Salı , 12 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril’in el-Meyadin TV röportajı
FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril’in el-Meyadin TV röportajı

FHKC-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril’in el-Meyadin TV röportajı

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril’in, Lübnan Al-Mayadeen televizyonunda İran’da 21 Şubat 2017’de düzenlenen İntifadayı Destekleme Konferansı ve Filistin Davası konulu mülakatı…

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık Lideri Ahmed Cibril’in, Lübnan Al-Mayadeen televizyonunda İran’daki İntifadayı Destekleme Konferansı ve Filistin Davası konulu mülakatıSpiker: Diyalog Saati programından, İran’ın başkenti Tahran’dan merhabalar. İran, Filistin başlığı altında, Direniş programı çerçevesinde toprağını kurtarmak isteyen herkesi başkentine davet etti. İran, yıllardır kayıp olan davayı öncelikleri arasında en üst seviyeye çıkardı. Bugün artık Filistinli fraksiyonlar; merkezi dava için saflarını sıklaştırma, seçimlerini belirleme, önceliklerini sıraya koyma ve ittifaklarını gözden geçirme noktalarında sorumluluk almaya başlayacak mı? 

Diyalog Saati programı bu akşamki bölümünde Tahran’da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık lideri yoldaş Ahmed Cibril ile bir araya geliyor. Sayın Cibril hoşgeldiniz.

Ahmed Cibril: Ehlen ve sehlen.

Spiker: Sayın Cibril bugün sizin de konuşma yaptığınız konferansı şekil olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir festival mi, yoksa Filistin davasını hatırlatmak ve gelecekteki programı masaya yatırmak için yapılan bir konferans mıydı? Nasıl niteliyorsunuz?

Ahmed Cibril: Başlarken bu halk devriminden (İran İslam Devrimi) bahsetmem gerekiyor. Türünün tek örneği olan bu devrim uçaklar, tanklar veya askeri darbe ile kazanılmadı. İsrail’in, siyonistlerin ve Amerikalıların dostu olan büyük tağut İran şahına karşı çıplak göğüs ile gerçekleştirilen bir halk devrimidir. İran şahı bölgede, vatanımızın doğusunda ümmetimizin üzerinde temsilci bir ‘polis’ gibiydi. Siyonist İsrail de vatanımızın batısında, Bilad-ı Şam’da şimdi bir polis görevi görüyor. Bu İslami devrimin önemi, bugün de konuşmamda dile getirdiğim gibi, öncelikle halk devrimi olmasından geliyor. 20. yüzyılda benzeri yaşanmadı. Bolşevik Devrimine baktığımızda ihtilafları, askeri darbeleri ve benzeri sıkıntıları görüyoruz. Küba devrimini de iyi okudum. Fidel Castro ve yoldaşlarının karşısında Batista vardı. ABD tarafından tam desteklenmeyen ve sınırlı bir etkisi olan bir Küba vardı, Amerika Birleşik Devletleri için çok bir şey ifade etmiyordu. İran’a ve Şah’a baktığımızda durum farklılaşıyor. Bu İslam Devrimi’nin vatanımızda ümmetimiz için, dünyada da uluslararası alanda çok ciddi bir ehemmiyeti var.

İkinci mevzu ise İslam Devrimi’nin zaferi kazandığı ilk günden bu yana Filistin davasında aldığı tutumdur. İmam Humeyni, Filistin Davası konusunda çok açık bir tutum alarak şunları söyledi: “Bugün Tahran’da, yarın Kudüs’te.” Devamında ”İsrail kanserlidir, kökü kazınmalı” dedi.

Devrimin ehemmiyeti ve başlangıcından söz ederken neyi vurgulamak istiyorsunuz?

O noktaya geliyorum. Bir insan Filistin’den bu şekilde söz edince kalplerimiz hemen onun yanında saf aldı. Onu tanımıyoruz. Onunla daha önceden herhangi bir ilişkimiz yok. İmam Humeyni’yi tanımıyorduk. Fakat bu pozisyondaki bir insan Filistin’den bu şekilde bahsediyor ve birkaç ay sonra ”Ümmet bir araya gelsin ve Kudüs için ne yaptığını gözden geçirsin diye Kudüs için ‘Dünya Kudüs Günü’ diye bir gün ilan edilmeli” diyor.  İmam Humeyni Araplara seslenerek ”Ey Araplar, bizden ne istiyorsunuz? Biz burada İran İslam Cumhuriyeti olarak hazırız” diyor. İşte bu tutum, bir Filistinli olarak benim için çok önemli.

Evet buradan Filistin Direnişi ile İran arasında bir ilişki inşa edildi. Devrim ve başlangıcından bahsediyorsunuz, bugün Tahran’da şahit olduğumuz sahne söylediklerinizi de teyit ediyor. Lakin bugün çok açık ki, bölge altı yıldır öncelikleri değiştiren bir süreçten geçiyor. Suriye yıkılıyordu, aşırılık, terörizm, bölünmeler, mezhebi gerginlikler, çatışmalar vesaire. Bütün bunlar birçok gücü çok oyaladı. Siz de Halk Cephesi olarak Suriye’de savaşmak zorunda kaldınız. Ama bugün ”Önce Filistin, Filistin en başta yer alıyor, tüm desteğimiz Filistin Direnişine” diyen bir konferans gerçekleştiriliyor. Bu da neler oluyor sorusunu beraberinde getiriyor. Neler oluyor Ebu Cihad (Ahmed Cibril)?

Ben bu toplantıya ”İntifadayı Destekleme Konferansı” ismiyle davet aldım. Açıkçası isimlendirmeden biraz rahatsız olmuştum. Siz Al-Mayadeen’de ”İntifadanın Ötesinde” diyerek biraz rahatlattınız. Ben bu konferansın isminin ”Nehirden Denize Filistin’i Kurtarma Yolları” olmasını isterdim.

Dediğim gibi bu halk devrimi öncesindeki dönemde çok zor süreçlerden geçiyorduk. Kara Eylül (1970) yaşandı ve ardından düşmanla savaşı en iyi şekilde yürütebildiğimiz bölgeden çıkarıldık. Bu bölgeden Arap merkezli bir komplonun ardından çıkarıldık. Sadece Kral Hüseyin’in ve Batı’nın planları yeterli değildi tabii, bizim içimizden de maalesef bu süreçte kolaylaştırıcı rol üstlenenler oldu. Ardından Ekim Savaşı (1973) geldi. Ekim Savaşı’ndan sonraki iki senede yine çok zor süreçlere giriş yaptık ve Lübnan İç Savaşı patlak verdi. Ekim Savaşı’ndan sonra bildiğiniz gibi Red Cephesi kurduk. Bu Red Cephesi hatta o zamanlar Suriye’deki kardeşlerimizi rahatsız etti. Bu süreçlerin ardından maalesef bazı Filistinli kardeşlerimizde, düşman ile aramızdaki savaş mefhumunda sapmalar meydana geldi. İsim vereceğim: Fetih Hareketindeki kardeşlerimiz, o zamanlar Suriye’nin arkasında durduğu El-Saika grubu, Enver Sadat vs.

Yoldaş Ebu Cihad sizi kesiyorum ama bu tarihi değerlendirme ile varmak istediğiniz yer neresi? Neyi dile getirmek ve nereye varmak istiyorsunuz? Bugün bu konferansı takip eden Filistinliler Filistin Halk Cephesi Genel Komutanlığı Lideri Ahmed Cibril’den bugün neler olduğunu duymak ister. Bugün konferansa geldiniz ve İran’da en üst mertebedeki Rehber Ali Hamaney’i dinlediniz. Şöyle diyordu: Her direnişi, ideolojiden bağımsız olarak, destekleyeceğiz. Kendisi tam olarak ideolojiden bağımsız olarak demedi ama direniş esas alınacak ve İsrail’e direnmek isteyen bize yakın olacak, direniş hattından uzaklaşan ise bizden uzak olacak, dedi. Bu sözler çok açık. Son sözü ise ”Direniş bayrağını taşıyan düşerse, o bayrağı ardından gelen taşıyacak” oldu. Siz Halk Cephesi olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz Genel Komutanlık olarak her zaman, herhangi bir Arap tarafına olan yakınlığımızı, o tarafın Filistin davasına olan yakınlığına göre belirledik. Camp David Anlaşması ve ardından Mısır’ın denklemden çıkması bizi çok etkilemişti. Bunun ardından İran Devrimi bize yeniden eski ruhu ve gücü verdi. Dolayısıyla biz Rehber Ayetullah Hamaney ile bu konuda aynı fikirdeyiz. Tahran’da 91 yılındaki ilk konferansın adı da İntifada’yı Destekleme Konferansı idi. O zamanlar intifada vardı. Konferans, Madrid Konferansının hemen öncesinde gerçekleştirildi.

Bu atmosfer içerisinde Tahran’a geldiniz ve 1991 yılında 10’lu Grubu kurdunuz. 

Evet buraya bir grup fraksiyon ile geldik ve yine bugün bir araya geldiğimiz otelde bir araya geldik. O dönemde, o döneme dair çok önemli sözler söylendi. Dolayısıyla bugünkü konferansımız ilk değil. 1991 yılındaki konferansta, Madrid Konferansından beklenti içinde olan Arap rejimlerinin hayal dünyasında olduğunu ve Amerika ile İsrail’in kendilerine hiçbir şey vermeyeceğini söylemiştim.

Sayın Cibril, bugün Seyyid Ali Hamaney’in söylediklerini duydunuz. Çok açık bir şekilde Filistin’i kurtarmak isteyenlere destek vereceklerini ve Direnişe yakın duranların arkasında duracaklarını ilan etti. Siz bugün bir İranlı yetkilinin yanına gidip kendisine ”Seyyid Ali Hamaney’in söylediklerinin reele tercümesini istiyorum” deseniz, kendisinden neler talep ederdiniz? İranlılara destek için iletebileceğiniz planlarınız ve programınız nedir?

Açıkça şunu söyleyelim, bugün bu konferanstaki kokteyl homojen değil.

Filistinlileri mi kastediyorsunuz?

Hem Filistinlileri hem diğer Arapları kastediyorum. Bir konuda da şikayetimi daha önceki görüşmelerimde bildirdim. Filistin sahası ve Arap dünyası içinde önem taşıyan bir konumda yer alan bazı insanlar, yine Filistin ve Araplar tarafından öne çıkarılıyor. Bu insanlar maalesef İsrail’in, kabul edilmesi gereken bir hakikat ve gerçeklik olduğunu dile getiriyor. Biz ise İsrail’in gerçeklik olduğunu ama hakikat olmadığını söylüyoruz. Bu siyonist varlığın ne tarihsel ne dini, ne yasal ne de meşru bir hakkı vardır. Herkes bu siyonist varlığı, Filistin’i nehirden denize gasp eden bir işgalci olarak görmeli. İki devlet önerisi yapanları biliyorsunuz. Oslo ittifakını imzalayanları da biliyorsunuz. Bunların uzlaşı trenine binen insanlar olduğunu da biliyorsunuz.

Beni İranlı bir yetkili olarak kabul edin. İran’ın en üst mertebedeki liderinin yukarıda dediklerini duydunuz. Siz FHKC-Genel Komutanlık olarak taleplerinizi sıralar mısınız?

Ben bu siyonist varlığı tanımlarken bu noktaya geliyordum. Bu siyonist varlığın hedefinde bölgenin tamamı var. Biz silahlı mücadeleye başladığımız ilk gün Filistin halkının bu güçlü gerçeğe karşı koyabileceği hiç aklıma gelmemişti. Biz bunu gerçekleştiremeyiz diye demiyorum ama güç dengelerinin doğası, bu siyonist gerçekliğe kuvvet veriyor.

Biz İranlılardan veya başkalarından ne mi istiyoruz? Biz şunu istiyoruz: Filistin Davası burada ve biz Filistin halkı olarak savaşın başını çekmeye hazırız. Filistin’in özgürleştirilmesi Arap ve İslam dünyasının sorumluluğundadır. Her şeyi Filistinliye yüklemeyelim. Filistinli Tahran’a gelip ”Biraz silah, biraz para istiyorum” demesin. Mesele bu değil zaten. Mesele para ve silah değil. Mesele Filistin’i nasıl özgürleştireceğimizdir. Hayfa ve Yafa’yı nasıl geri döndüreceğimizdir. Özgürlük için, bu üzerinde yaşadığımız coğrafyada güç dengelerinin değişmesi gerekiyor.

Siz şunu mu diyorsunuz? İran İslam Cumhuriyeti bana silah ve para vermeden önce uluslararası, bölgesel ve yerel güçler arasında hedefi ve hedefe giden yolu belirleyen bir ittifakın olması gerekiyor. Bunu mu diyorsunuz? Bu bazı örgütlere silah ve para vermekten daha önemli diyorsunuz.

Ben Arap, İslam ve bölgesel bir ittifaktan bahsettim. Uluslararası saha ise başka bir siyaset alanına giriyor. Ama bu bölgesel tarafların, özgürlük savaşında esas taraflar olmalarını istiyoruz. Budur bizim talebimiz. Filistin davası evet sizin de medyada bahsettiğiniz gibi bu tarafların öncelikler listesinde en başta yer alıyor. Doğrudur ama Filistin davası bu listenin başına bir slogan, bir başlık gibi koyulmuş duruyor. Fakat Filistin’in özgürleştirilmesi, bu tarafların yapılacaklar listesinde gerçekte ya en sonda yer alıyor ya da hiç yer almıyor.

Mesele para ve silah değil diyorsunuz

Para ve silah öncelikli değil diyorum, gereksiz demiyorum. Filistin halkı ne kadar kurban verirse versin zafer kazanacak kadar güçlü değil. Uluslararası dengeler ve güçler var. Bu denge bizim lehimize de değil. Yukarıda dediğim gibi bunlar günden güne siyonist rejime güç veriyor. Dolayısıyla biz ilişkilerimizi kurarken buna göre kuruyorduk. Misal biz gidip Körfez ülkeleri ve Suudilerle değil Libya ile ilişki geliştirdik. Libya, Kudüs devrimindeki parolamızdı.

Körfez ülkeleri ile neden ilişki geliştirmediniz?

Bir noktayı bitireyim oraya da geleceğiz. Muammer Kaddafi’ye de senden sadece silah ve para istemiyoruz, dedik. Kaddafi’ye ”Sen savaşın neresindesin?” diye sorduk. Misal Suriye. Suriye’den başladık biz. Ben çok net söyleyeyim, Suriye’den hiç para almadım, Halk Cephesi olarak hiç para almadık, çok önemli işlevi olan silah da almadık. Bunlarla ilgilenmiyorduk. Biz Suriye güçlü olsun istiyorduk. Suriye Filistin’in özgürleşmesinde rol alsın istiyorduk. Aynı şekilde İran İslam Cumhuriyeti’ne de bu şekilde bakıyoruz. Biz, tekrar söyleyeyim, sadece para ve silah alıp teşekkür edip ayrılmak istemiyoruz. Hayır. Biz diyoruz ki İslam dünyası Tahran’da şunu konuşmalı: İran, Filistin’i özgürleştirme savaşında bütün enerjisini ortaya nasıl koyabilir? Horasan’daki bu devrimciyi ve savaşçıyı Celile’de görmek istiyoruz. Dolayısıyla biz yıllardır şunu söylüyoruz: Biz bir Direniş Ekseni şekillendirilsin istiyoruz. Şam, Tahran ve şu an yolda olan Bağdat, Hizbullah ve Filistin’in nehirden denize özgürleştirilmesinde ısrarcı ve davaya inançlı Filistinliler. Ve biz, Kral Abdullah ister kabul etsin ister etmesin Ürdün’e de gireceğiz!

Düşmanla gerçekleşecek bu savaş kapsamlı ve çok büyük olacak. İsrailliler bu yaklaşımı da endişe ile takip ediyorlar. Netenyahu Putin ile bir araya geldiği son üç görüşmesinde neleri masaya yatırdı? Suriye eski gücünü kazanırsa Golan cephesini açacak mı sorusunu sordu. Hizbullah ile birlikte Lübnan güneyinden, Şebaa mezraları yönünde bir cephe açacak mı diye sordu. Netenyahu Putin’e ”Güçlendirdiğiniz Suriye ordusu Golan’ı geri almak için tüm araç ve yolları kullanacak” dedi. Bence başkan Beşşar Esad sabah akşam Golan mevzusunu düşünüyordur. Hafız Esad da öyleydi. Şimdi bu mevzu ile ilgili kendilerinden çok bir şey duymasak da bu anlaşılabilir bir şey. Planları ve ya programlarını dillendirmek istemezler.

Ebu Cihad siz geniş ve büyük bir eksen talep ediyorsunuz.

Güç dengelerini değiştirmek için. Filistin’de karar ve iktidar merkezinde yer alan Filistinliler ne öneriyordu? Bağımsız Filistin kararı. FKÖ ayrıca ”Filistin’in meşru ve tek temsilcisidir” gibi fikirler havada uçuşuyordu. Sen Arapların sorumluluğunu ortadan kaldırıp her şeyi Filistinlinin üzerine yıkıyordun. Bunları çok sert bir şekilde tartıştık. Tartılışılması gereken isimlerle tartıştık. Bu tavır, ey kardeşlerim, uzlaşı yönünde yürümektir. Uzlaşı istemeyenler bu tür fikirlerin havada uçuşmasına izin vermez.

Hatta Gazze’deki son zaferlerden bahsedelim. İsrail’in Gazze’ye yönelik son üç girişiminde hedeflerine ulaşmasının engellenmesinden  bahsediyorum. Bugün Gazze şeridi, 360 kilometrekare özgürleştirilmiş tek Filistin toprağıdır. Geri kalan topraklar yani 27 bin kilometrekarelik alan işgal altında. Bugün Gazze’de kontrol Hamas’ta. Hamas liderliğine sordum. Belki şimdi beni dinliyorlardır, Halid Meşal ve İsmail Heniyye beni iyi dinlesinler. Şimdi Gazze’de güçlü durumdalar. 2006’dan daha güçlü. Biz tabi o dönemlerde askeri anlamda çok kolaylık sağladık, ondan önceleri de rahmetli Yaser Arafat da iyi bilirdi, füzeler ve askeri araçlar gönderdik. Cihad Cibril (Ahmed Cibril’in şehid oğlu, Medya Şafak) bu işin başındaydı ve bu yüzden öldürüldü.

Ben Hamas liderliğine sordum ve tekrar soruyorum: Siz Filistin’i Gazze’den mi kurtaracaksınız? Oradan mı özgürlüğü getireceksiniz? Bunu sorduğumda cevap alamadım, sustular. Ebu Mazen Ramallah’tan mı kurtaracak Filistin’i! Kardeşlerim, Filistin ancak güç dengeleri değişirse kurtarılabilir, özgürleştirilebilir. Dolayısıyla benim bu konferansta ve diğer tüm ilişkilerdeki hedefim bunu nasıl gerçekleştirebiliriz sorusuna cevap bulmaktır. Suriye örneği önümüzde duruyor. Büyük ve çok ciddi bir komplo ile karşı karşıya kaldı. Bu rejim bazı planlara karşı çıktı ve isyankar tavrını sürdürdü.

Ebu Cihad siz bugün ”Suriye’yi arkasından bıçaklayanlar, Suriye’den özür dilemeli” dediniz. Kimi kastediyordunuz? Bu sözler kime?

Suriye’nin kucakladığı insanları kastediyorum. Suriye, toprağının üstünde birçok Filistinli tarafı kabul etti. Bu taraflar Suriye toprakları üzerinde büyük bir özgürlük ile hareket ediyorlardı. Bu çok basit bir şekilde gerçekleşmedi bilesiniz. Bu insanlar Suriye’ye kolay bir şekilde girmedi. Bu süreç, Merji Zuhur’dan sonra başladı. Çoğunluğu Hamas ve İslami Cihad’tan olan 400-500 kişinin Merji Zuhur’a sürülmesiyle başladı (Ç.N: İsrail’in 1992’de işgal altındaki bölgeden 400’ü aşkın İslamcı aktivisti Güney Lübnan’daki Merji Zuhur’a sürmesi olayı). Biz FHKC-Genel Komutanlık olarak onlarla ilgilendik. Ben kişisel olarak ilgilendim. Onları eğittik, onlara gereken imkanları sağladık. Onlara gıda yardımı ulaştırırken şehit olan yoldaşlarımız var. Ben sonra Suriye’ye geldim ve başkan Hafız Esad ile bir araya geldim. Bunun hemen öncesinde biz Halk Cephesinden bir heyet Abdulhalim Haddam’ı kabul ettik. Kardeşim bizim bu İslami harekete ihtiyacımız var dedik. Biz Halk Cephesi olarak 1985’teki anlaşmada hapisten çıkmalarında da kolaylaştırıcı roller üstlendik.

Neden onları Suriye’yi arkadan bıçaklamakla itham ettiniz? Suriye’den çıktıkları için mi?

Abdulhalim Haddam sözümü kesti ve bitirmeme izin vermedi. Haddam ”Bu hareketler bizi ve yoldaşlarımızı katletti” gibi sözler söyledi. 80’lerdeki olayı (Hama) hatırlatıyordu. Ardından Hafız Esad’ın yanına çıktık. Yaklaşık dört saat tartıştık. Kendisine bu senin ve bizim çıkarımıza dedik. Yoksa Filistin sahası içerisinde hareket eden, devlet kurmak isteyen ve düşman ile normalleşip Filistin’den vazgeçecek olan hareket ile birlikte nasıl savaşacağız? İttifaklar hazırlığı içerisindeydi. Oslo henüz yoldaydı.

Başkan Hafız Esad bu uzun tartışmadan sonra ”Bunlar geçmişte bizi sırtımızda bıçakladı, gelecekte de bizi sırtımızdan bıçaklarlar mı?” diye sordu. Biz ona hayır dedik. Hamas’a ”Sizin uluslararası İhvan örgütü ile irtibatınız var mı?” diye sorduk. Bana ”Hayır biz sadece direniş gücüyüz ve önümüzde sadece Filistin var” cevabını verdiler. Bize cesaret veren bu gelişmeler oldu. Hamas, Hafız Esad zamanında Suriye’ye girdi. Halid Meşal de Ramadan Abdullah da duysun; Hafız Esad biz Cephe’ye ”Suriye üzerindeki varlıkları sizin üzerinizden gerçekleşecek, sorumlusu sizsiniz, bir şey yapmaları halinde de sorumlu olacaksınız” dedi. Biz de kabul ettik. Biz Cephe olarak Hamas’a askeri kampımızın yarısını verdik. Bu hareketlere ayrıca her türlü lojistik imkan sağlandı. İslami Cihad’dan kardeşlerimize de bir diğer kampımızın yarısını verdik. Hamas’a ayrıca emeğimiz, terimiz ve kısıtlı imkanlarımızla kazdığımız tünelleri verdik. Tünel verdik onlara.

Bugün niye itham ediyorsunuz?

Suriye’de olaylar başlar başlamaz tehlikenin farkına vardım. Bir araya geldik ve olayları konuşmaya başladık. Sözleri çok açık değildi. Biz Suriye’de olanlara karışmayız gibi sözler sarf ettiler. Onlara Suriye’de olan bitenin Suriye’yi sadece çevreleme değil yıkma planı olduğunu söyledik. Hafız Esad zamanında Suriye’yi çevrelemek ve rolünü kısmak istediler ama başaramadılar. Beşşar Esad zamanında yine denediler yine başaramadılar. Katarlılar, Türkler çok uğraştı ama yapamadılar. Ben Filistin’de ilk silahlı mücadeleyi başlatanlardan biriyim. 1959’dan beri sahadayım. İkinci Gazze zaferinden sonra (Ç.N: 2009) bir araya geldik. 10 tane fraksiyon lideri ve kadrosuyla bir araya geldik. Bu toplantıda ”Ey Ebu Velid (Halid Meşal) sen benim oğlum gibisin, oğlum yaşındasın, ben sana liderlikte biat ederim yeter ki kalkın harekete geçin, komuta edin” dedim. Suriye meselesine gelince bu komploya rağmen oturup izlediler ve bu süreç kendilerini ne yakından ne uzaktan ilgilendirmiyor gibi oturup seyrettiler. Bu komplo ve olaylar sanki Orta Afrika veya Latin Amerika’da gerçekleşiyormuş gibi izlediler. Alakaları yokmuş gibi. Bununla yetinmediler Suriye’yi terk edip Katar’a gittiler. Arkalarında, Yermuk Kampında şekillendirdikleri güçleri bıraktılar. Bu güçler bize ve Suriyelilere karşı savaştı. Han Şeyh kampında Liva El-İzz silahlı grubunu kurdular.

Siz Hamas’ın Suriye’ye saldırıya iştirak ettiğini mi söylüyorsunuz?

İştirak ettiler ve ayrıca İslami Cihad’dan kardeşler de süreç kendilerini ilgilendirmiyor gibi hareket ettiler. Bazı liderleri konuşmak zorunda kalınca da cellat ile kurbanı bir tutan açıklamalar yaptı. Dönün bakın arşivlerinize.

Son soru olarak konferans ile ilgili sızdırılan bir noktayı sorayım. Bazı Filistinli kaynaklar bize, Filistinli gruplar olarak General Kasım Süleymani ile bir araya geldiğinizi söyledi. Bu toplantıda ne konuşuldu? 

Bizi yemeğe davet etti. Kendisine teşekkür ediyoruz. Bu daveti her zaman yapar. Kendisi Filistin davasına inanmış, İran İslam Cumhuriyeti’nden büyük bir savaşçıdır. Kendisi, bizim de inandığımız gibi, Suriye’ye ve düşman İsrail ile savaşındaki yerinin önemine inananlardandır. Suriye yok olursa Hizbullah da yok olur. Ben Seyyid Hasan Nasrallah ile görüşmemizde Seyyid’den de duydum, Suriye yok olursa biz Hizbullah olarak sizinle birlikte yok oluruz, dedi.

Yani General Süleymani ile sadece yemek daveti için mi bir araya geldiniz? İleriye dönük stratejik planlar, adımlar konuşuldu mu?

Yemek için bir araya geldik ve ayrıca kendisi bazı siyasi noktalara vurgular yaptı. Ben az önce de söyledim, ben bu konferansta rahat olduğum kadar rahatsızdım da. Ben Filistinlilere her türlü desteği yaparız açıklamasından ötesini talep ediyorum. Ben kendisinden de başkasından da Filistin’in özgürleştirilme savaşındaki rollerinden bahsetmelerini istiyorum.

İran Devrim Muhafızlarının sınıra ilerlemesini, FHKC ile omuz omuza savaşmasını mı istiyorsunuz?

Suriye’ye yönelik komployu bitirdikten ve Suriye’yi ayağa kaldırdıktan sonra önümüzde Golan savaşı, Güney Lübnan savaşı var.

Bize bu yönde bir hazırlık süreci olduğu müjdesini mi veriyorsunuz?

Ben burada sırları ifşa etmiyorum. Bunu İsrail de biliyor. Hizbullah da biliyor ve hazırlık yapıyor. Halk Cephesi olarak biz de hazırlık yapıyoruz. Bu savaş, kuzey Suriye’den Golan’a, Doğu Şeria’dan Batı Şeria’ya kadar kapsayıcı ve belirleyici bir savaş olacak. Ben buradan Lübnan’ı ziyaret edecek olan ve ajandasında Filistinlilerin silahları olan Mahmut Abbas’a bir nasihat vereyim. Lübnanlılara ”Filistinlilerin silahlarını toplayın, biz siyasi desteği sunarız” önerisi ile gelecek. Bunun çok tehlikeli yansımaları olacaktır. Uyarıyorum. Lübnan ayrıca böylesi bir pratiği kaldıramaz. Bu silahların az önce bahsettiğim güç dengelerinde çok önemli rolü vardır.

Sayın Cibril çok teşekkür ediyorum.

Çeviri: Hasan Sivri

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz