Çarşamba , 22 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Dua » Dua Etmenin Felsefesi
Dua Etmenin Felsefesi

Dua Etmenin Felsefesi

Yüce Allah kur’an-ı kerimde şöyle buyurmaktadır: “Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım. Dua ettiği zaman dua edenin duasını kabul ederim.”

İlk olarak dua’nın şekilsel tanımını açıkladıktan sonra engellerini, şartlarını ve sorunlarını belirtmeye çalışacağız.

Dua’nın Anlamı

Sözlük anlamı olarak dua; çağırmak, seslenmek, ibadet etmek ve yakarmak anlamlarına gelir. Çağırmak; bazen istem ile birlikte gerçekleşmekte ve bazen de yalvarma, yakarma ve sızlama şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İkbal Lahori şöyle yazmaktadır: Dua; ister bireysel bir şekilde olsun ister toplumsal bir şekilde olsun, insanın sessizlik hakkında bir cevap bulmak için içsel arzusunun ortaya çıkmasına denir. Yüce Allah’a iman etmeyenlerin sayısı az değildir. Ancak manevisel ağrılarını ve sancılarını sakinleştirmek için ruhlarının ihtiyaçlarını dua biçiminde ortaya çıkarmaktadırlar. Bu bağlamda, böyle bir çağırma terimsel olan dua olmasa da (çünkü ortada çağrılan bir kimse yoktur.) insan için dua etmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, eğer dua konusunda daha derli toplu bir tanım yapacak olursak, şöyle söylemek zorundayız:

Dua, ihtiyaçları gidermek ve mükemmele ulaşmak için yüce Allah’a âşık olmaya denir.

Dua, Allah tarafına yönelmeye denir.

Dua konusunda birçok tanım yapılmıştır. Şimdi onlardan bazılarını açıklayacağız:

Dua; insanın düşünerek, çalışarak ve güç harcayarak ele geçirmek zorunda olduğu şeyleri istemesine denir.

Dua; insanın maddesel ihtiyaçlarını gideren merkezin beden olması gibi,  insan ruhunu besleyen büyük bir kaynaktır.

Dua; insanın yüce ideallerini, arzularını ve isteklerini diriltmesine denir.

Sonuç olarak dua’nın hakikati; güzellikleri ve yücelikleri yaratana âşık olmaya, mutlak ilme ve mutlak kemale yönelmeye, ebedi ve sonsuz mabut tarafına uçmaya denir. Doktor Karl dua konusunda şöyle inanmaktadır: Dua; ağlama, sızlama, yardım isteme, bazen bir keşif, açık bir şuhut, içsel bir huzur ve bütün his edilen iklimlerden uzak olmaya denir.

Dua Örnekleri 

Dua, bazen maddesel bir çıkar elde etmek için yapılabilir. Bazen bir zararın giderilmesi için olabilir. Bazen lanet etme şeklinde ortaya çıkabilir. Yanlışlar ve eksiklerden dolayı özür dilemek için de yapılabilir. Bazen de manevisel yararları ve ahiret nimetlerini elde etmek için olabilir. Çağırmaya davet denir. Çağrılan kişiye de davet olunan denir. Çağırmanın bu türü insanlar arasında çok meşhurdur.

Allame Tabatabai şöyle söylemektedir: Dua ve davet şuna denir; Dua eden kişi, dua edilen kişinin dikkatini kendi tarafına çektikten sonra, bir nimeti ya da yararlı olan bir şeyi ondan istemesine denir. Dolayısıyla, istemek; dua’nın sonucu ve hedefi konumundadır. Bu kavram ise istemek sözcüğünün bütün aşamalarına uygundur. Örneğin; bilinmeyen şeyler konusunda soru sorarak öğrenmek istemek, hesap etmeyi istemek veya maddesel ve manevisel konularda yardım istemek gibi… Yüce Allah, dilin girişimde bulunduğu bir konuyu istemek olarak adlandırmıştır. Bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Kendisinden istediğiniz her şeyden size bir pay verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isterseniz sayamazsınız.

Kuşkusuz ayette adı geçen isteme görünen dil ile değil fıtri muhtaçlık diliyle gerçekleşmiştir.

Dua etme ile nida etme arasında farklar bulunmaktadır. Çünkü nida etme yalnızca ses ve söz ile ilgilidir. Ancak dua etme; söz, işaret ve gönülden bir yöneliş de olabilir. “Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin.”

Rağib Isfahani şöyle söylemektedir: Dua etmek de nida etmek gibidir. Ancak, nida etmek bazen isim söylemeksizin çağırma şeklinde olabilir. Ancak dua etmek genellikle isimle birlikte yapılmaktadır. Nida etmek yalnızca sesi yükseltmeye de denir.

Akıl ve Din Açısından Dua’ya Olan İhtiyaç

İnsanın dua etmeye olan ihtiyacını çeşitli yönlerden araştırmak mümkündür. Dua etmenin çok önemli hayati etkileri de bulunmaktadır. Şimdi onlardan bazılarına işaret edeceğiz:

Birinci: İnsanın zati olarak muhtaç olmasına ilave olarak bütün yönleriyle güçsüz ve zayıf yaratılması, onu muhtaç olmayan bir kudrete yönlendirerek bencillikten alıkoymaktadır. Dolayısıyla insan, yüce Allah’ın isteği olmaksızın hiçbir iş yapamayacağını anlamaktadır. Çünkü yalnızca sağlığa, servete ve kudrete sahip olan bir insan kibirlenerek isyan etmektedir. Kur’an-ı Kerim  bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Kuşkusuz insan kendini zengin gördüğü için azar.

Bu bağlamda, azmanın sonucu hüsrandan başka hiçbir şey değildir.

Dua etmek; insana, sebeplerin sebebinin yalnızca Allah olduğunu, onun her yerde hazır bulunduğunu ve her şeyi gördüğünü bildiren fiili tevhidi öğretmektedir. Bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir.

Kuşkusuz Rabbin gözetlemektedir.

Sizi ve yaptığınız şeyleri Allah yaratmıştır.

Dolayısıyla, insanın çalışması ve işleri Allah’ın isteğinin dışına çıkmamaktadır. Çünkü insanları Allah yaratmıştır. Ve onların yapmış olduğu şeyler de bir anlamda Allah’ın işlerinden sayılmaktadır. Kur’an-ı Kerim bu dinsel hakikati şöyle öğretmektedir:

Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaçsınız. Allah çok zengin, çok övülendir.

İnsanın var olma ve kalıcı olma konusunda, bela ve musibet anında sonsuz güç sahibi bir varlığa muhtaç olması inkâr edilemez. İnsan bazen bir sinek karşısında çaresiz kalmakta, bazen de hastalıklar, zorluklar, krizler, buhranlar ve ölümler karşısında zavallı bir duruma düşmekte ve yüce Allah’a dua etmektedir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

De ki: Düşündünüz mü hiç? Eğer size Allah’ın azabı gelse, ya da saat (ölüm veya kıyamet) gelse, Allah’tan başkasına mı dua edeceksiniz? Eğer özünüz sözünüz doğru ise (cevap verin.)

Hayır, yalnızca ona dua edersiniz. O da dilerse hakkında dua ettiğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuklarınızı unutursunuz.

De ki: Gizli ve açık olarak, “Bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız” diye kendisine yalvarıp yakarıp dua ettiğiniz zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kurtaran kimdir?

De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarmaktadır. Ancak siz yine ona ortak koşuyorsunuz.

Bu ayetler akıllı ve vicdanlı bir insanı, insanların gerçek sığınağının yalnızca âlemleri yaratan Allah.

 

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz