Çarşamba , 18 Ekim 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Lübnan’da cumhurbaşkanı yine seçilemedi; 27 aydır süren krize genel bir bakış
Lübnan’da cumhurbaşkanı yine seçilemedi; 27 aydır süren krize genel bir bakış

Lübnan’da cumhurbaşkanı yine seçilemedi; 27 aydır süren krize genel bir bakış

Lübnan’da 13’üncü cumhurbaşkanını seçmek üzere dün gerçekleştirilen 43’üncü oturumda da toplantı yeter sayısı olan 86’ya ulaşılamadı ve iki yıldan fazla süredir devam eden cumhurbaşkanlığı seçimi, 7 Eylül’e ertelendi.

 Ülkede 2014 yılının Mayıs ayında Mişel Süleyman’ın görev süresinin sona ermesinden bu yana bir cumhurbaşkanı bulunmuyor. Ülkenin kurucu belgesi olarak tanımlanan Ulusal Pakt çerçevesinde; cumhurbaşkanının Maruni, başbakanın Sünni, meclis başkanının ise Şii olması gerekiyor. Bu düzenleme; 1943’ten bu yana Lübnan’ın dini ve mezhebi açıdan heterojen yapısının ve farklı grupların uzlaşma noktası olma özelliği taşıyor.

Cumhurbaşkanının seçilmesi için meclisteki 128 milletvekilinin 86’sının oyunun alınması gerekirken, adaylardan bu sayıya ulaşan birisinin olmaması halinde ise seçim ikinci tura kalıyor ve ikinci turda basit çoğunlukla yani 65 oyla cumhurbaşkanı seçilebiliyor. Ancak ülkede sistemin ideolojik-siyasi partilere dayalı değil de dini-etnik grup temelinde bulunmasından dolayı ve siyasetteki isimlerin bölgesel kontrollerin dışına çıkamamasını da göz önüne alındığı zaman bu rakamın tutturulması hiç de kolay gözükmüyor.

Cumhurbaşkanının Hristiyan olma zorunluluğuna rağmen diğer dini ve etnik grupların cumhurbaşkanlığı seçimi için sürdürdüğü rekabetin temelinde, ülkenin dış siyasetindeki, İsrail ile savaştaki ve Suriye meselesindeki keskin ayrışmalar yatıyor.

Bu durum ülkedeki Hristiyanlar için en yüksek makam olan Cumhurbaşkanlığı konusunda Hristiyanların da kendi aralarında ciddi ihtilaflar oluşmasına sebep oluyor. Zira ülkenin en büyük Hristiyan siyasi hareketi olan “Özgür Yurtsever Hareket”; Hizbullah’ı, İsrail’e karşı verdiği savaşı ve Suriye meselesinde izlediği siyaseti desteklerken, muhalefette yer alan bir diğer Hristiyan hareket “Lübnan Kuvvetleri” ise ülkedeki cumhurbaşkanlığı boşluğunun en çok Hizbullah’a yaradığını ve Hizbullah’ın bu boşlukta ülkenin dış siyasetine istediği gibi yön verebildiğini savunuyor.

Batı yanlısı tutumu ve Hizbullah karşıtlığı ile bilinen 14 Mart ittifakının cumhurbaşkanlığı adayı ilk başta Semir Caca olsa da, Suud ile yakın ticari-siyasi ilişkileriyle bilinen ve Türk Telekom’un da sahibi olan hareketin lideri Saad Hariri, rakip siyasi bloktan Marada Hareketi lideri Süleyman Franci’yi uzlaşı adayı olarak öne çıkarmıştı.

Caca ise Hariri’nin bu hamlesi üzerine iç savaş sırasındaki kanlı rakibi Ulusal Özgürlük Hareketi lideri ve 8 Mart grubunun adayı eski general Mişel Avn’ı destekleyeceğini duyurmuştu. Her iki grubun da kendi adayını cumhurbaşkanı yapabilecek çoğunluk bulunmamasından dolayı, taraflar ortak bir isim üzerinde anlaşana kadar seçimlerden bir sonuç çıkması pek mümkün gözükmüyor.

ABD Çözümüne Hizbullah Engeli:

Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru iki tarafı uzlaştırma çabaları dahilinde, ABD’nin eski Lübnan büyükelçisi David Hale bu kriz için bir çözüm önerisi sunmuştu. Bu öneri, başbakanlığın Batı ve Suud eksenli 14 Mart ittifakına, cumhurbaşkanlığının ise İran-Hizbullah-Suriye eksenli 8 Mart İttifakına verilmesini öngörüyordu. Bu plan doğrultusunda cumhurbaşkanlığına o dönem 8 Mart İttifakı içinde yer alan Marada hareketi başkanı Süleyman Frenciye’nin, başbakanlığa ise 14 Mart İttifakı başkanı Saad Hariri’nin getirilmesi düşünülüyordu.

Nitekim 14 Mart ittifakının Semir Caca’yı adaylıktan çekip Frenciye’yi ‘uzlaşı adayı’ olarak sunması da Hale’in bu teklifinin ardından gelmişti. Saad Hariri ve Frenciye arasında gerçekleşen görüşmeden sonra Frenciye’nin adaylığı kesinleşmiş, Suud ve ABD de bu çözümden memnuniyetlerini belirtmişlerdi. Beşşar Esad’ın yakın arkadaşı olarak bilinen Frenciye’ye ve bu çözüm önerisine ise Hizbullah’tan yeşil ışık gelmedi ve 8 Mart ittifakı aday olarak yine Mişel Avn’ı çıkardı.

Hizbullah’ın resmi televizyon kanalı El-Menar tv’de yayımlanan bir haberde Frenciye’nin Nasrallah ile yaptığı 4 saatlik görüşmeden sonra Nasrallah’ın bu plana onay vermediği ve Suud-ABD eksenini memnun etmek istemediği belirtilmişti.

Franciye de ilk etapta Nasrallah’a Avn’ın adaylığına onay verdiğini söylese de, daha sonra belirsizlikten endişe duyduğunu söylemiş ve 14 Mart İttifakı’yla uzlaşıyı kabul etmişti. Birleşmiş Milletler’den baskı gelmesi ve 2 yıldan uzun süredir cumhurbaşkanı olmayışının etkilerinin kendini hissettirmesi ise tarafları bir uzlaşma zemini bulmaya itiyor.

Ancak görünen o ki siyasi pratiği ve Lübnan için hayati önem taşıyan gücüyle, ülkedeki Hristiyanların, Şiilerin, Sünnilerin ve milliyetçilerin de desteğini alan Hizbullah ve 8 Mart ittifakının uzlaşmaya yanaşmaması halinde ülkede bir süre daha cumhurbaşkanı seçilemeyecek.

Cumhurbaşkanı yokluğunda Hizbullah Faktörü: 

2014 yılından bu yana cumhurbaşkanı seçilemeyen ülkede, kısmi bir otorite boşluğu yaşansa da Hizbullah’ın bu açığı doldurduğunu ve Lübnan’daki boşluğun mevcut başbakan Temam Selam’ın da belirttiği gibi sadece makam boşluğundan ibaret olduğunu söylemek mümkün. Zira hemen yanı başında iltihaplı bir hal alan Suriye iç savaşı devam ederken, güneyinde İsrail’in faaliyetleri ve Suriye’den IŞİD ve Nusra başta olmak üzere Lübnan’ı hedef alan silahlı örgütlere karşı, Hizbullah ülkenin bütün sınırlarını koruyarak bölgedeki ateşin Lübnan’daki yansımalarını minimize etmiş durumda.

8 Mart ve 14 Mart ittifakları arasındaki çekişme bölgenin geleceği açısından da büyük bir mücadele olma niteliği taşıyor. İşgal edilmiş Filistin topraklarının komşuları; Mısır Camp David ile ve yıllar sonra da askeri darbe ile, Suriye iç savaşla, Ürdün ise İsrail yanlısı yönetimi ve imzaladığı anlaşmalarla işgal devleti için tehdit olma özelliğini yitirmişken direniş ekseninin son kalesi olan Lübnan da siyasi krizlerle pasifize edilmeye çalışılıyor.

14 Mart hareketinin dini/mezhebi sistemin ve anayasanın değiştirilmesi yönündeki talepleri makul karşılanabilecek talepler olsa da Hizbullah’ın silahsızlaştırılması ve sınırlardan çekilmesi hususundaki ısrarcılığı ve hemen her gün Suriye’de Esad’sız çözüm ve devrim açıklamaları yapmaları meselenin sistem değişikliğinden ibaret olmadığını ve hedef tahtasında İsrail’e karşı devam eden Lübnan direnişinin olduğunu açıkça gösteriyor.

İslamianaliz

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz