Pazartesi , 20 Kasım 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Musullu Akademisyen Dr. Ziya Abbas ile gündeme dair önemli röportaj
Musullu Akademisyen Dr. Ziya Abbas ile gündeme dair önemli röportaj

Musullu Akademisyen Dr. Ziya Abbas ile gündeme dair önemli röportaj

Musullu Akademisyen Dr. Ziya Abbas ile gündeme dair önemli röportaj

İntizar.web.tr’nin  röportajını yayınlıyoruz;

Irak ve Musul’daki son duruma ve meselenin tarihsel kökenlerine ışık tutmak amacıyla, Aksaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Ziya Abbas ile (aslen Musullu ve Önsöz Yayınları’ndan çıkan “Irak’ta Şii Merciliği’nin Siyasî Rolü” adlı kitabın müellifi) bir röportaj gerçekleştirdik.

– İntizar: Bugüne gelmeden önce, ABD’nin Irak’ı işgal sonrası Musul’un demografik ve siyasi açıdan bir fotoğrafını çekmek istersek nasıl bir tablo ortaya çıkar?

Dr. Ziya Abbas: Musul’un işgal öncesi demografik yapısı bugünden pek farklı değil. Musul bir Ortadoğu minyatürüdür. Her ne kadar şehir merkezinde Sünni Araplar çoğunluk görünse de Türkmen, Kürt, Şebek, Hıristiyan, Yezidi, Şii ve Aleviler gibi çok sayıda etnik gurup yaşamaktadır. Musul bugün IŞİD ve El Kaide gibi radikal İslamcılarım ideolojik anlamda temelini oluşturan selefi İslam’ın doğduğu, tarihi önemli merkezlerinden biridir. Dolayısıyla son günlerde yaşanan olaylarda ordunun kolayca dağılması üzerindeki önemli etkilerden biri de Musul radikal İslamcıların tesiriydi ve ordu bundan dolayı Musul halkından fazla destek görmemekteydi.

Siyasi anlamda Arap milliyetçiliğinin etkili olması, özellikle Saddam Hüseyin döneminde Musul’un Baas rejimini desteklemesinde önemli rol oynamıştır. Baas dönemi dâhil modern Irak’ta ordunun önemli komutanları Musul’dan seçilmekteydi. İşgalle birlikte ülkede eski ordunun lağvedilmesi ve etnik gerilimin artması Musul’daki Arapları rahatsız etmiştir. Tarih boyunca Irak yönetimlerinde söz sahibi olan Sünni Arapların yeni Bağdat yönetiminden beklentilerini elde edememeli onları adeta bir intikam duygusuna sürüklemiştir. Bağdat yönetiminde başat rol oynayan Şiiler, bu kişiler tarafından İran etkisi altında ve bu ülkenin Irak’taki planlarını gerçekleştirmeye çalışan bir kesim olarak nitelendirilmekteydi. Başka bir ifadeyle Arap dünyasının İranofobisi veya Şiafobisi Musul’da da oldukça etkili olmuştur. Mezhep gerilimiyle birlikte Baasçıların ve onların döneminde hizmet veren komutanların Bağdat yönetiminden uzaklaştırılması halkı merkezi hükümete karşı kin beslemeye itmiştir. 2003’ten beri merkezi hükümete muhalefet edenlerin önemli merkezlerinden biri haline gelen Musul’da terör örgütleri de etkili olmuştur ve yaklaşık 10 seneden beri burayı merkez edinmişlerdir. Nitekim bu olaylardan önce Musul’da günlük 60 terör eylemi gerçekleşiyordu. Terör örgütlerinin de baskısına maruz kalan Musul halkı bölgedeki mezhepsel gerginlikten oldukça büyük oranda etkilenmişti ve merkezi hükümete bağlı güçleri adeta işgal kuvvetleri olarak algılıyordu.

– İntizar: IŞİD’ın Samarra saldırısı ordu tarafından başarılı bir şekilde püskürtülürken Musul’da böyle bir durumun yaşanmamasını nasıl izah ediyorsunuz? Ordunun bir zafiyeti söz konusu mu? Irak ordusundaki mezhebi ve etnik gerilimler nedeniyle bir direniş gerçekleştirilmediği söyleniyor, sizce bu doğru mu?

Özetle şunu diyebilirim. Samarra’da kutsal mekanlardan El Askeri türbesi var. 2006’da bu türbenin hedef alınması ülkede iç savaşın en şiddetli sayfasını da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla merkezi hükümet buraya daha çok önem veriyor. Ayrıca ordunun büyük çoğunluğunun Şiilerden oluştuğu ve Şiilerin en kutsal mekânlarından birinin söz konusu olduğu göz önüne alındığında, ordu mensuplarının bir inanç uğruna savaştıkları rahatlıkla söylenebilir. Musul’daysa durum farklı, üst düzey komutanların ihaneti söz konusudur. Ordu güçlerinin iyi konumdayken bırakıp kaçmaları askerin de moralini bozmuştu. Zaten ordunun önemli bir kısmı işsizlikten dolayı paralı askerliği seçmiş kişilerden oluştuğu için burada canlarını feda etmeye değer bir dava uğruna savaştıkları söylenemez. Üstüne üstlük mezhep gerilimi yüzünden de Musul’da halk onlara işgalci gözüyle bakıyordu. Askerin kendisini kabul etmeyen bir halk için savaşmam dercesine üniformalarını bırakıp canını kurtarmaya baktığını söylemek yanlış olmaz.

Tabii ki ordu zayıf, zira ordudaki etnik ve dini anlamda denge sağlama çabaları kalitesini düşürüyor. Yolsuzluğun da etkili olduğu Irak’ta orduda belli bölgelerde görev yapmak veya göreve atanma yetkinlikle değil yandaş kayırma veya parayla gerçekleşmektedir. Bununla birlikte silah ihalelerine de yolsuzluk karışıyor ve ülke istediği silah ihalelerini yapamıyor. Kürtler başta olmak üzere merkezi hükümetin güçlenmesini istemeyen kesimler mevcut. Örneğin Kürtler Irak’ın ABD’den F-16 uçakları alma girişimine şiddetle karşılar. Saddam döneminde olduğu gibi merkezi hükümetle sorun yaşadıkları zaman bu silahların kendilerini bastırmakta kullanılmasından korktuklarını açıkça dile getiriyorlar.

– IŞİD’in Musul’a yapmış olduğu saldırıda yalnız olmadığı dile getiriliyor, sizin bu konuda fikriniz nedir?

IŞİD bu saldırılarda yalnız değil, nitekim Nakşibendî tarikatı militanları, Baasçılar ve birçok silahlı kesimin onlarla birlikte savaştığı haberleri bölgeden gelmektedir. Nitekim koyu Baasçı ve Saddam döneminde önemli komutanlardan biri olan Haşim El Cemmas, IŞİD’in Musul’u kontrol etmesinden sonra bu IŞİD tarafından Musul’un yeni valisi olarak atanmıştır.

– IŞİD’in arkasında kimlerin olduğunu düşünüyorsunuz? Nuceyfi, Tarık Haşimi, eski Baasçı güçler ve hatta Türk istihbaratının olduğu söyleniyor, bunun doğruluk payı nedir?

Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği iddiaları aslında yetkililere sorulmalı, biz ne desek sadece tahmin yürütmüş oluruz. Ancak Tarık El Haşimi’nin IŞİD’i desteklediğini söylemek mümkündür. Zira El Haşimi’nin sosyal paylaşım sitelerindeki resmi sayfasına bakıldığında IŞİD’in eylemlerini açık bir şeklide onayladığı ve onlara destek verilmesini istediği görülmektedir.

– Tüm bu yaşanan olaylarda Suud’un  rolü nedir peki?

Suudi Arabistan ile Katar başta olmak üzere Körfez ülkelerinin IŞİD ve Suriye muhalefetine destek verdiği tüm dünya basınında yer almaktadır. IŞİD’in bölgede birçok taraftan destek aldığı söyleniyor. Bunların başında Körfez ülkeleri dile getiriliyor. Ancak her şeyden önce IŞİD’in bölgede yaşanan mezhepsel kutuplaşmadan nemalandığını ve Sünni kesimde önemli bir toplumsal zemini olduğunu belirtmez zorundayız. IŞİD’in en önemli desteği buradan geliyor.

– Sizce IŞİD’in Musul’a böylesine yoğun bir saldırıda bulunması neyin işareti olabilir?

IŞİD kendisinin bu bölgenin hakimi olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Daha önce dile getirdiğimiz üzere IŞİD, Irak Merkezi hükümetinin Felluce’deki operasyonları nedeniyle Samarra ve Musul’da yeni cepheler açarak Felluce üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışıyordu. Ancak Irak güvenlik güçlerinin önce Musul’da IŞİD’in sözde savunma bakanını ve sonra da Samarra’da sözde tarım bakanını operasyonla ölü ele geçirmesi IŞİD’i harekete geçirdi. IŞİD, bu operasyonlar bizi etkilemez dercesine bu iki ilde saldırılarını yoğunlaştırdı ve kanaatimce Musul’da bu kadar çabuk bir başarıyı onlar da beklemiyorlardı.

– Kürt yönetiminin gelişmelere yönelik tavrı hakkında Türk basınında çeşitli haberler yer almakta, bizi bu konuda aydınlatmanız mümkün mü?

Ordu komutanlarının anlamsız bir şekilde çatışma bölgelerinden çekilmesi Kürt yöneticilerinin işine yaradı. Bu da tartışmalı bölgelerin Kürtler tarafından kontrol edilmesini sağladı. Dolayısıyla Musul’daki komutanların çekilmesinin Kürtlerin lehine bir komplo olduğu söyleniyor. Nitekim tüm bu gelişmelerden en çok Kürtler yararlandı. Telafer şehir merkezi hariç tüm tartışmalı bölgelerin kontrolünü ele aldılar ve girdikleri bölgelerden bir daha çekilmeyeceklerini açıkladılar. Nüfusunun tamamı Türkmen olan Telafer üzerinde de baskı yapmaktalar. Kürtler Telafer halkına, ya bize teslim olursunuz ya da IŞİD’in insafına terk edilirsiniz mesajları vermektedir.

– Son gelişmeleri, genelde Ortadoğu’da özelde ise Suriye’de yürütülmekte olan emperyal projelerle birlikte okumak istediğimizde Irak üzerinde kimlerin yoğun planlar yaptığını düşünüyorsunuz?

Yaşananların, Irak’ta merkezi hükümet üzerinde büyük etkiye sahip olduğu söylenen İran’ın buradaki etkisini azaltma çabası olduğu söylenebilir. Öte yandan Irak’ın parçalanmak istendiğini söylemek mümkündür. Başka bir ifadeyle BOP, Irak’ı bölerek yeni şekliyle uygulamaya konuluyor.

– Merkezi yönetimin almayı düşündüğü tedbirler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Irak merkezi hükümetinin ilk önceliği ordunun yeniden yapılanması ve F-16 uçakları başta olmak üzere ABD ile sağlanan silah anlaşmasının uygulanması ile orduyu güçlendirmektir. Hükümet var gücüyle Bağdat ve civarlarını savunacağını, IŞİD’in buraları kontrol etme söylemlerinin hayal ürünü olduğunu vurgulamaktadır. IŞİD’in kontrol ettiği tüm bölgelerde tekrar merkezi hükümetin egemenliğinin kurulması amaçlı büyük askeri operasyonlar düzenlemeye hazırlanıyor. Bu bağlamda Irak-ABD Strateji Güvenlik Antlaşması gereği ABD’den destek aldığı basına yansımaktadır. Nitekim Süleymaniye’ye 7000 ABD askerinin indirildiği de Kürt basınında yer aldı.

– Türkiye’nin Ortadoğu ve özellikle de Irak siyaseti hakkındaki değerlendirmelerinizi almamız mümkün mü?

Türkiye’nin Musul konsolosluğu baskınından da anlaşılacağı üzere bu bölgede istihbarat bilgisinin yetersiz olduğu söylenebilir. Dolayısıyla Türkiye bölgeye yönelik politikalarını ve istihbarat faaliyetlerini tekrar gözden geçirmeli. Çünkü konsolosluğa yapılan baskını önceden kestiremiyorsak ve bu bağlamda istihbarat kaynaklarımız doğru bilgiyi sağlayamıyorsa ya da Musul’daki olayların bu denli gelişmesini önceden anlamamışsak bu durum bu bölgeye yabancı kaldığımız anlamına gelmektedir. Türkiye Irak üzerinde etkili olmak istiyorsa fiili olarak tüm kesimlere eşit mesafede olmalı. Örneğin İran’ın Irak üzerindeki etkisini azaltmak istiyorsa Şii kesimle iyi ilişkiler kurması lazım. Zira Türkiye’nin Sünni kesime daha yakın görünmesi Şii kesimi rahatsız etmektedir ve Irak’taki mezhepsel gerginliği artırmaktadır.

intizar.web.tr

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz