Cumartesi , 20 Ocak 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » İki kurtuluş savaşı arasında Hizbullah’ın savaş ahlakı
İki kurtuluş savaşı arasında Hizbullah’ın savaş ahlakı
Adnan Badreddine, center, brother of top Hezbollah commander Mustafa Badreddine, cries as he receives condolences from Hezbollah senior officials in a southern suburb of Beirut, Lebanon, Friday, May 13, 2016. Lebanon's militant Hezbollah group said Friday that its top military commander who was supervising its military operations in Syria, Mustafa Badreddine, was killed in an explosion in Damascus, a major blow to the Shiite group which has played a significant role in the conflict next door. (AP Photo/Hassan Ammar)

İki kurtuluş savaşı arasında Hizbullah’ın savaş ahlakı

Ne var ki bu Direniş, evlatlarını “Babam Hüseyin’in (a.s) katili bana O’nu öldüren kılıcı emanet verse, onu geri veririm” diyen İmam Zeynel Âbidin’in (a.s) öğretileri ile büyüttü. Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın da bu konuda altı çizilen çok sayıda ifadesi vardır: “Bizi yanlış anladınız… Hesaplarınızda yanıldınız. Bizim tercihlerimizi, önceliklerimizi, düşünce biçimimizi tanıyamadınız ve hala yanılıyorsunuz.”

Meysa Mukaddem

Alalam.ir

Lübnan’da 14 Mart hareketinden arda kalanlar, Direnişi karalamak için gizli sızıntılara izin veren bir boşluğa yol açtı. Hizbullah’ın düşman ile olan savaş ahlakına sonsuz bağlılığı, Direniş karşıtı grupların -samimiyetsiz bir şekilde- şaşkınlık odağı oldu. Ardından sosyal paylaşım siteleri üzerinden ikinci kurtuluş başarısında Direnişin rolünü “istismar eden” bir görev için harekete geçildi. Lübnanlı askerlerin akıbetinin ifşa edilmesi ve naaşlarının geri verilmesi ile bağlantılı olarak, Direnişe ait iki şehidin naaşı ve bir esirin iade edilmesinin karşılığında, Suriye’de yenilen teröristlerin teslim olduktan sonra Ebu Kemal yönüne doğru aileleri ile serbest bırakılması, bu görevin diğer ayağı oldu.

14 Mart hareketi liderlerince anlaşma hakkında çok sayıda soru yöneltildi. Hizbullah’ın niçin yenilgiye uğramış ve teslim olmuş IŞİD’e bağlı teröristlerin Ebu Kemal yönüne doğru çıkmasına izin verdiği ve bu teröristlerin niçin yargılanmadığı, silahlı teröristlerin ailelerinden kadın ve çocuklara karşı Amerika tarafından işlenecek bir katliama karşı niçin uyarı bildirisi yayınlandığı gibi sorular bunların başında geldi. Ayrıca Hizbullah ile IŞİD terör örgütü arasında bir çeşit iş birliği olduğunu ima eden pek çok soru yöneltildi.

Bu şüpheli soruları yanıtlamak için, yakın tarihe dönüp bakmak gerekiyor. Direnişin yazdığı tarih, büyük başarıların yanı sıra aynı zamanda savaş ahlakını koruduğuna da tanık olmuştur. Hikâyenin aslını anlamak için 25 Mayıs 2000 tarihine dönmek gerekiyor. Bu tarih, düşman İsrail’den kurtarılmış Güney Lübnan halkının yaşadığı gurur sahnelerini ve Fatıma kapısından kaçan ordunun zelil görüntülerini taşıyor.

O dönemde Direniş karşıtı gruplar, Lübnan vatandaşlarına karşı en iğrenç suçları işleyen düşman ile işbirliği yapanlara, Direnişin katliam yapacağı konusunda söylentiler yayıyordu. Ancak Direniş, bu güne kadar alnı ak geldi ve Hizbullah, tarih boyunca başka hiç bir Direniş grubunun sergilemediği bir örnek sergiledi.

İşgal altındaki Filistin ve Lübnan arasındaki sınır hattında düşman ile işbirlikçiler aşağılayıcı bir şekilde bir araya geldi. Hezimete uğrayan Siyonist ordu, zafer kazanan Direnişin gözü önünde Fatıma kapısının açılmasını ve işgal edilmiş Filistin’e girmeyi istiyordu. O günlerde, oldukça yüksek bir sayıda ajan da direnişe teslim olmuştu. Hizbullah, işgal dönemi sırasında İsrail’in Lübnan’da işlediği katliamların ardından Lübnanlı şehitlere karşı kısas isteme hakkına sahipti. Ancak Hizbullah, bu ajanları Lübnan devletine ve yargıya teslim etmeyi tercih etti.

2000 yılından 2017 yılına Direnişte hiçbir şey değişmedi. Kuşaklar değişse de Direnişin erleri ve ahlaki inanç öğretileri hep aynı kaldı. Ancak bugün Hizbullah’a karşı saldırgan tutumda bulunanlar, kendileri ile çelişiyorlar. Geçmiş yıllara döndüğümüzde onların tutumlarını net bir şekilde görebiliyoruz. Zira İsrail’in ajanları ile birlikte iş yapanlara (Antuvan Luhad önderliğindeki işbirlikçi Güney Lübnan Ordusu milislerine) merhamet çağrısı yapmış ve işgal edilmiş Filistin’e kaçanların geri verilmesini istemişlerdi.

Bugün ise, tekfirci düşman ile birlikte çalışan saldırganlar Direnişi suçluyorken, diğer yandan Hizbullah’ın teröristlerin yaşlı çocuk ve kadınlardan oluşan ailelerine dokunmamasını kınıyorlar. Direnişe teslim olan herkesin öldürülmesini istiyorlar.

Öyleyse bu saldırganlar niçin Luhad ordusu ajanları için “merhamet yasası” uygulanması konusunda Hizbullah’a ısrar ediyorlar? Tekfirci düşman ile işbirliği yaparken bir yandan da IŞİD kanunlarına bağlı kalınması çağrısında bulunuyorlar. Bana kalırsa burada, Direnişin IŞİD ve Nusra’nın sergilediği katliam ve cinayetler ile benzer sahneler sergilemesi amaçlanıyor. Ne var ki bu Direniş, evlatlarını “Babam Hüseyin’in (a.s) katili bana O’nu öldüren kılıcı emanet verse, onu geri veririm” diyen İmam Zeynel Âbidin’in (a.s) öğretileri ile büyüttü. Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın da bu konuda altı çizilen çok sayıda ifadesi vardır: “Bizi yanlış anladınız… Hesaplarınızda yanıldınız. Bizim tercihlerimizi, önceliklerimizi, düşünce biçimimizi tanıyamadınız ve hala yanılıyorsunuz.”

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz