Pazar , 19 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Hizbullah Bölgesel Bir Güç Haline Dönüştü
Hizbullah Bölgesel Bir Güç Haline Dönüştü

Hizbullah Bölgesel Bir Güç Haline Dönüştü

Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Naim Kasım Tesnim Habere verdiği röportajda Lübnan içerisindeki ve özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeler olmak üzere bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında sorulan bazı sorulara yanıt verdi.

Tesnim Haber Ajansı – Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Naim Kasım Tesnim Habere verdiği röportaj:

Tesnim: Amerika’daki Başkanlık seçimleri ve sonuçları hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Şeyh Naim Kasım: Bizim için önemli olan şey, Amerika Başkanı’nın özellikle bölgemiz olmak üzere, Amerika’nın sorunlu olduğu ülkeler ile ilgili konularda dış meselelere nasıl baktığı ve davrandığıdır. Bizim için Amerika Başkanının ismi önemli değildir. Başkanlık seçimlerinde Trump’ın seçilmesi belki bazıları için çok şaşırtıcı olmuş olabilir ama bizim için önemli olan Trump’ın görevin başına geçmesiyle birlikte, Washington’un Suriye, İran’ın Nükleer meselesi, Filistin ve Yemen konusunda politikasının ne olacağıdır. Çünkü Amerika’nın Ortadoğu’daki rolü ve müdahalesi her zaman olumsuzdur. Bu durumda Amerika Başkanı, Amerika’nın bölgedeki yanlış politikalarını yeniden gözden geçirecek ve bu politikaları değiştirecek mi? Bekleyip göreceğiz. Ama genel olarak Amerika Hükümetlerinin bölge meseleleriyle ilişkisi her zaman olumsuzdur. Çünkü bu ülke her zaman Siyonist düşmanı önceliği olarak karar kılmaktadır ve bölgeye ve petrol kaynaklarına hâkim olmak ta bu ülkenin ikinci önceliğidir. Bu yüzden bu konular Amerika’nın odağı olduğu sürece bizim milletimiz Amerika’nın politikasından hiçbir fayda sağlayamayacak ve hatta zarar görecektir.

Donald Trump yeni koalisyonlar ve yeni müttefikler konusundaki açıklamalarında ciddi mi?

Şeyh Naim Kasım: Amerika Başkanının Başkanlık seçimlerinden önceki ve sonraki konuşmaları ve açıklamaları arasında çok az bir fark var. Bu yüzden Donald Trump’ın seçimlerinden önceki açıklamaları ve sözleri dikkate alınmalıdır ve aslında Trupm’ın seçimlerden sonra verdiği sözlerde ihtimaller ve şüpheler bulunmaktadır. Örneğin Trump, Beşşar Esad ile değil teröristlerle mücadele edilmelidir dediğinde, “acaba Trump, Suriye Hükümeti ile iş birliği içerisinde bu ülkedeki krizi siyasi olarak mı çözmek istiyor yoksa IŞİD’e karşı saldırılarını arttırmak ve Suriye krizini kendi haline bırakmak mı istiyor şeklinde sorular gündeme geliyor. Bu iki soru arasında büyük fark var ama Trump’ın başkanlığında Suriye krizinin çözülmesi için Obama’nın yürüttüğü politikalardan daha fazla çözüm yolu bulunabileceği mümkün gibi görünüyor.

İran’ın nükleer meselesi hakkında ise herkes şunu bilmelidir ki, bu konu Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyinde halledilmiştir ve eğer Amerika bunu değiştirmek isterse, bu tek taraflı olacaktır çünkü fiili olarak Amerika bu anlaşmaya bağlı kalmamıştır. Amerika’nın yeni başkanının bunun uygulanmamasını vurgulaması mümkündür çünkü Obama her zaman Nükleer Anlaşmanın uygulanmasının gecikmesi ile ilgili olarak, bankaların ve şirketlerin Nükleer Anlaşmanın uygulanmasını geciktirdiğini vurgulamıştır ama Amerika Güvenlik Konseyinin gözetiminde Nükleer Anlaşma iptal edilemez.

Lübnan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hizbullah’ın adayının kazanması dikkate alındığına, direniş eksenin zaferlerinin Lübnan’da sonuç verdiği söylenebilir mi?

Şeyh Naim Kasım: Hiçbir zaman Lübnan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bizim Lübnan’da ya da bölgede sergilediğimiz tutumun bir sonucu olduğunu düşünmedim. Bize göre bu seçimler Lübnan’da yapılmalıydı ve biz seçimlerin yapılması gerektiğini ve başarıyla sonuçlanacağını açıkça dile getiren ilk kişilerdik ve aynı zamanda Lübnan’ın gelecek Cumhurbaşkanının Lübnan halkı tarafından kabul edilen biri olması ve stratejik olarak Lübnan’ın bağımsızlığını ve direnişini desteklemesi gerektiğini vurguladık ve şimdi yapılan seçimlerde Hizbullah kazandı ve bu Lübnan halkının lehinedir. Tabi Lübnan’daki gelişmelerin değişeceğine dair ümidini yitiren dış etkenler Lübnan’daki diğer hareketler ve taraflar üzerinde etki bıraktılar ve bu nedenle Lübnan Cumhurbaşkanlığı için Hizbullah’ın adayı Mişel Avn’nın seçilmesini onayladılar ve bu iyi bir gelişmedir ve biz hükümetin kurulması konusunda da iş birliği yapacağız.

Hizbullah bölgenin gücüdür desek çok mu abartmış oluruz?

Şeyh Naim Kasım: Eğer gerçekçi olmak gerekirse, Hizbullah bölgesel bir güç haline dönüştü. Hizbullah’ın Siyonist düşman karşısında, tekfircilerle mücadelede ve direniş ile yaptığı iş birliğindeki rolü, Hizbullah’ın bölgesel bir güç haline dönüştüğünü gösteriyor ve bölgede yaşanan gelişmeler de bunu doğruluyor.

Lübnan Hizbullah’ı bölgede yaşanan gelişmelerdeki etkisi nedeniyle bölgesel bir güç haline dönüştü. Mesela Hizbullah, düşman İsrail’in 2006 yılındaki saldırısıyla yapılmak istenen yeni Ortadoğu senaryosunu fark etti ve bu senaryo planını Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın da açıkça dile getirmişti ve Hizbullah bu planı etkisiz hale getirdi. Çünkü İsrail 2006 yılındaki savaşta yenildi ve Hizbullah’ın zaferi yeni Ortadoğu olarak adlandırılan bölgesel senaryoyu etkisiz hale getirdi ve sadece böyle bir plan karşısında duran kişi bölgesel güç olabilir ve bu olaydan sonra Hizbullah’ın bölgesel bir güç olduğu kanıtlandı ve bu güç Suriye’de son birkaç yılda yaşanan gelişmelerle birlikte yeniden kendini gösterdi. Çünkü bizim Suriye’deki askeri ve maddi olarak kapsamlı bir şekilde varlığımız ve Hizbullah’ın fedakarlıkları eşsiz ve benzersizdi ve biz zor günlerde Suriye hükümetine destek verdik ve bu durum bölgedeki denklemleri değiştirdi.

Hizbullah’ın Irak’ta da IŞİD’e karşı savaşa katılarak eğitim, koordinasyon ve iş birliği rolü oynadı. Çünkü Iraklıların askeri komutanlara ihtiyacı yok ve bizim Yemen’deki rolümüz de sadece askeri uzmanlık ve danışmanlık hizmetiyle sınırlıydı.

Seyyid Hasan Nasrallah’ın Hizbullah kuvvetlerinin sadece zafere ulaşıldığında Suriye’den çıkacağı yönündeki açıklamaları Lübnan hükümet heyetinin hakkında bildiri yayınladığı küçük bir konu değil ve bu konunun daha geniş boyutlarda Lübnan’ın bölgesel gelişmelerdeki dahili durumu üzerinde etkisi olacak ve bu durum, tekfircilerin ve müstekbiretin eline geçmemesi için Hizbullah’ın Suriye’yi terk etmemesine neden olacaktır.

Suriye’nin El-Kasir şehrinde düzenlenen Hizbullah’ın geçit törenleri hangi mesajı taşımaktadır ve bu törenlerin düzenlenmesinin amacı nedir?

Şeyh Naim Kasım: Bizim Hizbullah’ın teröristlerle savaşta ya da IŞİD ile mücadelede kuvvetleri arasındaki uyum ve iş birliğini göstermek için El-Kasir ya da herhangi bir bölgede askeri geçit töreni düzenlemeye ihtiyacımız yok ve Suriye’deki gelişmeler askeri geçit töreninden daha fazla olarak Hizbullah’ın gücünü göstermektedir. Hizbullah kesinlikle Suriye’de aktif bir rol oynamaktadır ve fazlasıyla tecrübe kazanmıştır. Bu yüzden Hizbullah’ın direnişi, direniş hareketinden daha büyük ve ordudan daha küçüktür ve biz direnişin yeni bir medresesinde tecrübe kazanmaktayız.

Gelecekte Hizbullah ve İsrail arasında bir çatışma yaşanması ihtimali var mı?

Şeyh Naim Kasım: Şu an Hizbullah ve düşman İsrail arasında bir savaş yaşanması çok uzak bir ihtimal ve Hizbullah’ın savaş başlatmak gibi bir niyeti yok ama düşman İsrail Hizbullah ile savaşın ağır maliyeti olacağını çok iyi biliyor çünkü İsrail, Hizbullah’ın Suriye savaşında elde ettiği gelişmiş tecrübelerinin düzeyini biliyor. Bu yüzden Hizbullah ile savaşa girmek İsrail’in lehine olmayacaktır.

Öte yandan, düşman İsrail iç meselelerden ve krizlerden sıkıntı çekiyor ve savaşta Hizbullah’ın çehresinin daha da parlamasından korkuyor, bu yüzden de İsrail Hizbullah ile yeni bir savaşı tecrübe etmeye hazır değil ve aynı zamanda Hizbullah’ın da böyle bir savaş için son derece hazırlıklı olduğunun bilincinde.

Hizbullah bölgedeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyor?

Şeyh Naim Kasım: Bölgede denklemleri değiştirecek geniş çaplı gelişmeler yaşanıyor. Özellikle diğer krizlerin başlangıcı olan Suriye krizi konusunda, Direniş ve İsrailli Amerika olmak üzere iki eksen bulunuyor ama bu krizlere karşı direniş içerisinde ihtilaflar bulunuyor. Mesela Rusya açık bir şekilde bu krizler karşısında nasıl bir çözüm yolu bulmalı. Rusya, Direnişin önem verdiği kadar Filistin meselesine önem vermiyor ve Rusya’nın İsrail’e karşı tutumu tamamen siyasidir.

Ama Türkiye’nin bölgede yaşanan gelişmeler karşısındaki tutumu hakkında şunu söylemeliyiz ki, Türkiye’nin Rusya ve İran ile iyi ilişkileri bulunmaktadır ama bu ilişkiler tamamen zahiridir. Türkiye bu süreci fırsat bilmektedir ve ihtiyatlı bir şekilde NATO’nun ekseninde adım atmaktadır.

Türkiye’deki darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerinin yakınlaşması hakkında sizin düşünceleriniz nelerdir?

Şeyh Naim Kasım: Türkiye darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Rusya ve İran’a olumlu sinyaller gönderdi ve bu ülkeler arasındaki ilişkilerin ılımlı hale geldiği yönünde söylentiler duyulmaya başladı ama darbe girişiminden üç hafta sonra Türkiye tamamen eski duruşuna ve tavrına döndü ve bu durum, Türkiye’nin Amerika’yı NATO’da Türkiye lehine hareket ettirmeye çalıştığını gösterdi. Çünkü Amerika Türkiye’ye bir ortak olarak bakmaması gerektiğini çünkü Türkiye’nin duruşunu direniş ekseni lehine çevirebileceğinin mümkün olduğunu anladı.

Biz Rusya’nın petrol, gaz ve diğer kaynaklarıyla Türkiye’ye baskı uygulayabileceğini söylediğimizde, akıllara acaba bu konu Türkiye ya da Rusya’yı etkiler mi? sorusu geliyor. Bölgede menfaatler oyunu var ve oyuncular ekonomik menfaatler ve konularla kapsamlı olarak birbirleriyle ilişki kuruyorlar ama iki ülkenin Suriye hakkındaki ihtilafları siyasi ihtilaflardır. Türkiye’nin Suriye’ye ve diğer ülkelere olan sınırı belirlidir ve buralara işgalde bulunmak bölge ülkeleri arasında savaşa neden olacaktır.

Direniş ekseni Rakka ve Deyrizor’daki uluslararası koalisyonu kabul ediyor mu?

Şeyh Naim Kasım: Uluslararası koalisyonun IŞİD ile mücadele bulunduğunu iddia ettiği Suriye’deki Rakka ve Deyrizor ile ilgili gelişmeler, Suriye hükümeti ve müttefiklerinin asıl hedefi değil. Çünkü direniş ekseni Halep’te ve Suriye’nin diğer bölgelerinde meşguller ve şu an Rakka ve Deyrizor’a değinmek istemiyorlar. Burada asıl soru şu, “acaba diğer taraf yani uluslararası koalisyon Rakka ve Deyrizor’u IŞİD’in elinden kurtarma konusunda ciddi mi, değil mi?” Bana göre eğer uluslararası koalisyon Rakka ve Deyrizor’u kurtarırsa ve bu konuda ciddi ise bu Suriye Hükümeti için bir sorun teşkil etmez.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz