Çarşamba , 18 Ekim 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » İsrail ordusunu zayıf kılan beş faktör
İsrail ordusunu zayıf kılan beş faktör

İsrail ordusunu zayıf kılan beş faktör

Filistin ve Lübnanlı direniş güçlerinin depolarında 220.000’den fazla roket bulunuyor ki bunların yarıdan fazlası Hizbullah’a ait. 2006’dan bu yana Hizbullah teşkilat olarak da büyüdü ve en ön saflarında savaştığı IŞİD cephelerinden çok önemli dersler edindi. Dahası Seyyid Hasan Nasrallah’ın geçtiğimiz Haziran ayında yaptığı bir konuşmada belirttiği gibi, yeni bir savaş çıkması durumunda mücadele belli bir noktaya ulaşırsa tüm bölgeden çok sayıda savaşçının Hizbullah saflarına katılacağı da bekleniyor.

Alwaght

Siyonist rejim parlamentosu Knesset’in Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir raporda İsrail ordusunun durumunu ele aldı ve ordunun gelecekteki potansiyel savaşlara hazır olmadığını vurguladı. Raporda Tel Avivli liderler ordunun bu zayıflığına yol açmakla suçlanıyorlar.

İsrail’in çokça ziyaret edilen Walla haber sitesi, meclis komitesinin bu raporunun yayımlanmasını konunun hassasiyeti nedeniyle birden kesiverdi. Elbette bu bir raporun ordunun zayıf noktalarına vurguda bulunduğu ilk örnek değil. Örneğin Şubat ayındaki benzer bir raporda İsrail ordusu ve diğer güvenlik birimlerinin Gazze Şeridi’ndeki Hamas tünel şebekelerinin arz edeceği tehlikelerin risklerini bertaraf etmedeki zayıflığını ifşa eden başka bir rapor yayımlanmıştı. O raporda da benzer bir şekilde İsrail ordusunun hatalarının altı çizilmiş ve siyasi liderlerinin yetersizlikleri eleştirilmişti. Raporda İsrail ordusunun zayıflığının bağlı olduğu istihbarat, güvenlik ve teknolojik eksiklikleri gibi ana nedenlerin altı çizilmişti.

Peki İsrail rejiminin bu denetleyici kurumlarını askeri güçlerinin kapasitelerinin zayıflaması hakkında bu derece endişelendiren etkenler nelerdir?

İsrail ordusunun nitelikten yoksun maddi gücü

İsrail ordusu maddi açıdan Batının, özellikle de ABD’nin cömert teknolojik yardımları sayesinde gelişmiş askeri teçhizata sahiptir. Fakat en son teknolojili cephane ve silahla dolu ambarlar bile savaştaki başarının garantisi değil. İsrail güçlerinin ilerdeki muhtemel savaşlardaki kati başarısızlığının nedenlerinden biri de rakiplerinin kapasitelerin gelişmişlik ölçüsüdür.

İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir Eshel 2017 Haziran’ındaki bir güvenlik konferansında Lübnan Hizbullahı ile yapılacak gelecek savaş hakkındaki spekülasyonlara değinmiş ve “Karasal derinliğimizi Hizbullah roketleri karşısında savunamayız ve muhtemelen aynı roketler karşısında vatandaşlarımızı bile koruyamayacağız” demişti.

Bu zayıflık neredeyse işgal edilmiş toprakların tamamını aynı anda hedefleyecek bir füze sağanağını pratikte durduracak bir İsrail hava savunma sisteminin var olmayışına bağlanabilir. Buna ilaveten Direniş güçlerinin zapt edilemez savaş metotları da İsrail güçleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bunun bir örneği İsrail bölgelerine dek uzanan ve İsrail ordusu karşısındaki manevra gücüne payanda olan Hamas tünelleri. Bu durum Hamas savaşçılarına yer altından İsrail sahasına sızarak vur kaç yapma yeteneği sağlıyor ve bunu yapabileceklerini daha önce fiilen ispat ettiler.

Kullanışsız nükleer kapasiteler

İsrailli liderler sürekli olarak nükleer savaş başlıklarıyla övünür ve bunların bölgedeki rakipleri karşısında kendilerine askeri ve stratejik üstünlük sağlayan temel faktör olduğunu vurgularlar. Fakat işin gerçeği onların bu atom bombalarını Lübnan ve Filistin’de gerilla savaşı veren direniş güçleri karşısında hiçbir zaman kullanamayacak olmalarıdır. Analistler, doğrudan Tel Aviv’in kendisi için doğuracağı korkunç sonuçlar yüzünden nükleer silahların herhangi bir savaşta kullanılma ihtimalini tamamen dışarda bırakıyorlar. Atom silahları sadece caydırıcı unsur rolü oynayabiliyor ve kitle imha silahlarının kullanılacağı bir saldırıda İsrail rejiminin kendisi de bunun kurbanı olacaktır. Pratikteki bu kullanışsızlık yüzünden pek çok analist, direniş hareketleriyle yapılacak ağırlıklı olarak küçük ölçekli savaşlarda bu silahın İsrail işgali altındaki toprakların güvenliğini sağlamada çok işe yaramayacağını söylüyor. Hatta bir görüşe göre nükleer tesisler direniş grupları karşısında Tel Aviv için kuvvet faktörü olmadığı gibi aksine buraların vurulması halinde İsrailliler için daha yıkıcı bile olabilirler. Tel Aviv ile savaş patladığında Dimona nükleer tesisi Hizbullah roketleri için kolay bir hedef olacaktır.

Yetersiz kara kuvvetleri

Bazı figürlere göre İsrail birliklerinin önemli bir bölümü daha iyi hayat şartlarına kavuşmak amacıyla başka ülkelerden işgal edilmiş topraklara seyahat eden göçmenlerden oluşuyor ve yabancı oluşları İsrail rejimine aidiyet hislerini zayıflatan bir faktör. Bu durum askerlerin sadakat derecesini aşırı derecede azaltıyor ve İsrail idealleri için fedakârlıkta bulunmalarına engel oluyor. Bu ise karşılarındaki direniş kampının en karakteristik özelliği olan ve kendilerine özel güçlerini veren feda kültürü karşısında İsrail ordusunun zayıf noktası olarak öne çıkıyor.

Buna ilave olarak pek çok İsrailli aile çocuklarını orduya yollamakta isteksiz davranırken birliklerindeki firar ve intihar oranlarının fazlalığı dikkat çekiyor. Ordunun yayınladığı bir rapora göre birlikler arasındaki firar oranında keskin bir yükseliş gözleniyor. 2005 yılından itibaren her 8 askerden biri askerlik hizmetinden firar etmiş durumda. Bu rapor bu yıl içindeki firar oranının 2002 yılına nispetle %30 arttığını gösteriyor. Başka raporlar ise 2007 yılında yaklaşık %25 oranında firar artışı görüldüğünü söylüyor ki bu her 4 askerden birinin ordu saflarından kaçtığı anlamına geliyor.

Geriye göç

İsrail rejimi yaklaşık olarak 8.7 milyonluk bir nüfusa sahip ve bu nüfusun önemli bir kısmı resmi yetkililere göre Araplar ve diğer Yahudi olmayan insanlardan müteşekkil. Bu Yahudi olmayan nüfustaki artış Yahudilerin İsrail işgali altında yaşama motivasyonlarını kaybetmelerinde etkili oluyor. Göçmenler işgal topraklarına sözde Vadedilmiş Topraklar idealist imajı ile geliyor fakat burada bir dönem yaşadıklarında pek çok ekonomik problemi, sosyal ve politik eksikliği yakından hissediyorlar. Dahası güvenliksiz bölgesel atmosfer ve rejimin yayılmacı politikası vatandaşlar için emniyeti azaltıyor. Bu durum bu üvey vatandaşların bölgeyi terk etmesine yetiyor ve İsrail rejimini tamamıyla kırılgan kılıyor.

Güvenlikteki zayıflama ve Direnişin kuvvet kazanması

İsrail rejimi çok açık bir şekilde İran, Suriye ve Hizbullah’ı bölgesel tehditler listesinin en başına koyuyor. Eşit olmayan şartlardaki savaşın dikkate değer örneklerinden biri olan Hizbullah karşısındaki 2006 33 Gün Savaşı’nın Tel Aviv’in yenilgisiyle sonuçlanması sadece İsrailli liderleri değil tüm dünyayı çok şaşırtmıştı. Lübnanlı örgüt ise Suriye’deki terör karşıtı mücadeleye dahil olması sayesinde bugünlerde 2006’da olduğundan dikkat çekici ölçüde daha güçlü, daha tecrübeli ve silah açısından da daha mücehhez. İsrailli yetkililer Hizbullah’ın o savaşta İsrail bölgelerine günde 160 roket fırlatabildiğini bugün ise yaklaşık olarak günlük 1000 roket ateşleyebileceğini itiraf ediyorlar. Bu şiddette bir füze yağmuru karşısında hazırlıklı olmayan İsrail hava savunma sistemlerinin tamamen bozguna uğrayacağı da bildiriliyor.

Yine İsrail enformasyonuna göre Filistin ve Lübnanlı direniş güçlerinin depolarında 220.000’den fazla roket bulunuyor ki bunların yarıdan fazlası Hizbullah’a ait. 2006’dan bu yana Hizbullah teşkilat olarak da büyüdü ve en ön saflarında savaştığı IŞİD cephelerinden çok önemli dersler edindi. Dahası Seyyid Hasan Nasrallah’ın geçtiğimiz Haziran ayında yaptığı bir konuşmada belirttiği gibi, yeni bir savaş çıkması durumunda mücadele belli bir noktaya ulaşırsa tüm bölgeden çok sayıda savaşçının Hizbullah saflarına katılacağı da bekleniyor.

Çeviri: Ozan K. Sarıalioğlu

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz