Perşembe , 17 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » İbrahim el-Emin: İsrail’in Direniş’le karşı karşıya gelişte seçenekleri
İbrahim el-Emin: İsrail’in Direniş’le karşı karşıya gelişte seçenekleri

İbrahim el-Emin: İsrail’in Direniş’le karşı karşıya gelişte seçenekleri

Ancak şu gerçeğe dikkat çekmekte fayda var: 1. Körfez Savaşı’ndan bugüne kadar Direniş Ekseni, Arap Yarımadası genelinde, hatta Yemen’de bile eyleme girişmedi. Eksenin mücadelesi tümüyle savunma amaçlıdır. Fakat eğer aksine karar verilirse, düşmandan beklenebilecek tek şey toplu intihar seçeneğidir!

İsrail’in Direniş’le karşı karşıya gelişte seçenekleri

İbrahim el-Emin / El Ahed

Biz İsrail’in yerinde olsaydık, Hizbullah’la mücadele söz konusu olduğunda ne yapardık?

Bu zihin egzersizini yapmak zorunda olmayabiliriz. İşler çok kritik olduğu zaman İsrail’deki tartışma içerikten yoksun değildir. Orada medya, gerçek bir sansüre tâbidir. Açıklamalar, tehditler ve benzerleri konusunda aşırıya kaçma riski yoktur. Sızdırılan güvenlik bilgileri ve askeri bilgiler bile, İsrail’in kafası karışmış halde olup olmadığını belirlemek için yeterli değildir.

Fakat biz daimi duruma geri dönelim. İsrail’in öncelikleri, kuruluşundan bu yana aynı olmuştur. Topyekün güvenlik, merkezi kaygıdır. Son yirmi yıl içinde İsrail, güvenlik ve ordu doktrinine çok ciddi değişikliler getirme zorunda kaldı ve savunma programları kavramını gündemine soktu. Bu, kamuoyuyla tartışma veya düşmana karşı önleyici eylem söz konusu olduğunda farkı bağlamları getiriyor. Düşman, Lübnan’la sükunetten bahsediyor, ama aynı zamanda her gün Hizbullah’ın artan gücünden bahsediyor. Son on yıl içinde İsrail’in yaptıkları, güvenlik operasyonları veya askeri operasyonların çerçevesini aşmıyor ve düşman bu operasyonların bazılarında ciddi darbeler indirmeyi başardı. Fakat bu saldırılar, direnişin genişleme becerisini sınırlayan türden değil.

Tüm bunlar, Suriye ve Irak’taki durum değişmeden önceydi.

Bugün Tel Aviv’deki bir gözlemcinin, işlerin başka türlü gittiğini anlamak için, Suriye ve Irak’taki altı yıllık açık savaşın ardından yaşanan değişikliklerin kapsamına bakması yeterlidir.  Geçmişte bölgenin muhtelif kısımlarındaki güçlere uzaktan tavsiyeler sunan Hizbullah, bugün birden fazla ülkede büyük bir güç haline gelmiştir.
Suriye’de Hizbullah, muharebelerin idaresinde Suriye ordusunun eş anlamlısı oldu. Irak’ta, partinin güvenlik uzmanları ve askeri uzmanları, en büyük operasyon odasında yer alıyor. Seyyid Hasan Nasrallah, Halk Seferberlik Güçlerinin ve bu ülkedeki siyasi güçlerin çoğunluğu arasındaki siyasi ilişkileri organize eden otoritenin ilham verici lideri haline geldi. Yemen’de Hizbullah, Ensarullah’ın gelişiminin doğrudan bir ortağı oldu ve Ensarullah partiyi, kendilerinin borçlu olduğu bir savunucu olarak görüyor. Filistin’de, bütün gelişmelere rağmen, direniş seçeneğine inanan gruplar koordinasyonu geliştirmek üzere Beyrut’a dönerken, Arap Yarımadası’nın yöneticileri, Nasrallah’ın talimatlarını dinleyen yüz binlerce destekçisinin olduğu gerçeği temelinde hareket ediyor.

Lübnan’da Hizbullah, stratejik meseleleri veto etme hakkına sahip ve kendisini tehdit eden bir muarızı da yok. Herkes sessiz kalmayı tercih etmiş olsa da – ki bu kötü değil – ülkemizde aktif olan bütün uluslararası istihbarat teşkilatları, Hizbullah’ın güvenlik gücünün kapsamının ne kadar büyüdüğünü ortaya çıkarmanın yollarını arıyor. Bu güç, Lübnan güvenlik birimlerine onlarca, hatta belki de yüzlerce terörist eylemi engellemeleri için benzersiz bir destek sundu. Her ne kadar parti (2006 savaşından Suriye ve Irak’taki savaşa kadar) yaklaşık 2 bin şehit verdiyse de, on binlerce yeni savaşçıyı kendine çekti. Parti askeri sistemlerini ve güvenlik sistemlerini geliştirdiği gibi, aynı zamanda da çok sayıda teorik planı savaşlarda test etti ve bu durum onun, şu anda Suriye’nin doğu eteklerinde veya Irak’ın batı eteklerinde yürüttüğü çöl savaşı da dâhil olmak üzere, eşi görülmemiş deneyimler elde etmesini sağladı. Ancak daha önemlisi, büyük orduların depoları parti birimlerine açıldı. Hizbullah, hem İsrail’le olası bir savaşa hazırlık düzeyini geliştirmek, hem de şu anda bölgenin pek çok yerinde parçası olduğu muharebelerde kullanılmak üzere bu depolardan istediği her şeyi alma konusunda özgür.

Peki Lübnan, Suriye, Irak ve İran sahneleri fiilen birbirine bağlandığında durum neye benzeyecek? Bu yalnızca askeri faaliyetle ilgili bir mesele değil, aynı zamanda stratejik – ve hepsinden önemlisi iktisadi – boyutu bulunan faaliyetlerle ilgili!

Yukarıdaki bilgiler temelinde İsrail, savaştan sonraki günü yönetme konusunda hiçbir kontrolünün olmayacağını önceden bilirken, Lübnan’daki partiyle doğrudan karşı karşıya gelme arayışında olacak mıdır? İsrail aynı zamanda iç cepheyi koruma amaçlı tatbikat ve manevraların, tam kapsamlı bir çatışmanın patlak vermesinden saatler sonra Guş Dan bölgesinde trafiği organize etmede faydalı olmayacağını da biliyor. Düşmanın liderleri elektrik, taşımacılık ağları, havaalanları, limanlar, devlet merkezleri ve diğer altyapı unsurlarının kaderi konusunda kendi halklarına karşı dürüst olacak mı? Düşman, yazın orta yerinde gelecek “roket yağmuru” konusunda gerçek bir değerlendirmeye sahip mi?

Düşmanın Suriye’de yapabileceği tek şey, sahaya yeni gerçeklikler dayatacak ve Rusya ile İran’ı düşmanın çıkarlarına uygun yeni kırmızıçizgiler çizmeye zorlayacak yeni bir Amerikan girişimini beklemektir. Fakat bu olsa bile, bunun direnişi ve onun eylem programlarını gerçekten etkileme olasılığı ne kadardır? İsrail, savaşsız geçen her günde caydırıcılık gücünden bir parça daha kaybettiğini ve Direniş Ekseninin parçası olan güçler ağının istikrarlı bir şekilde genişlemesine kapı araladığını biliyor. Bu yüzden düşman, Amerikan girişimlerine bel bağlamaya mecbur.

Bu ortam içinde, düşmanın veya Batı ve onların Arap destekçilerinin Körfez’deki gelişmelerden kaynaklı olarak gelecekte bölge çapında yaşanabilecek büyük değişimler hakkındaki siyasi açıklamalarında yanlış bir şey yok. Ancak şu gerçeğe dikkat çekmekte fayda var: Birinci Körfez Savaşı’ndan bugüne kadar Direniş Ekseni, Arap Yarımadası genelinde, hatta Yemen’de bile eyleme girişmedi. Eksenin mücadelesi tümüyle savunma amaçlıdır. Fakat eğer aksine karar verilirse, düşmandan beklenebilecek tek şey toplu intihar seçeneğidir!

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz