Salı , 12 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Ufuk Açanlar » Molla Mansur Güzelsoy kimdir ?
Molla Mansur Güzelsoy kimdir ?

Molla Mansur Güzelsoy kimdir ?

Varlığıyla; ilmi, ahlâkı, sevecenliği ve tevazusuyla eşine çok az rastlayabildiğimiz Merhum Molla Mansur Güzelsoy’un Mele-i Âlâ’ya hicret edişinin yıldönümünde yüreklerimizdeki sızının ne denli depreştiğini yalnızca Rabbimizin şahitliğine bırakarak, kendisinden çok şeyler istifade ettiğimiz bu aziz şahsiyet ile ilgili olarak müşterek anılarımızdan bazı kesitler aktarmak istiyorum…

Merhum Molla Mansur ile 1988’li yıllarda tanışmıştım; Diyarbakır’ın bir iş yerinde kendisiyle tanıştığımda hem giyim tarzı, hem tevazusu hem de güler yüzlülüğü dikkatimi çekmişti öncelikli olarak…

Halkın içinde halk ile birlikte, ama halka yön gösterip rehberlik eden mübariz bir alim olduğunu çok geçmeden fark etmiştim; İran’daki İslam İnkılabı ve Lübnan’daki Hizbullah direnişi ile birlikte tanıklık ettiğimiz “mübariz ulema” örnekliğinin ülkemizde de bir  karşılığını görmenin derin sevinci ve gururu oluşmuştu yüreğimde.

Daha tanıştığımız ilk saatlerde kendisinde gördüğüm hassasiyet ve içinde bulunduğu yoğun çabanın arkasında İslam ümmetinin birlik ve esenliğine ne denli düşkün olduğunu, emperyalistlerin ve İslam dünyasındaki hain işbirlikçilerinin Müslümanlar arasında oluşturmaya çalıştığı tefrika ve mezhep çatışması girişimlerine karşı nasıl da büyük bir direnç gösterdiğini o zaman fark etmiştim…

İslam İnkılabının evrensel değerleri ve şiarlarını kuşanmanın, asrımızın bu nur inkılabını sahiplenerek onun hakikatlerini pak fıtratlara sunmanın çabası belli oluyordu her halinden; o, ne yüzeysel bir sahiplenme ve savunmanın ne de sadece politik bir dayanışmanın ifadesi değildi. Tarih boyu süre gelen hakk-batıl mücadelesinin tüm esasları, Hz. Resul-i Ekrem’in risâleti ve sireti üzerinde yaptığı derin ilmi çalışmalar, geçmişteki değerli İslami kaynaklara vukufiyetinin yanı sıra, günümüz İslami hareket önderlerinin eserleri üzerinde yaptığı kapsamlı ve karşılaştırmalı mütalaalar hemen hemen her konuşmasında –bilahare yazılarında- kendini gösteriyordu; ilmin ağırlığı ve asaleti onunla müşahhas bir şekilde karşımızda duruyor, ilme karşı vermemiz gereken değeri de bu şekilde bizlere öğretiyordu.

Genellikle yapıla geldiği üzere, İslami ilimlerin statik ve işlevsizliğini değil, bilakis, diriltici, uyarıcı ve yönlendirici etkisini onda görüyor, ulema önderliğinin keyfiyet ve önemini daha iyi kavrıyorduk…

Merhum Molla Mansur ile ilk tanışmamızda böylesi duyguları yaşarken, kendisinden ilk duyduğum sözler, Suudi Arabistan’ın Rabıtatu’l Alemu’l İslami teşkilatına bağımlı, ordan beslemeli sözde bazı “alim”lerin Kürdistan’a yansıtılan ifsadlarına, özelde Şii ve Sünni Müslümanlar arasında çıkarmaya çalıştıkları fitnelere karşı, bir risale yazmakta olduğunu belirtmesi olmuştu…

Merhum Molla Mansur bu konuları öylesine güzel ve etkileyici bir şekilde ortaya koyuyordu ki, onu dinleyen bir Müslüman’ın eğer özel bir garaz ve hesabı yoksa, ikna olmaması ve İslami vahdeti idrak etmemesi mümkün değildi.

Bugün günümüzde emperyalistlerin ve İslami kılıklı ihanet odaklarının Müslümanlar arasında mezhep savaşları çıkarmak için nasıl da fitne ateşleri tutuşturduklarını gördüğümüzde, hemen Molla Mansur’un tâ o yıllarda öylesi bereketli ve gayretli çabaları canlanıyor zihnimde: işte o zaman özlem ateşi bütün benliğimi kavurarak, “şimdi Molla Mansur yaşamalıydı?” diyerek onsuzluğun âhını derinden derinden, acıyla hissediyorum…

Birkaç saatlik bu ilk tanışmamızdan sonra akşamleyin Merhum Molla Mansur’un evine gidecektik, Diyarbakırlı bir Müslüman arkadaşın arabasıyla Hazro’ya doğru yola koyulduğumuzda, bu kez da daha farklı bir ortamın içinde bulmuştum kendimi. Öyle ki neredeyse yol boyu gülmekten bir hal olmuştum. Molla Mansur’un esprileriyle, okuduğu birtakım deyişlerle, espirilerle harmanlaşmış türküleriyle sarsılıyorduk, o kadar zaman içine o denli bir muhabbeti sığdırmak hayatımda bir kez olmuştu…

Molla Mansur’un evine gitmiştik, başta Molla Derviş olmak üzere iki değerli alim de gelmişti evine, hep birlikte oturup hem İslami meselelerden söz ettik, hem de yine esprili muhabbetlerimize devam ettik. Merhum Molla Mansur’un evinde karşılaştığım manzara tam anlamıyla şaşırtıcıydı; ev başlı başına bir kütüphaneydi, hadisten tefsire, fıkıhtan tarihe neredeyse bütün temel kaynaklar vardı kütüphanesinde. İşte o zaman, kendisiyle ilk tanıştığımız anlardaki “ilim ehli” sıfatının onun için ne denli anlamlı ve içi dolu olduğunu müşahhas olarak gözlemlemiştim; ancak daha sonra şunu da fark ettim ki, benim için koskocaman bir kütüphane olan kitaplarının varlığı onun için yeterli değildi, o var olanla yetinmiyor, bilakis bilgiye ulaşmak için daha çok kitaba ulaşıyordu…

1992 yılının Temmuz ayında “Uluslar Arası Vahdet Konferansı” dolayısıyla İran’a gittiğimizde vaktinin büyük bir kısmını kitapçılar ve yayınevlerinde geçirmesi ve kolilerle kitap alıp parça parça Diyarbakır’a postalaması, benim okyanus olarak gördüğüm kütüphanesinin onun nezdinde bir ırmak kadar bile görülmediğini öğretmişti bana. İlmin hakkını öylesine vermek istiyor ki: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetinin hakikatini onun bu çabasında gözlemliyordum an be an…

1988’li yıllarda bir Diyarbakır yolculuğumuzda aşina olduğum Merhum Molla Mansur’daki bu ilmi ağırlık, ciddiyet ve asâlet ve diğer yandan sahip olduğu devrimci ve mücadeleci şahsiyet, hayatımda tanıdığım en büyük değerlerden olmuştu; Beheşti’lerin, İmam Hasan El Benna ve Üstad Mutahhari’lerin gerçek bir izdüşümüydü Kürdistan topraklarında…

Onunla aynı ülkede yaşıyor olmak, aynı davayı, aynı hedefleri paylaşıyor olmak ve aynı sancak altında bulunmak kadar bir gurur ve onur olamazdı benim için. Ve şimdi onsuzlukla geçen onca yılın biriken acısı…

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, Merhum Molla Mansur Güzelsoy ile 1992 yılının Temmuz ayında vahdet haftası dolayısıyla Tahran’da karşılaşmıştık; bu karşılaşma benim için apayrı bir mutluluktu, İslam inkılabı topraklarında böylesi bir şahsiyetle yan yana olmak, nice unutulmaz anları birlikte yaşayıp aynı havayı birlikte solumak…

Bunların başında geleni de İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei’nin evine yaptığımız ziyaretti; ziyaret için gittiğimizde karşılama odasında oturup bekliyorduk, İmam odaya girdiğinde hep birlikte ayağa kalkarak onu selamladık ve İmam ile birlikte oturup oradakilerle İmam’ın yaptığı sohbetleri dinledik. İmam orada bulunan yaklaşık 15 kişiyle ayrı ilgilenmiş ve dertlerini dinlemişti: Sıra bize geldiğinde, bizim Türkiyeli olduğumuzu öğrenince, Azeri şivesiyle, “İsterseniz Türkçe konuşalım, ne dersiniz?” diye sorunca, Merhum Molla Mansur Arapça olarak İmam’la konuşmaya başladı…

İmam hem Molla Mansur’u dinliyor, hem de gözlerimizin içine bakıyordu: Merhum Molla Mansur’un dert dolu sözleri etkilemişti İmam Hamenei’yi.. Öyle ki sohbetin ardından vedalaşma faslına geldiğimizde Merhum Molla Mansur ile İmam Hamenei’nin kucaklaşması, yine ayaküstü biraz Arapça konuşmaları, İmam Hamenei’den dualarını istemesi gözlerimi yaşartmıştı zaten. Ben de İmam’ın bomba patlamasıyla yaralanan elini öptüğümde gözyaşlarına boğulmuştum doğal olarak… Sînesi gam dolu Ümmetin babasıydı o. Sînesi gam dolu olanları da en iyi anlayan o olurdu elbet..

İmam’la aynı oda içinde karşılaşmak, kucaklaşmak, elini öpmek tarifi imkansız bir sevinç olsa da, oradan ayrılırken firkat acısı düşüyordu içimize.. Hadi ben yaşça küçüktüm, belki çocuksu bir duygu idi ama, Merhum Molla Mansur’un İmam’dan ayrılırken duyduğu hüzün yüz hatlarından belli oluyordu..

Yine Merhum Molla Mansur ile Rahmetli İmam Humeyni’nin oğlu Seyyid Ahmed Humeyni’yi ziyarete gitmiştik, bu ziyaretin en anlamlı tarafı, ziyarete gittiğimiz yer İmam Humeyni’nin rıhletine kadar kaldığı Cemaran yokuşundaki eviydi… Evin içine girip bir oturma odasına geçtiğimizde evin içindeki sadeliği görünce ve rahmetli İmam’ın bu evde geçirdiği yılları düşününce bir hıçkırık almıştı bizi… Sanki Merhum İmam’ın huzurundaydık ve onun yanı başında oturuyorduk… İmam’a olan özlemimizi kelimelerle ifade etmek mümkün mü? Merhum Molla Mansur burada da Arapça olarak sohbet etti Ahmed Humeyni ile, Ahmed Humeyni onu hüzünlü bir şekilde dinliyordu; her ne kadar Arapça bilmediğim için konuşulanları anlayamıyordumsa da, yine Molla Mansur’un dilinden dert dolu sözcüklerin döküldüğünü hissediyordum; Merhum Molla Mansur Müslümanların karşı karşıya kaldığı sorunların giderilmesi, İslam davasının izzet, azâmet ve başarı kazanması için çırpınıp duruyordu…

Şimdi bir kez daha anıyoruz Merhum Molla Mansur Güzelsoy’u; bu güzel alimi, bu babacan, müşfik mütevazi abideyi… Yıllar geçti, devran döndü, 2008’lere dayandık; 12 yılı geride bıraktık: Geriye baktıkça özlem, geriye baktıkça acı, geriye baktıkça burukluk ve hicran duysak da yüreklerimizde, sonuçta böylesi bir şahsiyeti ümmetimize bahşettiği için Rabbimize hamd ediyoruz: Hz. Resulüllah’ın: “Alimin ölümü alemin ölümüdür; bir alim öldü mü ümmet duvarında öyle bir gedik açılır ki bir daha kapanmaz.” buyruğunu buram buram benliklerimizde yaşıyor ve gözlerimizin önündeki bu büyük gediğin ne anlama geldiğini Merhum Molla Mansur’u andığımız bu günlerde çok daha derinden idrâk ediyoruz..

Rabbimizden niyaz ediyoruz ki, yokluğunda kendimizi yetim hissettiğimiz Merhum Molla Mansur Güzelsoy’un bizlere öğrettiği hakikatler bu kutlu davada her zaman rehberimiz; beyanları, sözleri, yazıları her zaman meşâlemiz olsun. “Allah’ım! Bizi Salihlerin zümresiyle haşret!” duasının hakikatinde, Rûz-i Mahşerde bizleri Merhum Molla Mansur’larla birlikte haşretmesini diliyoruz…

Allah’ım! Sen bizlere Molla Mansur’ları bahşettin, hamdımız sonsuzdur; onu bize sevdirdin; onunla bize ilmin, mücadelenin, takvanın, izzet ve tevazunun güzelliği ve bereketini verdin, hamdımız sonsuzdur! Ya Rabbi! Bu aziz kulunun makamını katında yüce eyle, onu habibine komşu eyle, bizleri de onun gösterdiği yolda yürümekte muvaffak eyle…

“Ey mutmain olan nefis! Allah senden razı, sen O’ndan razı dön Rabbine, gir kullarımın arasına, gir cennetime”

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

17.01.2008   / Nureddin ŞİRİN

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz