Çarşamba , 20 Eylül 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Ehl-i Beyt » Hz. Ali’nin Çekiciliğinin Sırrı
Hz. Ali’nin Çekiciliğinin Sırrı

Hz. Ali’nin Çekiciliğinin Sırrı

Sevgi ve tutkunun sırrını henüz kimse keşfedebilmiş değildir. Yani şöyle olursa şöyle olur şeklinde beli bir formülü yoktur sevginin. Ama sevginin de elbette ki bir sırrı vardır. Sevilende öyle bir güzellik ve cazibe vardır ki seveni kendi çekim sahasına almakta, onu çekmektedir. Sevgi ve çekiciliğin doruk noktası “aşk” kelimesiyle tanımlanmaktadır bugün.

Hz. Ali de insanların gönlünde taht kurmuş, yürekleri fethetmiştir. Neden? Hangi yönde? Aşkları böylesine tahrik eden, kalpleri böylesine cezbeden ve sevgisini ölümsüzlüğe kavuşturan fevkaladeliği nedir? Ali’nin neden gönüller onu aşina bilmekte, esasen onu ölmüş değil de adeta hep hayattaymış gibi algılamaktadır?

Bu sevgi ve ilginin fiziki bir sevgi olmadığı muhakkak; zira onun vücudu ve bedeni bugün bizim aramızda değildir ve mesela bizler Hz. Ali’yi görmüş ve ona dokunmuş da değiliz.

İmam Ali’ye duyulan bu sevgi, her millette var olan “Kahraman insana duyulan sevgi” türünden bir sevgi de değildir. Keza, Ali (a.s) sevgisinin insani erdem ve faziletlerin sevgisi olduğunu söylemek ve ona sevgi duymanın salt insancıl ve hümanist bir sevgi olduğunu söyleyebilmek de mümkün değildir. Evet, Ali (a.s) gerçek anlamda bir “kamil insan”dı ve her insan, böylesine örnek insanları sever. Ama burada çok önemli olan bir nokta vardır:

Ali (a.s) bütün bu hasletlere sahip olsaydı; bütün o insani haslet ve erdemlere, o ilim ve hikmete, onca fedakârlık ve özveriye, alçakgönüllülüğe, o emsalsiz sevgi ve şefkate, zayıf ve muhtaçlara destek vermeye, adalet ve hürriyet timsali olmaya, insana sevgi beslemeye, cesaret ve mertlikte benzersiz olmaya ve Mevlana’nın da dediği gibi “Cesarette Allah’ın aslanı, mertlik ve mürüvvette akla hayale sığmayacak bir haslete, onca bağışlayıcılık ve onca cömertliğe”…

Evet, Ali (a.s) bütün bu haslet ve bunca insani erdeme sahipti; ama o, bütün bunlara sahip olup da Allah’a iman etmiş ve inanmış bir mümin olmasaydı, evet, sadece bu sıfatı taşımıyor olsaydı yine bunca sevilecek, bunca ilgi görecek miydi? Elbette ki hayır!

Hz. Ali’nin (a.s) gönüllere böylesine taht kurmasının sebebi, gerçek anlamda Allah’a inanmış ve O’na itaat ve ibadet etmiş olmasıdır. İnsanoğlunun gönül ve fıtratının derinliklerinde, fıtri olarak yüce Yaradan’a karşı bir sevgi ve bir tutku vardır.  Allah sevgisi hepimizin yaradılışına yerleştirilmiş bir hakikattir; bu nedenledir ki Ali’nin Allah’a onca itaatkâr ve O’nun ayet ve sıfatlarının muazzam bir tecellisi olduğunu gören her mümin insan Ali’yi de sevmekte ve ona gönülden bir ilgi duymaktadır. Yani Ali’ye duyulan sevginin ardında, Müslüman’ın Hak Teâlâ hazretlerine beslediği ve fıtratında var olan “Allah sevgisi” vardır. Allah sevgisi her insanın canına, kanına işlemiş bir sevgidir, fıtratlar ölüm süz olduğu için bu tür sevgiler ölümsüzdür ve bu cümleden olmak üzere (evliyaullah konusunda olduğu gibi) Hz. Ali’ye (a.s) duyulan sevgi de gerçek ve ölümsüz bir sevgidir.

İmam Ali’de pek çok nurlu ve dikkat çekici özellikler vardır, ama ona sürekli bir parlaklık ve nur kazandıran asıl özelliği onun Müslüman, mümin ve ihlâslı bir kul olmasıdır; ondaki muazzam manevi cazibenin sırrı budur işte. Hz. Ali’nin (a.s) yoluna baş koyan tanınmış isimlerden biri de asr-ı saadet döneminin müminelerinden Sevde-i Hemdani’dir. Bu yiğit ve imanlı kadın, Muaviye’nin Hz. Ali’ye beslediği kin ve nefreti görüp de kendisinden Ali’yi kötülemesini isteyince “Allah Ali’ye rahmet eylesin!” dedi, “Onunla birlikte adalet ve mertlik de toprağın bağrına gömüldü. Haktan başka hiçbir şeye değer vermemeye ahdetmişti, ahdini tuttu, hak ve imanla yoğrulmuş bir kişiliği vardı Ali’nin!”

İmam Ali’nin (a.s) seçkin karakterine vurulanlardan biri de Sa’saa b. Suhan-ı Abdi’dir. İmam Ali’nin (a.s) toprağa verildiği gece, orada bulunan çok az sayıdaki seçkin müminden biridir Sa’saa. İmamın mübarek naşı toprağa verildikten sonra Sa’saa bir elini yüreğine bastırıp diğer eliyle İmamın mezarından aldığı toprağı başına dökmekte ve şöyle demekteydi:

“Ölüm afiyet olsun sana! Yaradılışın tertemiz, sabrın pek güçlü, cihadın pek büyüktü senin! Düşündüğün şeye ulaştın, ticaretin pek karlı oldu! Yüce yaratıcına ulaştın, seni memnuniyetle karşıladı O; melekleri senin etrafına toplandılar, Peygamberimize komşu olma saadetine ulaştın, Allah Teala seni en yakın kullarından kıldı, kardeşin Mustafa’nın huzuruna ulaştın işte, onun dolu dolu kasesinden içtin doyasıya. Rabb’imden dileğim, Resulullah’tan (s.a.a) sonra sana uyup seni izleyen, senin yolunla yordamınla yaşayanlardan olmamızdır. Umarım senin dostlarını seven, düşmanlarına düşman kesilen ve seni sevenlerle haşr olunanlardan oluruz biz de! Başkalarının ulaşamadığı şeye ulaştın, başkalarının algılayamadıklarını algıladın. Kardeşin Peygamberle omuz omuza cihad ettin, Allah’ın dini için gerektiği şekilde kıyam ettin, sünnetleri koruyup ihya ettin, anarşi ve kargaşayı düzeltip ıslah ettin, böylece İslam ve imana bir düzen verdin. Selam sana, selamların en güzeliyle selam olsun sana!

Senin sayende müminlerin arkası kuvvetli oldu, senin sayende -Hz. Peygamberden sonra- yollar aydınlandı, sünnetler ayakta kalabildi. Senin fazilet, erdem ve hasletlerine kimse ulaşamadı. Sen, Resulullah’ın (s.a.a) çağrısına “lebbeyk” dedin ve bu hususta herkesten öne geçtin. Bir an bile yardımını esirgemedin, canın pahasına bile onu korumaktan vazgeçmedin. Korku ve dehşet zamanları gelip çatınca Zülfikar’ınla yiğitçe saldırıp zalimlerle zorbaları hakladın. Şirkin ve kötülüğün kökünü kazıdın, tuğyan kar sapmışların kellesini uçurdun… Bu nedenledir ki ölüm sana kutlu olsun, -bu tatlı şerbet- afiyet olsun derim ey müminlerin emiri!

Peygambere (s.a.a) en yakın insandın sen. İslam’a ilk inanan da sen oldun! Yüreğin yakinle dolu, inançlı ve kararlıydı, herkesten daha fedakârdın sen; hayır konusunda herkesten fazlaydı senin nasibin! Rabb’im sana matem tutma sevabından mahrum etmesin bizi, senden sonra hor hakir kılmasın hiçbirimizi!

Vallahi, senin hayatın hayrın anahtarı, şerrin kilidiydi (hayrı açar, şerri kilitleyip yok ederdin), ölümünle hayırlar kilitlenip şerler açılacaktır… Eğer insanlar seni kabullenebilselerdi yerden ve gökten nimetlere boğulurlardı; ama ne yazık ki dünyayı ahirete tercih ettiler!”1

Sa’saa’nın da söylediği gibi insanlar dünyayı tercih ettiler. Hz. Ali’nin (a.s) kimseye ayrıcalık tanımayan, haktan zerrece taviz vermeyen adaletine tahammül edemediler. Derken, yozlaşmışlar ve donuklaşmışlar Ali’yi şehit ettiği uğruna can vermeye hazır olan, uğrunda darağaçlarına koşup gözünü kırpmadan ölümün kucağına atılan, sevgi ve imametine gönül veren yarenlere sahip olma açısından Hz. Ali (a.s) gerçekten İslam tarihinin ender, hatta emsalsiz simasıdır.

İslam tarihi, onun sevgisi, adaleti ve imameti uğruna canlar veren, hamasiler yaratan fevkalade örneklerle doludur ki her birinin hayatı ve ölümü, İslam dini için birer iftihar vesilesi, gurur kaynağıdır. Ziyad b. Ebih’le oğlu Übeydullah, Haccac b. Yusuf, Mütevekkil ve hepsinin başını çeken Ebu Süfyan oğlu Muaviye’nin kanlı eli, insanlık ve İslam tarihinin bu nadide şahsiyetlerinin kanına bulanmıştır.

ehlader

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz