu herkese, Suriye veya Irak’taki angajman kurallarının halen bütün tarafları içine alan bir konsensüsün belirlenimi altında olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden, Suriye’nin Hizbullah ve Devrim Muhafızları da dâhil olmak üzere müttefikleri ile, savaşa silahlı grupların yanında doğrudan doğruya girmeye karar vermeleri halinde Amerikan güçleri arasında doğrudan ve gerçek bir çatışmaya tanık olmamız çok muhtemel. Suriye’nin müttefiklerinin kararının arka planı nedeniyle, Suriye içinde ve belki de dışında yeni tipte bir çatışmaya işaret eden bu olasılık çok ciddiye alınmalıdır.

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz