Perşembe , 18 Ocak 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Netanyahu’nun Türkiye zaferi: Erdoğan İsrail’e muhtaç olduğunu nasıl idrak etti?
Netanyahu’nun Türkiye zaferi: Erdoğan İsrail’e muhtaç olduğunu nasıl idrak etti?

Netanyahu’nun Türkiye zaferi: Erdoğan İsrail’e muhtaç olduğunu nasıl idrak etti?

“..Mısır’da başarısız olan politikalarından Suriye’deki hesap hatalarına kadar Türkiye, yalnızca dostlar açısından değil, Ortadoğu’da siyasi nüfuzunu geri kazanma konusunda da çaresiz durumda. Türkiye’nin Gazze’deki muhtemel rolü, onu bu amaca ulaşmaya bir adım daha yaklaştıracak..”

İNTİZAR – Türkiye ile İsrail arasında Mavi Marmara olayından sonra bozulan ilişkilerin yeniden tesis edilmesine dönük anlaşmanın, boyutları, arka planı, etkilerinin neler olabileceği, bölgenin geleceğini nasıl etkileyeceği gibi hususlarda bir çok değerlendirmeler yapılıyor. Aşağıda ilgilize sunduğumuz yazı bu tip değerlendirmeler içeren; İsrail’in içinden bir yayın organı olan Haaretz’de, Louis Fishman imzasıyla yayınlanan, Serap Güneş’in çevirisiyle dunyadanceviri.wordpress.com internet sitesinden alıntıladığımız analiz yazısındaki tespitler oldukça ilgi çekici.
Ülkemizde mevcut iktidarın, bir başarısı gibi yansıtılmaya çalışılan bu anlaşma ile aslında Türkiye’nin Gazze ablukasının değil kaldırılması hatta resmen tanınması temin edilmiş olduğu tespiti yapılıyor. Bununla birlikte yine İsrail’in Mavi Marmara olayından sonra yaşamış olduğu uluslararası krizi bu anlaşma ile diplomatik bir zafere dönüştürmüş olmasının altı çiziliyor. Ayrıca bu anlaşma ile yeni bir bölgesel gerçekliğin oluşturulması potansiyelinin varlığına dikkat çekilmesi de ilginç. Yeni bir bölgesel gerçeklikten kastın, İsrail-Suudi Arabistan-Mısır ve Türkiye’den oluşan blokun başını İslami İran’ın çektiği Direniş Cephesini hedefleyen bir gerçeklik olduğunu tespit etmek zor olmasa gerek. Bu tespit ile ilgili daha ayrıntılı bilgi Türkçesi Medya Şafak‘da yayınlanan, yine İsrail’in içerisinden bir kaynak olan DEPKAfile sitesinin “İsrail-Türkiye anlaşması: İran’a karşı yeni hizalanmanın çekirdeği” başlıklı analizinde bulmak mümkün.
Türkiye ile İsrail arasında imzalanan bu yeni anlaşmanın aslında neyi içerdiği, hangi amaca hizmet ettiği, noktası da nispeten önemli tespitler içeren bu yazıyı bu çerçevede ilginize sunuyoruz…
……………………
 Türkiye ile İsrail arasındaki bağların yenilenmesi, dokuz Türk vatandaşının öldüğü 2010 Gazze filosu olayından bu yana dondurulmuş olan ikili ilişkiler tarihinde esaslı bir dönüm noktasını teşkil ediyor. O zamandan beri Türkiye İsrail’den resmi özür (ki Başkan Obama’nın zorlaması ile 2013’te gelmişti) ve kurbanların ailelerine maddi tazminat talep ediyordu.
Ancak ilişkilerin normalleşmesinin önündeki esas engel, Türkiye’nin İsrail’in doğrudan kendi güvenliği ile ilgili bir mesele olduğu için kabul edilemez saydığı ‘Gazze ambargosunu kaldırmasını’ talep etmesiydi.
Son altı aydır Türkiye ve İsrail Gazze konusunda bir uzlaşmaya varmaya çalışıyorlardı. Türkiye Filistinlilere insani yardım tedarik edebileceğine ilişkin garantiler aldı ve buna ek olarak bir hastane inşa edebilecek, oradaki Filistinlilerin yaşamlarını geliştirmeye dönük başka adımlara ek olarak Gazze şeridinde çok büyük ihtiyaç olan elektriği ve temiz suyu sağlayabilecek.
Netanyahu krizden zaferle çıktı
Türkiye’nin kazanımları etkileyici olsa da, kriz patlak verdiğinden bu yana İsrail’in şu veya bu şekilde önermekte olduğu şekilde bu mal ve hizmetleri denetlemesini kabul etmesi, Gazze ambargosunu fiilen tanımak anlamına geldiğinden, esasen İsrail açısından kazanım arz ediyor. İsrail ise, Türkiye’nin sınır dışı etmeyerek bir miktar yüzü kalmasını da sağlayacak şekilde, Hamas’ın Türk toprakları üzerinden İsrail karşıtı faaliyetler yürütemeyeceği konusunda güvenceler aldı. İsrail daha önemli olarak ise, filo baskınında yer almış IDF askerlerinin Türk mahkemelerinde suçlanmayacağı konusunda güvenceler aldı.
Anlaşmanın ayrıntılarını bir yana bırakırsak, gerçek hikaye, İsrail’in operasyon sonrası kendisini içinde bulduğu uluslararası krizi diplomatik bir zafere nasıl dönüştürebildiği. Bu zafer bütünüyle İsrail Başbakanı Netanyahu’nun hanesine yazılmalı.
Bu anlaşma, ilişkileri bir zamanların güçlü Türkiye-İsrail askeri ittifakının ihtişamına değil, Türkiye’nin mevcut siyasi durumunun anlaşılmasına bağlı yeni bir paradigmaya dayalı olarak ilerletmek suretiyle yeni bir bölgesel realite yaratma potansiyeline sahip.
Türkiye’nin siyasal İslamcıları: İsrail’in – ve Yahudilerin – hakir görülmesi
AKP 2002’de iktidara geldiğinden bu yana, etkili lideri Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin İsrail ile ilişkilerini her zaman küçümser bir tonda götürdü. Bu anlayış yalnızca partisinin çoğu zaman bariz bir anti-Semitizm’le lekeli kuvvetli biçimde İsrail karşıtı geçmişinden değil, Türkiye iç siyasetinden de kaynaklanıyor.
1990’lar boyunca Türkiye’nin İsrail ile ittifakının eleştirilmesi büyük ölçüde tabuydu. Hatta, Türkiye’nin İslamcı Başbakanı Necmettin Erdoğan’ın istifasına yol açan 1997 askeri darbesini ivmelendiren olaylardan biri, Türk ordusu askeri tanklarının, Filistin ile dayanışma amaçlı bir İslamcı etkinlik olan Kudüs Gecesi’nin düzenlendiği Ankara’nın Sincan ilçesi sokaklarında dolaştırılması olmuştu. Tutuklananlar arasında belediye başkanı da vardı.
Ancak darbeden sonra bile seküler düzen İslamcıları sistemden ayıklamaya devam etti. O dönem İstanbul’un etkili genç belediye başkanı ve Erbakan’ın partisinin bir üyesi olan Erdoğan, 1999’da hükümet karşıtı bir şairin şiirini bir kamusal toplanma esnasında okuduğu için dört ay hapis cezası aldı ve siyaset yasağı kondu.
Herhalde çok az insan hapse atılan bu politikacının (son beş yıldır artan şekilde baskıcı uygulamalarla yüz yüze kalan muhaliflerinin epey canını sıkacak şekilde) sadece beş yıl sonra ülkeye yeni bir devrimde öncülük edeceğini hayal edebilirdi. 2002’de iktidara gelmesinden bu yana, Erdoğan askeri vesayet günlerini sona erdirmeyi başardı ve ülkeyi “Yeni Türkiye” olarak adlandırdığı yolda dönüştürmeye devam ediyor.
2005’te İsrail’e bir ziyaret gerçekleştirdiği iktidarının ilk yılları sırasında İsrail’le ilişkilerde bir nezaket dönemi geçirdi. Ancak İsrail ile ilişkilerinde asla gösterişçi olmadı ve 2007’den sonra ilişkiler hızla bozuldu.
Erdoğan’ın İsrail konusundaki 180 derecelik dönüşü
Bugünkü anlaşma ile İsrail “Yeni Türkiye” ile ilk kez anlaşmaya varmış ve Erdoğan da İsrail’e ilk kez eşit bir partner olarak davranmış oluyor. Öyleyse değişen ne?
Son birkaç yıldır siyasi mitinglerde İsrail’e saydırıp küfretmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan ve Türkiye’nin hükümet yandaşı basınının sayfalarını dolduran bariz anti-Semitizm’e gözlerini kapatan Erdoğan ne oldu da daha geçtiğimiz Ocak’ta “İsrail, bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır. Bizim de İsrail’e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım,” diyen bir lidere dönüşüverdi?
Gazze filosu günlerinden bu yana Türkiye kendisini Ortadoğu’da giderek daha izole olmuş bir durumda buldu. Mısır’da başarısız olan politikalarından Suriye’deki hesap hatalarına kadar Türkiye, yalnızca dostlar açısından değil, Ortadoğu’da siyasi nüfuzunu geri kazanma konusunda da çaresiz durumda. Türkiye’nin Gazze’deki muhtemel rolü, onu bu amaca ulaşmaya bir adım daha yaklaştıracak. Daha önemlisi, Türkiye’nin Rusya ile bozuşması, doğalgaz kaynaklarını çeşitlendirmesi gereğini belirginleştirdi ve İsrail ile herhangi bir anlaşma, Gazze filosu meselesi halledilmeksizin iç politikada yol alamazdı.
Erdoğan’ın Türkiye’nin İsrail ile ilişkilere çok acil ihtiyacı olduğu sonucuna en sonunda varmış olması gerçeği, bu anlaşmayı İsrail açısından daha da kabul edilebilir hale getiriyor.
Geçtiğimiz altı yıl boyunca İsrail (bazı İsrailli politikacılar Türk muadillerine çamur atarak karşılık verme fırsatını kullansa da) sabırla Türkiye’nin kendine gelmesini bekledi ve patlayıp duran Türk nefreti karşısında başını eğdi.
Herkesin önünde düşmanlar ama özelde anlaşıyorlar
Ancak Türkiye gibi İsrail de Türkiye’nin İsrail’e dayılanan imajının, iki ülke arasında son altı yılda patlama yaşayan ticaretle keskin bir karşıtlık oluşturduğunu gayet iyi biliyor.
İsrail İstanbul ve Ankara’daki diplomatik faaliyetlerini sürdürdü ve 2014 Gazze Savaşı sırasındaki en kötü günlerde bile kamusal alanda var olmaya devam etti; Başkonsolos, gerilimi İsrail’in bakış açısından anlatmak için bir Türk televizyonuna bile çıktı.
İlişkilerdeki bu yeni aşamanın iki ülke arasında yeniden formatlanan bir stratejik ittifaka öncülük edip etmeyeceğini görmek için henüz çok erken olsa da, İsrail’in Türkiye’nin eski askeri seküler eliti ile ilişkilerini, Yahudi devletine tarihsel düşmanlığına rağmen artık daha güçlü karşılıklı bağlara giden yolu döşemekte olan yeni siyasal elite kaydırma konusunda başarılı olduğu açık.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz