Cumartesi , 19 Ağustos 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » (ÖZEL) Fondation pour la Recherche Stratégique: İran’ın füze eğilimleri üzerine iki kere düşünmek
(ÖZEL) Fondation pour la Recherche Stratégique: İran’ın füze eğilimleri üzerine iki kere düşünmek

(ÖZEL) Fondation pour la Recherche Stratégique: İran’ın füze eğilimleri üzerine iki kere düşünmek

Gerçekte yukarıdaki sorulara isabetli yanıtlar bulunmadan İran’ı yalnızca dış destek olmadan ilerleyemeyecek, gelişmekte olan bir devlet olarak görmek yüksek maliyetleri olan tehlikeli bir hata olacaktır. Daha önemlisi, İran’ın füze gelişimleri konusundaki en büyük soruyu yeniden düşünmek gerekir: Sırada ne var?

İran’ın füze eğilimleri üzerine iki kere düşünmek: Tehdit gerçek, fakat öngörülenden farklı

Fondation pour la Recherche Stratégique

Stéphane Delory  – Can Kasapoğlu

Suriye’nin Deyrezzor eyaletindeki IŞİD mevzilerini hedef alan son İran saldırısı, Tahran’ın katı yakıtlı füze sistemlerinin sofistike niteliğini açığa çıkardı. Saldırı, tehdidin gerçek olduğunu, ancak genel olarak Batılı strateji topluluğu tarafından tahmin edilenden farklı olduğunu gösteriyor. İran’ın füze kapasiteleri hakkındaki geleneksel değerlendirmeler ağırlıklı olarak daha uzun menzilli sistemlere odaklandı ve daha kısa menzilli unsurları ihmal etme eğiliminde oldu. Öte yandan bu rapor, İran’ın caydırıcılık inşasından ziyade temel olarak fiili operasyonel kullanım için tasarlanan katı yakıtlı kısa menzilli füze ve roketlerinin şimdi menzil ve isabet bakımından önemli ölçüde geliştiğini tahlil ediyor. Böyle bir atılım, Devrim Muhafızları’na yalnızca savaş sahasında değil aynı zamanda sahnede de konvansiyonel derinlik ve hassas vuruş kapasiteleri sağlayacaktır. Dahası, İran’ın gelişmekte olan kapasiteleri, Körfez’in mevcut füze savunma mimarisine ciddi bir şekilde meydan okuyor. Bu koşullar altında bölgedeki askeri stratejik denge yeniden değerlendirilmelidir.

Giriş

18 Haziran 2017 günü İran Devrim Muhafızları, İran’ın batısındaki Kürdistan ve Kermanşah eyaletlerinden, Suriye’nin doğusundaki Deyrezzor’da bulunan IŞİD mevzilerini hedef alan karadan karaya füzeler fırlattı. İran kaynakları, operasyona dini açıdan sembolik bir isim vererek Leyletü’l-Kadr adını kullandı. İran askeri ve güvenlik yapısı içindeki üst düzey figürler, füze saldırısını memnuniyetle karşıladı. Devrim Muhafızları sözcüsü General Ramazan Şerif, saldırının “İran’ın cezalandırıcı gücünün yalnızca küçük bir örneği” olduğunu söyledi. Daha önemlisi General Şerif, “ezici yanıtlar” olarak başka füze saldırıları da düzenlenebileceğinin ipuçlarını verdi. İran Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı General Muhammed Bagheri, İran’ın dünyanın en büyük füze güçlerinden biri olduğunu ileri sürdü. Füzeler, İran’daki ülke içi siyasi tartışmalarda bile kilit bir rol oynuyor. Yakın zamanda, Cumhurbaşkanı Ruhani’yle karşılıklı retorikler dillendirirken Devrim Muhafızları, kendilerini yalnızca silahları değil aynı zamanda füzeleri de olan bir güç olarak betimlemekten imtina etmedi.

Ortadoğu’daki gerilimin orta yerinde, füze saldırısı hem siyasi hem de askeri önem taşıyor. Bu, Tahran’daki terörist saldırıların ve ABD ile Esad rejimi arasındaki askeri tırmanışın ardından geldi. Daha da önemlisi, İran’ın balistik füzelerinin modernleşme ve evriminin nasıl bir güzergâh izlediğini açığa çıkarıyor. Bu yüzden, bölgedeki gelecekteki füze tehdidi manzarasını görebilmeyi sağlıyor.

Uçuş güzergâhı sorunu

Her ne kadar bazı alternatif izahatlar olsa da, açık kaynaklara dayanan kanıtların önemli bir bölümü, İranlıların yaptığı füze seçiminin, Fatih serisinin katı yakıtlı bir türevi olan Zülfikar olduğunu ortaya koyuyor. İsrail basınından bazı kaynaklar, Zülfikar ve Kıyam’ın – bir Scud C türevi – karmasının, hatta belki de Şahab-3 füzelerinin kullanılmış olabileceğini yazdı, ancak bu sonuncusu pek muhtemel değil.

İran’ın füze gelişimini en yakından takip edenler olma ihtimali çok yüksek olan İsrailli basın kaynakları, Deyrezzor’u vuran füzelerin şehirdeki IŞİD hedeflerini vurmak için Irak hava sahası üzerinde yaklaşık 800 km uçtuğunu söyledi. Başvurulan kaynaklara göre bu, Tahran’ın İran-Irak savaşından bu yana orta menzilli balistik füzeleri operasyonel olarak kullanmasının ilk örneği, ancak ileri sürülen menzil, kısa menzil kategorisine giriyor zira orta menzilli balistik füzeler için yaygın olarak kabul edilen 1000 km’lik eşiğin altında kalıyor.

Bununla birlikte İranlı kaynaklar, ülkenin batısında bulunan fırlatma mevzilerinden itibaren 650 km gibi daha kısa bir uçuş güzergâhının olduğunu ileri sürdü. Devrim Muhafızları’yla bağlantlı bir İranlı kuruluş olan Tasnim haber ajansı, füze saldırısının Suriye Baas rejimiyle koordine edildiğini aktardı. Gerçekte bu, yalnızca Zülfikar füzelerinin Suriye hava sahasına Irak üzerinden gönderilmesi nedeniyle değil, aynı zamanda Esad güçlerinin Deyrezzor’daki (çoğu kuşatma altında olan) varlığı nedeniyle operasyonel bir gereklilikti. İran kaynaklarının, IŞİD üyesi 360 teröristin öldürüldüğünü söyleyen iddiaları epey abartılı gibi görünse de, hem hedef bölgede zayiat değerlendirme amaçlı bir İran insansız hava aracının bulunması hem de Suriye rejimi kuvvetleriyle olan koordinasyon, epey profesyonel bir misyon planlaması yapıldığını gösteriyor. Dikkat çekici bir şekilde, füze saldırısın arkasından İranlı kuruluşlar, Esad rejiminin Deyrezzor eyaletinde ve bitişik bölgelerde takip hücumunda bulunduğunu bildirdi. Dahası, füze saldırısının bilgi operasyonu boyutu ayrıca, İran Devrim Muhafızları ve Suriye Baas rejimi arasındaki koordinasyonu yansıtıyor. Bu açıdan, operasyonun başarısıyla ilgili tartışmaların orta yerinde rejim yanlısı sosyal medya hesapları, İran’ın insansız hava aracının çektiği ve altı füzeden dördünün hedeflerini vurduğunu gösteren görüntüler paylaştı.

İran’ın gelişmekte olan hassas vuruş kapasitelerinin habercileri mi?

İran tarafından Eylül 2016’da sergilenen Zülfikar füzesi, 2000’lerin başından beri üretilen 610 mm ağır güdümlü roket Fatih-110’un çok sayıdaki türevinden biri. İran bu sınıfa epey yatırım yaptı ve menzilini büyütüp hassaslığını arttırdı. Fatih-110’un en yeni versiyonları 200-300 km arası değişen menzillerde ve yaklaşık 500 kg yük taşıyor. 2015 yılında, 500 km’lik genişletilmiş menzile sahip Fatih-313 isimli yeni bir versiyon ortaya çıktı. Analistler, menzildeki gelişimlerin muhtemelen daha hafif çerçeve, daha az yük ve daha iyi uçuş karakteristiklerinden kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Fatih serisindeki modernleşme eğilimiyle uyumlu biçimde, bir yıl içinde Fatih-313’ü serinin yeni bir üyesi olan Zülfikar füzesi izledi.

Zülfikar füzesi ilk kez tanıtıldığında, analistler bunun muhtemelen, mühimmat savaş başlıkları taşıyan geliştirilmiş bir Fatih–313 olduğu değerlendirmesini yaptı. Gerçekte, IHS Jane’s’in raporlarına göre İran basın kaynaklarının çoklu geri giriş araçları (MRV) terimini yanlış kullanması, Zülfikar serisi için bir mühimmat savaş başlığına işaret eden en önemli açık kaynak istihbarat bilgisini teşkil ediyor.

Zülfikar füzesiyle ilgili en büyük muamma, menzil-yük denklemi. 2016 yılında füze hakkında yapılan ilk tahminler, 500 kiloluk mühimmat yüküyle 500 km menzilinin olmasının (ya da 600 yahut 800 km) muhtemel olmadığı yönündeydi. Ancak İranlılar, kullanıma girmesinden itibaren füzenin menzilinin yaklaşık 700 km olduğunu ileri sürdü. Gerçekte, resim çok daha karmaşık olabilir.

İranlı kaynakların Zülfikar füzesinden, özellikle de 700 km menzilinden bahsetmesi, kaşların kalkmasına sebep oldu. İlk olarak, 500 km menzilinin ötesinde, ayrılmaz başlıklı tek kademeli bir balistik füze normal olarak, özellikle yeniden giriş safhasında istikrarsız olma eğilimindedir. Fatih-110 ve türevleri – Scud türevleri olan Şahab 1, 2 ve 3’ün aksine – saf anlamda konvansiyonel misyonlar için tasarlanmış olduğundan, operasyonel etkililik açısından hassaslık azami önemdedir. Bu yüzden, füzenin menzilinin artması için, İranlı bilim insanlarının Zülfikar’ı ayrılabilir savaş başlıklarıyla donatması, füzeleri daha uzun menzilli balistik güzergâhlar için optimize etmesi beklenebilir. Nitekim İran, İmad füzesi gibi Şahab-3 türevleri için manevra yapan savaş başlıkları geliştiriyor. Ancak Fatih füzeler ailesi üzerinde ayrılabilir bir savaş başlığının varlığı, en azından açık istihbarat kaynakları üzerinden teyit edilmemiştir.

Ayrılabilir bir savaş başlığının bir alternatifi, yarı-balistik bir güzergâhı tercih etmektir. Bu güzergâhın avantajı, füzeyi uçuşunun daha uzun bir kısmında atmosfer içinde tutmak, güzergâhını önemli bir bölümün boyunca güdümü sağlamaktır. Bir yarı-balistik füze, uçuşu yeniden hesaplamak ve düzeltmek için GPS verilerini kullanmak yoluyla yön değiştiren manevralar yapabilir ve daha fazla hassaslık elde edebilir. Dahası, son aşamada füzenin hedef bulma hızının daha yavaş olması, terminal güdüm teknolojilerinin kullanımını kolaylaştırır.

Tipik olarak ve daha geleneksel eski nesil kısa menzilli balistik füzelerin aksine, modern ağır güdümlü roketler özel olarak bu tip güzergâhlar için tasarlanmıştır. Fatih-110’un (ve sonuç olarak elbette Zülfikar’ın) şu andaki versiyonları yarı-balistik sistemler olarak tanımlanmaktadır. Fakat bu açıdan, Zülfikar örneği düşünüldüğünde, menzilin 700 km’ye kadar çıkarılması muhtemelen daha iyi bir kaldırma-sürükleme oranı vermek için büyük bir modifikasyonu gerektirecektir. Bunun yanı sıra, böyle bir modifikasyon yoğun testleri ve muhtemelen gelişmiş tahrik gücünü gerektirecektir. Her ne kadar bu olasılık İran’ın teknoloji ve teknik bilgi seviyesi hakkında özel kaygılara yol açsa da, Zülfikar füzesinin modifikasyonları henüz bilinmemektedir.

Alternatif olarak, aşağıda izah edildiği üzere, Zülfikar füzesi daha sınırlı bri menzile sahiptir ve yepyeni bir kapasite olarak değil, Fatih serisinin başka bir türevi olarak görülebilir. Ancak bu durumda bile Zülfikar’ın geliştirilmesinin arkasındaki teknolojik eğilimler azami dikkati hak etmektedir. Gerçekten de bu füzeler, savaş alanındaki ve sahnedeki tehdidin bizzat doğasını kaçınılmaz olarak dönüştürecektir.

Gizemli bir füze mi?

Deyrezzor saldırına ilişkin yukarıda sunulan olasılık analizi, bir Fatih serisi türevinin (Fatih-313 veya Zülfikar) kullanılmadığı sonucunu getirmek zorunda değildir, zira İran’ın Kermanşah eyaleti (sınır bölgeleri) ile Deyrezzor eyaleti arasındaki mesafe 550 km’den azdır. Füzelerin Kürdistan eyaletinden fırlatılması halinde uçuş yolu, 500 km’nin altına indirilebilir. Bu sebeple, Zülfikar füzelerinin gerçekten de kullanılmış olduğu iddiası izlenirse, Deyrezzor saldırısı İran’ın Fatih serisinin menzilini 500 km’nin çok ötesine genişletmeyi başardığına işaret etmez. Sonuç olarak füzelerin tam olarak nereden fırlatıldığı, en azından kamuoyu tarafından bilinmiyor. Bu noktada, saldırının menzilinin 800 km civarında olduğunu yazan İsrailli medya kuruluşları, eğer füzenin bir Fatih türevi olduğu biliniyorsa, dikkate alınmayabilir. Aksi halde, 800 km’lik uçuş yolu senaryosunda füze ya çarpıcı oranda geliştirilmiş ve henüz görülmemiş bir varyant, ya da Scud-D’nin trikonik savaş başlıklı ve yaklaşık 650 kg yük taşıyan sıvı yakıtlı kısa menzilli bir balistik füze türevi olan bir Kıyam füzesi olabilir. Ancak Kıyam füzesinin isabetliliği muhtemelen Zülfikar’ınkinden çok daha düşüktür ve bu bizi, böyle bir saldırıda muhtemelen Kıyam füzelerinin kullanılmadığı sonucuna götürmektedir. Çünkü Leyletü’l-Kadr Operasyonu için isabetlilik, Zülfikar füzesini seçilen silah yapan en önemli parametreydi.

Zülfikar füzelerinin menzili etrafında dönen başka önemli sorular da var. Bilinen Fatih-110 türevlerinin menzilini %130’dan fazla arttırmak, özellikle yük kayda değer düzeyde azaltılmış değilse, hafif materyallerin yoğun kullanımını ve roket yakıtında büyük gelişmeleri gerektirecektir. Muhtemelen Fatih serisinin mevcut varyantları kompozit roket yakıtı kullanıyor ki bu zaten 2000’lerin başında getirilen daha önceki versiyonlara göre önemli bir gelişime işaret ediyor. Bu versiyonların çift temelli yakıt roketi tarafından hareket ettirildiğine inanılırdı. Fatih serisinin süregiden genişlemesi, Zülfikar füzesinin serinin tepe noktası olduğu – beklenenden daha düşük menzillerde olsa da – düşünüldüğünde, İran’ın şimdi mühendislerinin niteliklerinin gelişmesi ve sanayisinin sofistike hale gelmesiyle kompozit yakıtın etkililiğini arttırabilir durumda olduğunu kanıtlayabilir.

Güzergâhın değerlendirilmesi

Zülfikar’ın 600-700 km menzilli yarı-balistik bir füze olduğu elbette teyit edilmiş değilse de, yine de bu olasılık tümüyle göz ardı edilemez. Bir yarı-balistik güzergâhın başlıca avantajı, füzenin manevra yapmasına olanak vermesi, hassaslığını arttırması, aynı zamanda da balistik füze tehditlerine yanıt vermek için optimize edilen füze savunma sistemlerini yanıltmasıdır. Bu eğilim, bazı füze güçleri tarafından hâlihazırda takip edilmektedir. Bu segmentte Rusya, SS-26 İskender füzesiyle açıkça öncülük etmektedir. Hindistan, Shaurya füzesiyle şu anda bu teknolojiyi incelemektedir. Bütün bu sistemler ayrıca hedeflerine yaklaşırken terminal manevralara girişebilir. Bu yüzden İran’ın Fatih serisini kullanırken benzer sistemleri düşünmesi dikkate alınmalıdır.

İran bölgesel rakiplerinin büyük çaplı füze savunma sistemlerini konuşlandırmasıyla karşı karşıya ve en yüksek kalitede ataletli navigasyon teknolojisinden yoksun. Bu yüzden daha kısa menzillerde bile balistik füze cephaneliğinin isabetsizlik oranlarını belirgin düzeyde azaltamıyor. Bu sebeple İranlı savunma planlamacıları, hem uzun menzil (örneğin manevra yapabilir yeniden giriş aracına sahip İmad füzesi) hem de kısa menzil sistemleri (örneğin yarı balistik güzergâhlı veya terminal manevralı Fatih serisi) için manevra teknolojilerine odaklanan araştırma faaliyetlerini başlatmayı tercih ettiHer ne kadar İran’ın füze eğilimlerini analiz eden çalışmaların çoğu daha uzun menzilli balistik güzergâhlara ve ayrılabilir, manevra yapabilir savaş başlıklarına odaklanma eğiliminde olsa da, İran’ın daha kısa menzilli yarı-balistik güdümlü roketleri ve füzeleri, özellikle Ortadoğu’nun coğrafi açıdan daha küçük olan alanlarında gerçek bir tehdit meydana getiriyor.Dahası, bu sistemlerin geleneksel füze savunma sistemleri karşısında sahip olduğu bazı avantajlar, Tahran’ın askeri seçeneklerini genişletiyor.

İran Deyrezzor saldırısından ne öğrenebilir?

Hiç şüphesiz Deyrezzor saldırısı Tahran’a önemli dersler sunacaktır. Nitekim bu saldırı İran’ın stratejik operasyonlarını güçlendirebilir ve uzun menzilli konvansiyonel saldırıların mevcut teknolojiyle teknik açıdan yapılabilir olduğunu teyit edebilir. Manevra yapabilir sistemlerin bu tür operasyonlar için daha sık kullanılması ve bu sistemlerin menzilinin arttırılması, İran’ın hücum amaçlı füze seçeneklerinde atılımlar için zemin oluşturabilir.

Bu noktada, şu ana kadarki tartışmaların ışığında, kilit önemdeki bir soru yanıtlanmlıdır: İran’ın (Zülfikar) füzeleri hedeflerini isabetli bir şekilde vurdu mu?

Zülfikar füzelerinin fırlatılmasını gerçek sonuçları hakkında net bir fikir edinmek için, hedef dizi üzerinde güvenilir bir savaş hasar değerlendirmesine ihtiyacımız olacaktır; bu ise temel olarak görüntü istihbaratına (IMINT) dayanacaktır. Şu ana kadar elde bulunan tek somut kanıt parçası, muhtemelen hedef bölge üzerinde dolaşan İran’a ait bir insansız hava aracı tarafından elde edilmiş olan bir video görüntüsüdür. Bu nedenle Batılı ve İsrailli istihbarat kuruluşlarının kanıtları nasıl analiz edeceğini ve elbette analizlerinin kamuoyunun erişimine açık olup olmayacağını bekleyip görmek gerekecektir. Bu açıdan, İsrail Ordusu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gadi Eisenkot saldırıyı küçümseyerek, operasyonel başarının İran kaynaklarının aktardığından çok daha sınırlı olduğunu belirtti.

 

Öte yandan şu ana kadar, Suudi Arabistan, İsrail ya da ABD gibi, İran’ın füze fırlatmasını olası bir tehdit olarak tanımlaması muhtemel taraflarca da alternatif görsel kanıtlar sunulmadı. Böyle bir adım, İran’ın siyasi mesaj verme ve güç gösterme çabalarını sonuçsuz bırakırdı. Bu yüzden, IMINT kanıtlarıyla alternatif bir savaş hasar değerlendirmesi sunulmadığı müddetçe, Zülfikar füzelerinin gerçekten de Deyrezzor’daki IŞİD hedeflerini vurduğunu varsayabiliriz. Şu ana kadar yüklenen insansız hava aracı görüntüleri, hâlihazırda, fırlatılan füzelerden dördüğünün hedeflerini vurduğuna işaret ediyor.

Siyasi-askeri değerlendirme: İran bölgesel füze savunma mimarisine meydan okuyor

Geniş anlamda söylemek gerekirse, İran, derin vuruş ve hassas vuruş kapasiteleriyle civar bölgelere müdahale etmesine olanak verecek bir kapasite geliştiriyor.

İran kaynakları, füze saldırısı hakkında dört temel nokta vurguladı: birincisi, Devrim Muhafızları tarafından gerçekleştirildi; ikincisi, her ne kadar saldırı Suriye’deki “tekfirci terör oluşumlarını” hedef aldıysa da, aynı zamanda ABD’nin Riyad’a yaptığı milyarlarca dolarlık son silah satışı konusunda Suudi Arabistan’a bir mesaj gönderilmiş olmalıydı; üçüncüsü, misyonda “orta menzilli balistik füzeler” kullanıldı; ve son olarak Deyrezzor örneği somut olarak İran’ın caydırıcılık kapasitesini gösterdi.

Gerçekte, yukarıda bahsedilen resmi açıklamalardan hareketle, İranlıların aynı zamanda Ortadoğu’daki tırmanışa geçen bölgesel çalkantıların orta yerinde, siyasi mesaj verme hedeflerinin de peşinden koştuğu ileri sürülüyor. Bir başka deyişle Tahran, özel olarak da Devrim Muhafızları, Deyrezzor saldırısı üzerinden kendi “füze diplomasisi” tarzını yürüttü. Örneğin İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, operasyonu  “İran’ın füze kapasitesi, yurttaşlarını kanuni nefsi müdafaa içinde koruyor ve IŞİD’i ve aşırıcı terörü ortadan kaldırmayı amaçlayan ortak küresel mücadeleyi ilerletiyor” diye twit atarak övdü. Dini Lider Hameney ise, “Biliniz ki onlar bize asla diz çöktüremez, fakat biz onlara diz çöktüreceğiz” paylaşımı yaparak daha fazla meydan okuyan bir retorik kullandı. Şüphesiz, böyle bir eylem tarzı Rusya’nın Suriye iç savaşının gidişatı içinde Akdeniz ve Hazar’dan Kalibr seyir füzesi fırlatmasından – ve güç gösterisi yapmasından – “esinlenmiş” gibi görünüyor.

Buna paralel olarak, saldırı, İran’ın mevcut ve muhtemel hücum kapasitelerini öngörme açısından kritik önemdedir. Basit bir şekilde ifade etmek gerekirse, Zülfikar füzelerinin modernizasyonundaki eğilim, İran’a bölgedeki temel ABD üslerini ve Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ı kapsama almak için uygun bir silah verecektir. Eğer füzeler İran’ın vekil güçlerine, ilk ve öncelikli olarak da Lübnan Hizbullah hareketine transfer edilecek olursa, İsrail ağır bir ulusal güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır. Daha önceki Fatih-110 varyantlarının Suriye’ye ve muhtemelen Hizbullah’a transfer edilmesi zaten İsrailliler tarafından mevcut bir meydan okuma olarak görülüyor. Son olarak Deyrezzor saldırısı, Körfez Arap ülkelerinin ve ABD’nin füze savunma mimarilerinin ve ilgili stratejik düşüncelerinin yeniden düşünülmesine ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor olabilir. Her ne kadar manevra yapabilir füzeler engellenebilirse de, İran füzelerine karşı konuşlandırılmış olan mevcut füze savunma mimarileri tehdidin kendisinin gelişen karakteristik özelliklerine tam olarak uyarlanmamıştır ve Scud temelli balistik füzelerle karşı karşıya gelmeye daha uygundur. Bu açıdan, eski Scud temelli füzelerden daha hafif, daha mobil, çok daha hassas ve daha ucuz olan Fatih serisi, Ortadoğu’daki geleneksel füze savunma paradigmasına meydan okuyor. İran’ın Fatih serisi türevlerini Yemen’deki Husilere transfer etmeyi seçmesi halinde bu risk operasyonel olarak kendini gösterebilir.

Sonuç

Tüm veriler dikkate alındığında, Suriye’deki iç savaş rejimin Scud füzeleri, Rusların Kalibr seyir füzeleri ve yakın zamanda da İran Devrim Muhafızları’nın Zülfikar balistik füzeleri için bir savaş zamanı test laboratuarı sağlamıştır. İran’ın füze saldırısı, pek çok bakımdan bir kilometre taşıydı.

Fatih füze ailesinin çarpıcı oranda sofistike hale gelmesi, özellikle yaylım atışlarında kullanıldığı zaman İranlılar için taktik ve operasyonel düzeylerde açık bir savaş sahası avantajı anlamına gelebilir. Dahası, en yüksek gelişkinlik düzeyindeki Zülfikar füzeleri de dahil olmak üzere Fatih serisi karadan hareketlidir, daha kısa fırlatma döngülerine sahiptir ve ilave taktik avantajlar sağlayabilecek şekilde yüksek miktarlarda üretilebilir. Zilzal roketlerinden Fatih-110’a, Fatih-313’e ve en sonunda Zülfikar füzelerine giden modernizasyon eğilimleri, İran’ın katı yakıtlı balistik füze envanterinde bir sonraki sefer neyin geleceği konusunda ipuçları veriyor. Katı yakıtlı tasarımlarda elde edilen deneyim kısmen, daha sofistike ve daha uzun menzilli katı yakıtlı füzelerin gelişimi anlamına gelebilir – yaklaşık 2,000 km menzilli, hatta potansiyel olarak daha da uzun menzilli olabilecek Siccil-2 tipi füzeler gibi.

Bu noktada, Batılı strateji topluluğunu ele alması gereken kilit önemde sorular bulunuyor:

  • Hangi güdüm, yakıt ve füze tasarım ilerlemeleri son Zülfikar gelişmelerine olanak verdi?
  • Yakın zamanda İran’a, katı yakıtlı kısa menzilli füze programını güçlendiren önemli teknoloji ve teknik bilgi transferi gerçekleşti mi? Eğer gerçekleşmediyse, İran’ın ulusal AR-GE ve sanayi kapasiyeleri bu tür füze programlarını ne ölçüde sürdürebilir?
  • İran bu tür teknolojileri tek başına veya büyük ölçüde tek başına geliştirebilir mi? Eğer geliştirebilirse, yakın gelecekte daha kısa menzilli sistemlerin yayılması açısından ne tür sonuçlar beklenebilir?
  • Daha geniş anlamda, yukarıda bahsedilen eğilimlerin İran’ın komşuları ve onların askeri modernizasyon programları üzerinde ne tür operasyonel etkileri olacaktır?

Gerçekte yukarıdaki sorulara isabetli yanıtlar bulunmadan İran’ı yalnızca dış destek olmadan ilerleyemeyecek, gelişmekte olan bir devlet olarak görmek yüksek maliyetleri olan tehlikeli bir hata olacaktır. Daha önemlisi, İran’ın füze gelişimleri konusundaki en büyük soruyu yeniden düşünmek gerekir: Sırada ne var?

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz