Cuma , 18 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » İngiliz Şiiliğinin Emperyalist muhayyiledeki yeri ve Türkiye ayağı
İngiliz Şiiliğinin Emperyalist muhayyiledeki yeri ve Türkiye ayağı

İngiliz Şiiliğinin Emperyalist muhayyiledeki yeri ve Türkiye ayağı

“Bu zümre Sünni-Şii kaosunu tetikleyen her türlü hareketi desteklemekte ve din-siyaset ayrımını hararetle savunmaktadırlar. Bu muhayyilenin maalesef bir de Türkiye ayağı bulunmaktadır. Bu zümre daha çok gulat/aşırılar olarak tanımlanmaktadır. İslamî İran İnkılabını karalama, başta Ayetullah Hamaneî’nin şahsı olmak üzere Şii mercileri yok sayma ve onlara hakaret etme vb. tutumları söz konusudur.”

Emperyalist güçlerin dini yoktur; her kisveye, Allah’ın boyası haricindeki her renge bürünürler. Bunun yanında, İslam toplumunun renk körlüğünden suistifade ederek kendilerine Allah’ın hak yolunun temsilcileri addeden uşaklar edinirler. Bel’am ibni Baura karakterinin günümüzdeki tiplerini seçip kendi saflarına katarak, İslam’ın cihânşümûl mesajının önünün alınmasını, yanlış aktarılmasını ve bu faaliyetlerinin zihinleri kirletmesini hedeflerler.
İslam dininin iki temel ekolü olan Ehli Sünnet ve Şiiliğin bu zihniyet içerisinde edindiği yeri de bu bağlamda düşünmek gerekmektedir. Dünyadaki adaletsizliğe ses çıkarmayan, Ortadoğu’daki bariz işgali ve bunu destekleyen koalisyona çanak tutan odağa zararsız bakan, hatta bunu destekleyen bir Sünni ve Şii arasında Amerika, İsrail ve İngiltere için bir fark yoktur. Her iki cenahın sözüm ona batı vurgunu aydın ve âlimleri tam anlamıyla müttefiktirler. İttifakın meyvelerini toplamanın tecrübesini tatmış olan Amerika, İsrail ve İngiltere, bu bozuk insan tipinin tohumlarını hem Sünni ve hem de Şii camiada ekmeye devam etmektedir. Son hasatlarını IŞİD denen ve bırakın Ehli Sünnetin, İslam’ın temel hayat felsefesinin hiçbir yönüyle örtüşmeyen bu barbarlar, son dönem hasadının asıl müsebbipleri oldu.
Söz konusu hasat mevsimi Ortadoğu’nun kana bulanmasına, zulmün artmasına ve Müslüman toplumun sefalete düşmesine sebep olduğundan, coğrafyamızın yönetilmesi de kolaylaşmaktadır. ABD’nin “Sünni” IŞİD’i hortlatmasının bu emperyalist getirilerinin bir diğer örneği, özellikle birkaç yıldan beri, benzer bir muhayyile ile radikal bir Şiiliğin hortlatılmasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Kendilerini taklit mercii ilan eden Sadık Şirazi ve kardeşi Mücteba Şirazî’nin yanı sıra damatları Yasir el-Habib söz konusu muhayyileye hizmet eden uşaklardır. Bu zümre toplumsal Sünni-Şii kaosunu tetikleyen her türlü hareketi desteklemekte ve din-siyaset ayrımını hararetle savunmaktadırlar. O halde, bu laik batı vurgunu kof zihniyet sahiplerini, Şiilikle bağdaştırmak sömürgecilerin uşaklığını yapmaktan başka ne olabilir.
Çeşitli uydu kanallarıyla habis fikirlerini yaymaya çalışan bu yapının en belirgin özelliklerinden biri, Ehli Sünnet mukaddesatına saldırmaktır. Zira hedeflerinin gerçekleşmesi için Sünniler ve Şiiler arasındaki uhuvveti engellemeleri, iki fırka arasında düşmanlık ve nefreti arttırmaları gerekmektedir. Fitne yuvası olan bu grup sosyal medyayı da çok iyi kullanmaktadırlar. On yedi adet uydu kanalının ötesinde youtube, facebook ve twiter’da da faaliyetleri yoğun bir şekilde devam etmektedir. Mesela Yasir el-Habib, namaz esnasında okuduğu kunut duasında birinci ve ikinci halifeye dil uzatmakta ve onun bu fahiş davranışı youtube aracılığıyla yayılmaktadır. Sonrasında ise bu videolara dış odaklı radikal  “Sünni” gruplar tarafından, Şiilerin bu davranışlarıyla nasıl dinden çıktıkları gibi yazı ve yorumlar yazılarak fitne kazanı kaynatılmaktadır.
Bu muhayyilenin maalesef bir de Türkiye ayağı bulunmaktadır. Bu zümre daha çok gulat/aşırılar olarak tanımlanmaktadır. Tabii bu tanımlamanın neye denk geldiği tam olarak homojen bir grubu ifade etmemektedir. Mesela bunlardan bazılarının Hz. Ali’nin uluhiyetine inandığı dile getiriliyor ki bu bizlerin klasik anlamda bildiğimiz gulat tanımlamasıyla örtüşüyor. Ancak mesele bunula kalmamaktadır. İslamî İran İnkılabını karalama, başta Ayetullah Hamaneî’nin şahsı olmak üzere Şii mercileri yok sayma ve onlara hakaret etme vb. tutumları söz konusudur. Bu da günümüz Şiiliğin mutedil çizgisinden sapmayı temsil ettiğinden bu taife gulat şeklinde isimlendirilmektedir.
Bu taifenin başta Iğdır olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerinde faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Zikredilen faaliyetler bir camii/mescit vb. bir kurum etrafında şekillendiği gibi, şehirden şehre hareket ederek de vuku bulabilmektedir.
Bunlar arasında Iğdır Melekli köyündeki camiie değinecek olursak; buradaki faaliyetlerin dört beş yıllık bir mazisi bulunmaktadır. Taifenin önde gelen isimleri yıldan yıla kanaatlerini değiştiriyor gibi görünmektedirler. Mesela bir ara mercilere hiçbir surette söz söylemezken, daha sonra bu tutumu değiştirebilmektedirler. Tabii bu durumu onların tebliğ metodolojisiyle ilişkilendirmek gerekmektedir.
Camiye giden gençlerin profilini çıkardığımızda IŞİD’e katılan karakterler ile benzer özellikler taşıdıkları gözlemlenmektedir. İş-güç sahibi olmayan, dünya ile barışık bir yaşam sergileyemeyen, psikolojik ve ailevi vb. sorunlar yaşayan kimseler bu zümrenin tabanını oluşturduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca ortak özellikler arasında Şiilik ve Sunnilik üzerine okuma yapmayan bir güruhtan oluştuğu da söylenebilir.
Bu cemaatin oluşmasında hiç şüphesiz mevzu bahis edilen zümrenin cami imamıyla kurduğu, daha doğru bir ifadeyle, imamın bu tabanla kurduğu ilişkiye dikkat etmek gerekmektedir. Iğdır’daki birçok caminin tersine imam, cemaatinin her derdinden haberdar olup onların sorunlarıyla ilgilenmekte, klasik anlamda bir imam olmanın ötesine geçerek oluşturduğu cemaatin liderliğini deruhte etmektedir.
Hiç kuşkusuz bunda imamın ait olduğu kendi toplumsal kodları çok iyi tahlil edip okuması büyük oranda etkili olmuştur. (Burada, ‘neden mutedil imamlar bunu yapamıyor veya ne denli yapıyor?’ soruları gündeme gelmektedir.) Zira yerel bir dil kullanıp bu dil sayesinde sahip olduğu/olması istendiği fikriyatı empoze edebilmektedir. “Cemaatle namaz yoktur, aslında humus diye bir ibadet de mevcut değildir” gibi inanışları tabanlarına kabul ettirebilmelerinde, bahsedilen yerellik ve dil kullanımının etkisi büyüktür.
Bu taife kendi içindeki dar halkada Ehli Sünnet’i tekfir etmektedirler. Edindiğimiz bilgilere göre birkaç yıl evvel Ankara’da bir kitap evi açma gayretiyle gençleri bir evde bir araya toplamış ve bu eve tesadüfen gelen kaynağımız faaliyet içerisinde olan şahsın gerçek kimliğini deşifre etmek için onu konuşturmuştur. Bu konuşma çerçevesinde Allame Tabatabai’ye “o da âlim mi, Tabatabai de kimmiş” vb. sözler sarf edince geçler arasındaki popülaritesi yok olmuş ve istediği harekete taban sağlayamamıştır. Tabii bunda oradaki gençlerin tutumu, çoğunun üniversiteli olup Allame Tabatabai’nin nasıl bir şahsiyet olduğunu bilmeleriyle de ilgili. Bu örnekte de görüldüğü gibi, Şiiliğin mukaddes isimlerine bile ileri geri konuşmaktan -bunda yer, zaman ve içerisinde bulunulan mahfil de önemli- geri kalmayan bu zümre, Ehli Sünnet’in mukaddesatı hakkında neler söylemez!
Bu taifenin kanaat önderlerinin çoğu -belki de hepsi ama bu bilgiyi doğrulayacak veriyi elde edemedik-, Humus almazken ve ayrı bir işle de uğraşmazken geçimlerini ne şekilde temin ettikleri, bilinen maddi refahlarını nasıl sağladıkları üzerinde düşünülmesi gereken hususlardandır. Bu, meselenin vatanımız sınırlarının ötesine geçmiş olabileceğinin de göstergesi olabilir. Zaten bu yazının temel amacı da bu zümrenin ileride gerçekleştirebileceği kışkırtıcı ve ayrıştırıcı dil ve tutumu kamuoyuyla paylaşmak ve buna karşı ‘ne gibi tedbirler alınmalı?’ sorusuna cevap düşünülmesini sağlamaktır. Öğrendiğimiz kadarıyla benzer faaliyetler Nahçıvan’da da sürdürülmektedir. Yap-bozun parçaları bir araya getirildiğinde, IŞİD’in hortlamasından önceki senelerde selefiliğin beslenmesine benzer bir projenin tasarlandığı aşikardır.
‘Ne gibi tedbirler alınmalı?’ sorusuna Türkiye Şii yapılanmalarından henüz ciddi bir cevap verilmiş değil maalesef. Mesela EHLADER’in konu hakkında yayımladığı bir bildiri veya Iğdır’da bu konuya dair yaptığı çalışmaların boyutu nedir? Bu çalışmalar arasında saha çalışmaları var mı? Yoksa ‘bunlar hakkında bu tür bir refleks vermek, onları ciddiye aldığımız zannını doğurur’ mantığı mı hâkim? Esasında böyle bir çalışma yapılmış ve Şii vatandaşlar uyarılmış mıdır? Bu konuda, Şii kesime hitap eden kanal ve yayın kuruluşları/haber siteleri neler yaptılar? Meseleyi ne kadar ciddiye aldılar?
Tüm bu sorular cevaplanması ve bu şekilde sorunun önüne geçilmesi gerekmektedir; Sünni’siyle, Şii’siyle, hep birlikte…
Hasan Hüseyin Güneş  – İntizar.web.tr

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz