Cumartesi , 19 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » İran, Suriye’de iddiasını arttırıyor: Mesaj ne?
İran, Suriye’de iddiasını arttırıyor: Mesaj ne?

İran, Suriye’de iddiasını arttırıyor: Mesaj ne?

Basit bir ifadeyle söylemek gerekirse İran ABD’ye, Irak’ta (5,165), Kuveyt’te (15,000), Bahreyn’de (7,000), Katar’da (10,000), BAE’de (5,000) ve Umman’da (200) konuşlanmış olan 45 bin askerinin, son jenerasyon orta menzilli bir füze olan yerli füze Zülfikar ve yüzeyden yüzeye seyir füzesi Kasım karşısında epey savunmasız olduğunu bildirdi.

Salman Rafi Sheikh

New Eastern Outlook

ABD’nin son iki hafta içinde Suriye’de İran yapımı ikinci bir silahlı insansız hava aracını ve bir Suriye jetini düşürmesi sonrasında İran, IŞİD’in Suriye’nin Deyrizzor eyaletindeki bir komuta merkezini vurarak yanıt verdi. Askeri eylem aynı zamanda İran’ın Tahran’da IŞİD saldırılarının son kurbanı olduğu bir zamanda gerçekleşti. Tahran saldırının kendisi IŞİD’in henüz bitmediğini gösterdiği gibi aynı zamanda İran’ın Suriye çatışmasına derinden müdahil olmasının sebebinin de altını çiziyor: eğer İran Suudiler/Vehhabiler tarafından finanse edilen bir vekâlet savaşına karşı Suriye rejiminin yardımına gelmeseydi, savaşın Suriye üzerinden son kertede İran’a da ulaşacağı – ki çok daha az yıkıcı bir şekilde olsa da şu anda da ulaşmıştır – ve orayı da kasıp kavuracağı kesindi. Bu, örneğin, İran’ın Amerikan yaptırımları nedeniyle ekonomik sıhhatinin kötü olmasına rağmen bu savaş için neden her yıl milyarlarca dolar harcadığını (tahminler 6 milyar dolar ve 15 milyar dolar arasında değişmektedir) açıklayabilir. Nitekim İran’ın daha derin bir askeri müdahale gerekçesi, IŞİD ve öteki cihadçı oluşumların kontrol sağlamasının engellenememesi halinde İran’ın Suriye’nin ardından bir sonraki hedef haline geleceği gerçeğine dayanmaktadır.

Bu yüzden İran elbette, Suudilerin ve ABD’nin bölgesel gündemini tersine çevirme konusunda harekete hazır. Bu bağlamda füze saldırısı, İran’ın hangi düzeye kadar gidebileceğini gösterdiği gibi, aynı zamanda bölgede kimi hedef alabileceğini de yeterli düzeyde gösterdi. IŞİD, İran füzelerinin temizleyebileceği tek güç ve oluşum değil. Bu, İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Muhammed Hüseyin Bakıri’nin verdiği resmi mesajda gayet açık bir şekilde görülüyor. General saldırıdan sonraki sabah şöyle konuşmuştu: “İran füze alanında dünyanın büyük güçleri arasındadır. Onlar (“ABD ve müttefikleri” diye okuyun) şu anda bizimle çatışmaya girebilecek kapasiteye sahip değiller ve elbette biz de onlarla çatışmaya girmek niyetinde değiliz, ancak onlarla füze alanı da dâhil olmak üzere farklı alanlarda daimi bir rekabet içindeyiz.”

Devrim Muhafızları’ndan General Ramazan Şerif de devlet televizyonuna verdiği bir demeçte “Bu mesaj özellikle Suudilere ve Amerikalılara yöneliktir” dedi: “Açıkça biliniyor ki bölgedeki bazı gerici ülkeler, özellikle de Suudi Arabistan, İran’a güvenlik yokluğu getirmeye çalıştıklarını duyurmuşlardı.

Dini Lider Ali Hameney’in askeri yardımcısı General Yahya Rahim Safevi, geçtiğimiz Çarşamba günü özel olarak Washington’u “Eğer ABD İran’a karşı herhangi bir savaş başlatmaya karar verirse, bölgedeki bütün askeri üsleri güvensizliği deneyimleyecektir” sözleriyle uyarmıştı.

Açıktır ki füze saldırısı, İran’a füze programı nedeniyle yeni yaptırımlar getiren bir karar tasarısını geçirmiş olan ABD’li senatörlere bir had bildirme işlevi de görüyor. Bu aynı zamanda, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un yaptığı, Trump yönetiminin İran’a yönelik politikasının “rejim değişikliğini” de içerdiği şeklindeki düşüncesiz vurgularına yönelik meydan okuyucu bir yanıttır. Bahsi geçen şey bir müdahale planından başka bir şey olmadığı gibi, aynı zamanda ABD-İran nükleer anlaşmasının şimdiden anlamsız hale geldiğini ve ABD’yi İran’ı kasıtlı olarak bir askeri çatışmaya sürüklemekten caydırmayı başaramadığını göstermektedir. Bu, Rex Tillerson’un ABD ve Suudi Arabistan arasındaki son silah anlaşmasını “zararlı İran etkisiyle” baş etmeyi sağlayacak bir anlaşma olarak tanımlamayı tercih etmesinde de kendini gösteriyor. Bu sebeple, çatışmanın tırmanışı Suriye’de ve etrafında yaşanıyor.

Öncelikle İran liderliği, nükleer meselesiyle ilgili müzakerelerin başlamasından bu yana geçen 3-4 yıl içinde hayata geçirilen stratejik kısıtlamanın, Trump’ın ekibi tarafından doğru anlaşılmadığı değerlendirmesi yapıyor. Pazar günü Hameney, ABD politikalarına iğneleyici bir dille hücum etti. Tahran’ın bakış açısına göre, uluslararası diplomaside deneyimsiz olan Trump ekibi, İran’ın son yıllardaki ılımlılığının bir zayıflık işareti olduğu veya Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ılımlı-reformcu yönetiminin siyasi kararlılıktan yoksun olduğunu gösterdiği şeklinde düşünceler besleyebilir. Hiç kuşku yok ki Tahran, füze saldırısı esnasında kendini gösteren demir yumruk politikasının Trump yönetimi için bir uyandırma zili işlevi görmesini bekliyor. Bu, eski bir Devrim Muhafızları komutanı olan, etkili İran Düzenin Yararını Belirleme Kurulu Genel Sekreteri Muhsin Rızai’nin sözlerine de yansıdı: “Tillerson, görevde dört yıl geçirdikten sonra İran’ı anlayacaktır.”

“Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” derler. İran’ın kullandığı füze seçimi ve hedefi vurmadaki isabet de kendi başına açık birer ikaz niteliği taşıyor. Tüm verilerin gösterdiğine göre füzeler, hedeflerini yıkıcı bir isabetle vurdu. Basit bir ifadeyle söylemek gerekirse İran ABD’ye, Irak’ta (5,165), Kuveyt’te (15,000), Bahreyn’de (7,000), Katar’da (10,000), BAE’de (5,000) ve Umman’da (200) konuşlanmış olan 45 bin askerinin, son jenerasyon orta menzilli bir füze olan yerli füze Zülfikar ve yüzeyden yüzeye seyir füzesi Kasım karşısında epey savunmasız olduğunu bildirdi.

İran’ın eylemi müttefiklerinin de güveniyle gerçekleşti. Bir Suriye savaş uçağının ABD tarafından düşürülmesi Moskova’nın güçlü eleştirisini beraberinde getirmiş ve Rusya’nın çok cepheli bir saldırıya karşı Suriye rejiminin yanında durma niyetini göstermişken, İran Çin’le olan işbirliğini hızla arttırarak da daha fazla güç buldu.

Var olan haliyle, ABD ve Suudi Arabistan’ın İran’ı tecrit etme çabalarını ivmelendirdiği bir esnada Çin, bölgesel müttefikine olan desteğini iki katına çıkarıyor. İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı’ndan alıntı yapan haberlere göre Çin ve İran destroyerleri Hürmüz Boğazı’nın ve Umman Denizi’nin doğu kısmında ortak bir askeri tatbikat yürütüyor.

Bu sebeple İran’ın Suriye’deki askeri eylemi bir bölgesel boşlukta gerçekleşmedi – ABD yönetiminin bunu gözden kaçırmasının tek sonucu, ABD’nin teröre karşı verdiğini iddia ettiği, ancak IŞİD ve öteki “tekfirci” gruplara karşı gerçekten savaşan güçlere yardım edebilecek şekilde yürütmediği (bunu “Amerika’nın terörizmle suç ortaklığı” diye okuyun) savaşın daha da karmaşıklaşması olabilir. Bu açıdan İran’ın düzenlediği saldırı, Batı’nın ve Suudilerin ileri sürdüğü, İran’ın bölgede terörü güçlendirdiği şeklindeki iddiaları güçlü bir şekilde çürütüyor. Bilakis, İran’ın mümkün olan bütün araçlarla teröre karşı savaşma yönündeki ulusal kararlılığına dair çok şey söylüyor – ve hiç kuşku yok ki bu araçlar, saha varlığından, doğrudan füze saldırıları düzenleme seviyesine kadar yükseltildi.

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz