Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Efsanevi boksör Muhammed Ali kimdir?
Efsanevi boksör Muhammed Ali kimdir?

Efsanevi boksör Muhammed Ali kimdir?

Vietnam savaşına katılmadığı için Amerika’da yargılanan ve uzun bir süredir parkinson hastalığı ile mücadele eden Muhammed Ali, 4 Haziran 2016 tarihinde solunum yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.Türkiye medyası Muhammed Ali Clay’ı böyle gördü:

”Dünya boks tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ismi 74 yaşında hayatını kaybetti.”

MUHAMMED ALİ KİMDİR?

1942 yılı, Kentucky Louisville… O yıllarda Amerika’da hayat zenciler için oldukça zordur. Fakir bir ailenin çocuğu olan Muhammed Ali Clay’e babası doğduğunda Cassius Marcellus gibi havalı bir imparator ismi koyar. Bir gün baba Clay, küçük Cassius’un bisikletli çocuklara hayran hayran baktığını görür ve dayanamaz, cebindeki bütün dolarlarını verip, oğluna kırmızı bir bisiklet alır ve gece odasına bırakarak ona bir sürpriz yapar. Küçük Clay, hayatında hiç bu kadar sevinmemiştir, arkadaşı John Wills’i arkasına alarak birlikte uzak semtleri dolaşırlar. Hatta bir keresinde bir panayıra giderler, bedava mısır ve sosis dağıtılan palyaçonun önünde çok oyalanırlar.

 O kalabalıktan sıyrıldıklarında iki çocuğun bisikleti çalıp kaçtıklarını görür ve çok üzülürler. Hemen karakola gider, olayı anlatırlar. Memur Joe, boks yapan bir zencidir. Elini “giden gitti…” gibilerinden sallar ve “Eğer boks bilseydiniz bisikletinizi çalmazlardı, demek ki sizden korkmadılar” der. Aslında memur Joe, küçük Cassius’un geniş omuzlarını ve uzun kollarını ilk bakışta fark etmiş ve bu şampiyon adayını ringlerle tanıştırmayı kafasına koymuştur. Nitekim Cassius’u alıp çalıştığı salona götürür ve hayatlarında yeni bir dönem başlar. Cassius kendini boksa öyle bir kaptırır ki evden idmana koşarak gider, otobüsle yarışmaya bile kalkar. Henüz 12 yaşında olmasına rağmen tecrübeli rakiplerinden bile yumruk almayacak kadar hızlıdır. Daha o yıllarda kendine has bir stil geliştirir, ellerini göbek hizasında tutar, vücudunu asla kapatmaz. Onun kendisine has bu stili, klasik dövüşçülere ters gelir, Clay’i yenemezler. Kısa zaman içinde Clay, amatör ligde maç yapmaya baslar. Çıktığı 167 maçın 161 ini kazanarak bir rekor kırar. 18 yaşında iken katıldığı Roma Olimpiyatları’nda Polonyalı Pietrzkowsky’i yenerek altın madalyayı alır ve profesyonel lige geçer. İlk maçından 2 bin dolar kazanır. Bu parayla kendine ikinci el bir Cadillac alır ve yeni arabasıyla yaşlı anne ve babasını gezdirir.

 Artık hayalleri gerçek olmuştur, paraysa para, ünse üne kavuşmuştur ve işler yolunda gitmektedir. Birgün, “Amerika’da yaşamaktan mutlu musun?” diye soran bir gazeteciye, “Elbette, Afrika’da ne var ki? Yılanlar, çiyanlar ve yalın ayaklı çocuklar…” cevabını verince, ona kulak misafiri olan bir Nijeryalı çok bozulur. Clay’a dönüp “Öyle mi? Ben kardeş olduğumuzu sanıyordum.” der. Şampiyon Clay, Nijeryalı gencin titreyen dudaklarına ve dolan gözlerine bakakalır. İlk kez bir yere ait olduğunu hisseder ve ilk kez kendini yargılar. Olaylar zinciri devam etmektedir. Yine bir gün Clay, bir dostunu şehrin seçkin restoranlarından birinde ağırlamak ister. Garsonlar kendisini ve misafirini görmezden gelir ve sanki orada değillermiş gibi davranırlar. Clay kibarca “bakar mısınız?” diye seslendiği halde, garsonlar üstlerine yürür, onları tekme tokat dışarı atarlar. Clay kendisine yapılan bu çirkin muameleye rahatlıkla karşılık verebilecek güçtedir, ancak iş polise intikal ederse mutlaka haksız çıkacağından da emindir. Çünkü karakolda olayın nasıl olduğuna değil, cildinin rengine bakacaklardır. Genç şampiyon bir misafirine, bir de restorana bakar ve göğsünden olimpiyat madalyasını kopardığı gibi Ohio nehrine atar. O güne kadar sadece kendi nefsi için dövüşen Clay, artık hor görülen zenciler adına ringe çıkmaya başlar.

 ADIM MUHAMMED ALİ

Angelo Dundee yönetiminde dövüşen başarılı boksör Clay, hızla yükselir ve Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Liston’la ünvan maçına çıkar (1954). Liston, karşısında çelik gibi sert ve yay gibi hareketli bir genç bulur ve bu gence ayak uyduramaz. Yenilmemek için omzundan sakatlandığını söyleyerek maçtan kaçar. Genç şampiyon, kürsüye çıkınca kameralara döner ve Müslüman olduğunu ilan eder. İsminin Muhammed Ali olduğunu söyler ve bundan böyle kendisine bu isimle hitap edilmesini ister. Hakim zümre buna çok kızar, onu kenara çeker ve özür dilemeye zorlarlar. Muhammed Ali zor durumdadır, yalandan da olsa özür dilemeli midir? İşte bu zor kararın arifesinde iken Malik Şahbaz’la (Malcolm X) karşılaşır. Ünlü lider ona, “Özür dileyecek bir şey yaptıysan özür dile. Ama özür dileyecek bir şey yapmadıysan, asla boyun eğme!” der. Ali kameraların karşısına çıkar “Neyin özrünü dileyeceğim? Elinizden geleni ardınıza koymayın” diye haykırır.

 BENİM ADIM NE?

1960’larda ona Cassius Clay diye hitap etmek cesaret isteyen bir davranıştır. Muhammed Ali, isminin ve Müslüman kimliğinin kabul edilmesi için savaşıyordur adeta. 1967’de maç seremonisi sırasında ona Clay diye seslenen Emie Terrell de sırf bu yüzden, dersini acı da olsa almıştır. Ali, Terrel’a yumrukları arka arkaya yağdırırken sürekli sorar: “Benim adım ne?”, “ Benim adım ne? Terrell ringin soğuk zeminine yığıldıktan sonra Ali, aynı soruyu salonu dolduran binlere sorar: “Benim adım ne?”, cevap çok net ve gürdür: “Ali!”. Bu, salonu dolduranların dayak yemekten çekindikleri için değil, Muhammed Ali’ye gösterdikleri saygıdan dolayıdır.

 MALCOM X İLE TANIŞMASI

1964 yılında Muhammed Ali, o yıllarda Malcolm X hareketi olarak da bilinen Nation Of Islam hareketine katılır ve Müslüman olduğunu açıklar. Malcolm X ve Muhammed Ali çok iyi dost olurlar. Ali ringde iken Malcolm X hep onun arkasını kollar.

 Gazeteciler Ali’ye, “Malcolm X ve Nation Of Islam ile alakan nedir?” diye sorarlar.

 “Bakın” der Ali, “Ormanda aslan aslanla, kaplan kaplanla, kırmızı kuşlar kırmızı kuşlarla gezer. Kendi türünden insanlarla gezmek, insanın da tabiatında vardır. İstenmediğim yerlerde olmak istemiyorum”.

 Daha basının birinci sayfalarına girdiği ilk gün, yaptığı bu açıklama gazetecileri şok eder. Muhabirler birbirlerine şaşkınlıkla bakıp tekrar sorarlar:“Yani Müslüman mı oldun?`

 “Siyah Müslümanların toplantılarına katılıyorum. Ve orada ne görüyorum? Sigara yok, içki yok, eşini aldatma yok, hanımları gayet mazbut giyiniyor. Sonra sokağa çıkıyorum ve siz bana oraya onların arasına gitmemelisin diyorsunuz. Ama bana somut bir sebep söylemelisiniz, neden oraya gitmemem gerektiğine dair.”

 Gazeteciler yine sorar: ”Peki gençliğin şampiyonu olarak sorumluluğun ne olacak?”

 22 yaşındaki taze şampiyon Ali’nin medyadan çekinmeye hiç niyeti yoktur: “ Sizin benden olmamı istediğiniz kişi olamam. İstediğim kişi olmakta özgürüm”.

 VİETNAM’DA SAVAŞMAYI REDDETTİ

“Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.” diyerek Vietnam savaşına gitmediği için 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Lisansı ve pasaportu elinden alınınca dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ve iflas ettiğini açıkladı. Ailesinin yardımı ve üniversitelerde para karşılığı yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970’te temyiz davasını kazanıp tekrar boksa döndü. 1971’de Joe Frazier ile ‘Asrın maçı’na çıktı ve profesyonel boks kariyerinde ilk defa kaybetti. Uzmanlar üç buçuk sene aradan sonra sadece 2 maç yapan Muhammed Ali’nin bu kadar zor bir maça hazır olmadığı görüşünde hemfikirdi. Fakat o en kısa zamanda tekrar şampiyon olmak istiyordu. Ardından çenesinin kırıldığı maçta Ken Norton’a sayı ile yenilince, kendi ve yakınları dışında birçok kişi kariyerinin bittiğini sandı. Fakat o azmedip art arda unvan için rakip olan boksörleri bir bir yendi. Ken Norton’i yenip rövanşı aldı.

 RİNGLERİN EFENDİSİ MUHAMMED ALİ

O yıllarda Vietnam savaşı başlamıştır ve Muhammed Ali de yetkililer tarafından savaşa katılmaya zorlanır. Şampiyon buna karşı çıkıp, Vietnamlılarla bir probleminin olmadığını, “Hem onlar beni hiç aşağılamadılar!” sözüyle ifade eder. Bunun üzerine Ali’yi apar topar ligden kovar, unvanına ve lisansına el koyarlar. Ali’yi ‘vatan haini’ ilan eder ve hiçbir eyalette maça çıkarmazlar. Bu da yetmezmiş gibi, ona bir trafik suçu yüzünden hapse atarlar. Yurt dışına çıkmaması için pasaportuna el koyup, Amerika’da dövüşmesini yasaklarlar. Muhammed Ali, tüm bu yasaklar karşısında şöyle der: “ Dini inançlarıma sırtımı dönmemin cezası neyse çekmeye hazırım. Makineli tüfeklerin karşısına çıkmam gerekecekse onu da yaparım.” Bu arada Vietnam savaşını ne hükümetler ne de ordular bitirebilir, bu kirli kavgaya gazeteciler nokta koyar. Amerikan halkı, vahşet haberlerini gördükçe “bu nasıl hürriyet” diye sorgulamaya başlar. Hollywood konuya el atar. Sivil toplum örgütlerinden “niye savaşıyoruz” sorusu yükselince olaylar yatıştırılır. Muhammed Ali, bokstan koptuğu yıllarda üniversite üniversite dolaşıp konferanslar verir. Mevzu boks olsa da yeri geldikçe İslamiyet hakkında bir şeyler anlatmaya çabalar. Tabi bazı çevreler bundan da rahatsız olurlar, “boksla uğraşsa daha iyiydi” demeye başlarlar. Birkaç maç sonra silinip gideceğini düşündükleri için Ali’nin lisansını iade eder, ringlerin yolunu açarlar.Ve Ali şovları tekrar başlar.

Şampiyon, rakiplerine sürekli laf atar, basın mensuplarının huzurunda onlara gerekli cevabı vermekte doğrusu çok hazır cevaptır. Bu tavır, organizatörlerin işine gelir, çünkü gerginlik arttıkça hasılat da artmaktadır. Ancak birileri Ali ile uğraşmaktan vazgeçmez, önüne sürekli engeller çıkartırlar. Bazen komünizm propagandası yapmaktan soruşturma açar, bazen de ırkçı ve ayrılıkçı olmakla suçlarlar. Bir ara, zenci çocukları için, içinde okul ve mescidi olan bir külliye yaptırmaya kalkar ama, gerekli maddi miktarı karşılamak için hiçbir banka kendisine kefil olmaz. Kimseden teminat mektubu alamaz. Dahası bomba ihbarları ile huzurunu kaçırırlar. Ali, baskılara rağmen geri adım atmaz. Aksine “Ben din mücadelesi veren biriyim, gücümü Kuran-ı Kerimden alıyorum.” demekten kaçınmaz. Ringdeki zaferler zincirine Jerry Quarry`i yenerek başlar. Ancak Joe Frazier ile yaptığı maçı üstün bitirmesine rağmen hakemler rakibinin elini kaldırırlar. Ne ilginçtir ki, Ken Norton ile yaptığı maçta çenesi kırılır, maçı bırakmak zorunda kalır. Herkes Ali’nin bittiğini düşünürken Frazier’i büyük farkla mağlup eder ve rövanşı alır. 1978’de L. Spinks’e yenilip ardından aynı yıl rakibini yenince Dünya Şampiyonluğunu 3 kez elde eden ilk boksör oldu. O zamanlar sadece 2 Dünya Boks Federasyonu olması değerini daha da farklı kılıyordu. 2008 yılı itibari ile 8 Dünya Boks Federasyonu bulunuyordu. Muhammad Ali’nin faal döneminde en iyi boksörler mutlaka karşı karşıya gelirdi unvanı elde edebilmek için. George Foreman’in 1994 yılında 20 sene aradan sonra tekrar Dünya Şampiyonu olması ve unvanını çok kez savunması, o dönemin boksunun bir çok ülkede neden “Altın 70’li yıllar” diye anıldığını bize anlatıyor. 1978’de boksu Şampiyon olarak bıraktı.

 YENİ BİR ÇIĞIR AÇAR

 Muhammed Ali, hanımı Belinda Boyd’dan ayrılıp Veronica Porsche ile evlendiği bunalımlı dönemde tecrübesiz rakibi Springs’e yenilir ve sil baştan mücadeleye atılır. 1978’de Dünya şampiyonluğunu geri alır ve kariyerini şampiyon olarak noktalar. Profesyonel döneminde sadece 3 kez yenilen Muhammed Ali, 36 yaşına kadar boks dünyasının efsane ismi olmayı başarır.

 Muhammed Ali, dört evlilik yapmış ve bu evliliklerden yedi kız ve bir erkek çocuğu olmuştur. Bunun dışında bir erkek çocuğunu da evlatlık edinmiştir. Yakalandığı Parkinson hastalığından sonra dindar bir Müslüman olan Lonnie ile evlenir ve Michigan’daki çiftlik evinde gözlerden uzak bir hayat yaşamaya başlar.

 Bu arada beyazlar da eskiye göre oldukça değişir, Atlanta Olimpiyatlarında meşaleyi yakma şerefini ona bağışlayıp nehre attığı madalyanın yerine, yenisini takarlar. Ali, zenci sporcular için iyi bir örnek olur. Ekonomi, sanat ve siyaset sahnesinde hak ettikleri yeri bulamayan zenciler sahalarda boy göstermeye başlar, atletizm, boks ve basketbolda madalyalar almaya başlarlar. O, zamanının en iyisidir.

 Efsane yumruk, dünya eski ağır siklet boks şampiyonu Muhammed Ali tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ali, 74 yaşındaydı.

TÜM ZAMANLARIN EN İYİ BOKSÖRÜ

Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr. olan Muhammed Ali, 17 Ocak 1942’de Kentucky Louisville’de doğdu. Afro-Amerikan ve İrlanda kökenlidir. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girdi. Yine 1960’ta Roma’da ağır hafif sıklette altın madalyayı alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı.

1964 yılında 22 yaşındayken, S. Liston’u yenip Dünya Şampiyonu oldu. Bu zaferden sonra dinini değiştirdiğini ve İslam’a geçtiğini açıkladı. Muhammed Ali ismini aldı ve çok sevdiği boks’a 1967’den 1970’e kadar ara vermek zorunda kaldı. “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.” diyerek Vietnam savaşına gitmediği için 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Lisansı ve pasaportu elinden alınınca dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ve iflas ettiğini açıkladı. Ailesinin yardımı ve  üniversitelerde para karşılığı yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970’te temyiz davasını kazanıp tekrar boksa döndü. 1971’de Joe Frazier ile ‘Asrın maçı’na çıktı ve profesyonel boks kariyerinde ilk defa kaybetti. Uzmanlar üç buçuk sene aradan sonra sadece 2 maç yapan Muhammed Ali’nin bu kadar zor bir maça hazır olmadığı görüşünde hemfikirdi. Fakat o en kısa zamanda tekrar şampiyon olmak istiyordu. Ardından çenesinin kırıldığı maçta Ken Norton’a sayı ile yenilince, kendi ve yakınları dışında birçok kişi kariyerinin bittiğini sandı. Fakat o azmedip art arda unvan için rakip olan boksörleri bir bir yendi. Ken Norton’i yenip rövanşı aldı.

GERÇEK BİR EFSANE

1973’te Joe Frazier ile unvan maçı için anlaştı. Arada sadece Joe Frazier-George Foreman maçı kalmıştı. Frazier sürpriz bir şekilde iki raund’da nakavt oldu. Ali böylece önce Fraizer ile maç yapıp arkasından da Foreman’la maç ayarladı ve iki maçı da nakavt’la kazandı. Böylece hem kaybettiği unvanını alacak hem de daha bitmediğini gösterecekti. 1974’te Foreman’ın bahisçilerde 7’ye 1 favori olduğu maçta rakibini hiç beklenmedik bir taktik ile sekizinci raundda nakavt edip hak ettiği unvanı Floyd Patterson’den sonra tekrar elde eden ikinci boksör oldu. 1978’de L. Spinks’e yenilip ardından aynı yıl rakibini yenince Dünya Şampiyonluğunu 3 kez elde eden ilk boksör oldu. O zamanlar sadece 2 Dünya Boks Federasyonu olması değerini daha da farklı kılıyordu. 2008 yılı itibari ile 8 Dünya Boks Federasyonu bulunuyordu. Muhammad Ali’nin etkin döneminde en iyi boksörler, unvanı elde edebilmek için, mutlaka karşı karşıya gelirlerdi. George Foreman’in 1994 yılında 20 sene aradan sonra tekrar Dünya Şampiyonu olması ve unvanını çok kez savunması, o dönemin boksunun birçok ülkede neden “Altın 70’li yıllar” diye anıldığını bize anlatıyor.

1978’de boksu Şampiyon olarak bıraktı. Sonra Parkinson hastalığına yakalanmasına rağmen bunu gizleyip büyük para karşılığı iki maç daha yapıp kaybetti. İkisi de o vaktin veya sonrasının Dünya Şampiyonları idi. (eski sparring partneri Larry Holmes ve Trevor Berbick). Profesyonel döneminde sadece 5 kez yenilen, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan Muhammed Ali, 36 yaşına kadar bütün şampiyonlar için tek isim olmayı başardı ve 37’si nakavt olmak üzere 56 maç kazandı.

Ona sadece bir boksör olarak bakmamak gerekir. Çünkü o gücüyle olduğu kadar kişiliğiyle de hep daha iyisini yapmaya çalışmıştır. 1960 Roma Olimpiyatları’ndan döndükten iki gün sonra bir lokantada sadece beyazlara servis yapıldığını öğrenince, altın madalyasını Ohio Nehri’ne atmıştır. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda bu madalyanın yerine başka bir altın madalya kendisine verilmiştir.

Din olarak İslamiyet’i seçmiştir ve Vietnam savaşına gitmemiştir. Bu durumu şöyle dile getirmiştir: “Benim onlarla sorunum yok.” (I’I ain’t got no quarrel with them Vietcong’). Bu nedenle unvanlarına el konuldu ve bokstan uzaklaştırıldı. Fakat o yılmadı. Bu süre içerisinde üniversiteleri dolaşarak İslamiyet’i anlattı. Malcolm X ile yakın ilişkileri oldu. Verimli işlerle uğraştı.

Muhammed Ali, sadece Muhammed Ali isminden ibaret değildir. O, zamanının en iyisidir. 2001 yılında Hollywood tarafından hayatı filme alındı. Ali adlı filmde Muhammed Ali’yi Will Smith canlandırdı.

Parkinson hastalığı yüzünden uzun süre Michigan’daki çiftliğinde gözlerden uzak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği “Bütün zamanların en iyisiyim” lafını ispatlayarak bir efsane olmuştur. Muhammed Ali 1984’den beri Parkinson hastasıdır.

Buna rağmen, 2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları üzerine Muhammed Ali, başında New York İtfaiye Müdürlüğü şapkası ile Sıfır Noktasına giderek destek ve dayanışmasını göstermek gereği duymuş ve şöyle demiştir:

“Beni asıl inciten, ‘İslam’ adının bulaştırılması ve ‘Müslüman’ [adının] bulaştırılması, ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılması. İslam, katil dini değildir. İslam, barış demektir. Evde öylece oturup insanların sorunun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”

M. Ali’nin radikal yankıları: Sadece özgür olmak istedim

Muhammed Ali’yi olduğu gibi anlayabilmemizi sağlayacak şey ardında bıraktığı yankılardır

Yankılar. Gümbürtüler değil yankılar. Şüphesiz, Muhammed Ali’nin ölümü insanlara onun Joe Frazier, George Foreman gibi isimlerle yaptığı epik boks maçlarını düşündürecek ya da ırkçılık ve savaş hakkındaki tarihi “gümbürtüleri” hatırlanacak. Ancak Muhammed Ali’yi olduğu gibi anlayabilmemizi sağlayacak şey ardında bıraktığı yankılardır: Dünya üzerinde yaşamış en önemli atlet. Onu politik kimliğinden sıyırıp kitlesel tüketime elverişli zararsız bir ikon haline çevirmeye dönük günümüz çabalarına karşı en iyi savunmamız bu yankılardır.

KİNG’DEN MANDELA’YA

1967 yılında Dr. Martin Luther King, Vietnam’daki savaşa karşı çıktığında ana akım medya ve ona “dış” politikaya bulaşmaması gerektiğini söyleyen danışmanları tarafından eleştirilmişti. Ancak Dr. King yolunu değiştirmedi ve yeni duruşuna meşruiyet kazandırmak için şu açıklamayı yaptı: “Muhammed Ali’nin ortaya koyduğu gibi, hepimiz -siyahlar, kahverengiler, yoksullar- aynı baskı sisteminin kurbanlarıyız.”

Nelson Mandela, Robben Adası’nda hapsedildiğinde, Muhammed Ali sayesinde duvarlar yokmuş gibi hissettiğini söyledi.

John Carlos ve Tommie Smith, Mexico City’deki madalya podyumunda yumruklarını havaya kaldırdığında taleplerinden biri “Muhammed Ali’ye şampiyonluk unvanını geri verin”di. Onlar Ali’yi “Siyah atlet devriminin savaşçı-azizi” olarak tanımlıyordu.

1965 yılında Alabama, Lowndes County’deki Şiddete Karşı Öğrenci Koordinasyon Komitesi gönüllüleri bağımsız bir siyasi parti kurduklarında ilk sembolleri kara bir panterdi. Orman kedisinin siyah siluetinin arkasında direkt şampiyondan alınmış bir slogan vardı: “Biz en iyisiyiz.”

Billie Jean King, sporda kadınlar için eşit haklar adına mücadele ederken, Muhammed Ali ona “Billie Jean King! Sen bir kraliçesin” diyecekti. Billie Jean King, bunun cesaretini artırdığını söylemişti.

Soru şu: Nasıl? Muhammed Ali, dünya çapında bu kadar güçlü bir radikal dalgalanmayı nasıl yaratabilmişti?

CÜRETİ TOPLUMSALLAŞTIRDI

Muhammed Ali, spor ve şiddete tapınan, aynı zamanda siyahları kriminalize ederken siyah atletleri idolleştiren bir kültürün içerisinde, “sağlam” durmanın ne demek olduğunu yeniden tanımladı ve cüreti yeniden toplumsallaştırdı. ‘Şampiyon’un sokaklardaki sözleri ve ringlerde yaptıkları arasında Sonny Liston’a karşı dikilen sadece onun cesareti değildi. Bedeli ne olursa olsun gerçeği konuşabilmekti. O, varlığıyla 50 yıl önce tehlikeli bir ders vermiş olan bir boksördü: “Gerçek erkekler” barış için savaşır ve “Gerçek kadınlar” seslerini yükselterek kavgaya katılır. Bryant Gumbel’in seneler önce söylediği gibi “Muhammed Ali korkmayı reddediyordu. Böylece, başkalarına da cesaret aşılıyordu.”

ULUSLARARASI DAYANIŞMA BİLDİRİSİ

“Neden benden, Lousville’de ‘Negro(Zenci)’ dedikleri insanlar köpek muamelesi görürken ve en basit insan haklarından mahrum bırakılırken, üzerime üniforma giyip, 10 bin mil ötedeki Vietnam’ın kahverengi insanlarına bomba ve mermi yağdırmamı istiyorlar? Hayır, evimden 10 bin mil ötede, beyaz köle sahiplerinin dünya hakimiyeti devam etsin diye bir başka yoksul ulusun katledilmesine, yakılmasına destek vermeyeceğim. Bu, böylesi kötülüklerin sona ermesi gereken gündür. Beni, böyle bir karar alırsam bunun milyonlarca dolara mal olacağı konusunda uyarıyorlar. Ancak bir kere söyledim ve tekrarlıyorum. İnsanlığın gerçek düşmanları buradadır. Adalet, özgürlük ve eşitlik için mücadele edenleri köleleştirmek isteyenlerin oyuncağı olarak dinime, halkıma ve kendime kara çalmayacağım. Eğer savaşın 22 milyon insanıma özgürlük ve eşitlik getireceğini bilsem beni askere almalarına gerek olmazdı. Yarın gider ve onlara katılırdım. Kendi inandıklarıma sahip çıkarak kaybedecek hiçbir şeyim yok. Hapse girerim, ne var yani? Biz 400 yıldır hapisteyiz.”

Kahretsin. Bu, yalnızca siyahların eşitlik mücadelesinin ortaya konulması değil, bu bir bildiri. Uluslararası dayanışmanın, baskı altındaki insanların kolektif bir direniş eyleminde bir araya gelişinin bildirisi. Ülke dışındaki savaşlarla, ülke içerisinde siyah, kahverengi ve yoksullara yönelik saldırıları birleştiren bir bildiri. Ve toplumumuzun sunduğu en yüce makamdan, “Şampiyon makamı”ndan söylenmiş sözler.

Lütfen şunu bilin ki bu sözler ona sadece ülkedeki sağcıların ve ana akım medyanın nefretini kazandırmadı. Aynı zamanda medya ve yurttaş hakları hareketinde, onu İslam Ulusu(ABD’de dönemin siyasi-dini hareketi) üyeliği ve Lyndon Johnson’ın savaşına muhalefeti sebebiyle sevmeyen liberallerin de hedefi haline getirdi.

Ancak ırkçılığın sona ermesini talep eden yükselişteki bir hareket ve genç savaş karşıtı mücadele için o, dönüştürücü bir figürdü. ’60’ların ortalarında savaş ve ırkçılık karşıtı hareketler birbirine paralel yollar üzerindeydi. Üstüne bir de ağır sıklet boks şampiyonu vardı. Ya da Şair Sonia Sanchez’in iç acıtan bir güzellikle söylediği gibi: “O dönemin duygusunu yeniden yaşamak zor. Tanınmış insanların askere alınmaya karşı çıktığının pek görülmediği yıllardı. Genç siyah kardeşleri  orantısız rakamlarla ölüme gönderen bir savaştı ve güzel, komik, şairane bir adam ayağa kalkıp ‘Hayır’ dedi! O anı bir hayal edin! Ağır sıklet boks şampiyonu, büyülü bir adam, kavgasını ringin dışına çıkardı ve siyaset arenasına taşıdı. Dik durdu. Mesaj gönderilmişti.” Bugün hala Muhammed Ali’nin vermeye çalıştığı mesajın tamamını duymaya çalışıyoruz: Barış için savaşmanın gerekliliği üzerine bir mesaj.

Onun yaşadıklarına dair makaleler şimdi yazılacaktır ve yazılmalıdır: Malcolm X’le ayrı düşmeleri, ’70’lerdeki depolitizasyonu, sağlığı kötüleştikçe savaş yanlılarının onu payanda olarak kullanması… Ancak mirasının en önemli tarafı, 1960’larda korkmayı reddettiği anlardı. Yıllar sonra söylediği gibi, “Bazı insanlar benim kahraman olduğumu düşündü. Bazıları yanlış yaptığımı söyledi. Ama ben ne yaptıysam o anki bilincime göre yaptım. Bir lider olmaya çalışmıyordum, sadece özgür olmak istiyordum.” Kavga değil, yankılar. Hala insanlığın yeni jenerasyonu tarafından hissediliyorlar. Şampiyonun adının hepimizden uzun yaşayacağını ortaya koyuyorlar. Bill Russell’ın 1967’de söylediği gibi: “Muhammed Ali için değil geri kalanlarımız için endişeleniyorum.” Bu, şimdi her zamankinden daha doğru.

Hayatını anlatan biyografik roman, 2002 yılında Kaknüs Yayınları tarafından yayımlanmıştır

 2001 yılında Hollywood tarafından hayatı filme alınmıştır. Ali adlı filmde Muhammed Ali’yi Will Smith canlandır. Parkinson hastalığı yüzünden uzun süre Michigan’daki çiftliğinde gözlerden uzak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği “Bütün zamanların en iyisiyim” lafını ispatlayarak bir efsane olmuştur. Muhammed Ali 1984’den beri Parkinson hastasıdır. Hayatını anlatan biyografik roman, 2002 yılında Kaknüs Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Farsnews

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz