Cuma , 15 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Şahid ve Şehid: Fethi Şikaki
Şahid ve Şehid: Fethi Şikaki

Şahid ve Şehid: Fethi Şikaki

Şehid Dr.Fethi Şikaki tüm varlığını İslam’a vakfetmiş olan İmam Humeynî’yi iyi tanımıştı, bundan dolayı İslam Devrimi’nin ve Filistin direnişinin dünya emperyalizminin ve uluslararası Siyonizm’in komplolarına maruz kalmada ortak olduğuna inanıyordu.

Fethi Şikaki’nin şehid edilişinin 21. yılında, “Fethi Şikaki ve İslamî Cihad” adlı kitabın yazarı Hasan Hameyar’in, Şikaki ile anılarını ve onun düşüncülerini anlatan yazısını yayınlıyoruz:

Şüphesiz Şehid Dr. Şikaki Filistin halkının mülevves Siyonist varlığın pençelerinden kurtarılması için mücadele eden cihadî ve İslamî bir hareketin önderi değildi sadece; o, baştan ayağa ihlâs ve fedakârlığın timsali olan bir rehberdi de. Adının, çağdaş İslam ve Arap dünyasının gerçek devrimcileri ve ıslahatçı düşünürleri (Seyyid Cemaleddin, Muhammed Abduh, İzzeddin Kassam, Ömer Muhtar, Hasan el-Benna, İkbal ve Mevdudi gibi) ve İmam Humeynî’nin öğrencileriyle birlikte anılması gerektiğine inanıyorum.

İslam Devrimi’nin ve İmam-ı Ümmet’in hedef alındığı bu komplolar esnasında Dr. Şikaki gür sedası, etkili ve aydınlık beyanıyla hakkın safında duran, İslam Devrimi’nin hedeflerini ve programlarını savunan bilinçli ve sorumlu birkaç kişiden biri idi. Ben bu yüzden aziz şehidimizi mazlum bir insan ve adsız bir savaşçı olarak görüyorum ve tam bir itminanla  pak ruhunu selamlıyor; Yüce Allah’tan derecesini yükseltmesini ve kendisini peygamberler, evliyaullah ve asr-ı saadet şehidleriyle birlikte haşretmesini niyaz ediyorum.

Doktor Şikaki ile tanışıklığım bundan 26 yıl öncesine dek gidiyor, o yıllarda doktorun yazıları Mısır, Lübnan ve Filistin’in devrimci basınında yayımlanıyordu ve bunların bir kısmını Tahran’dan da izlemek mümkün idi. Yine o dönemde İran ve Şia karşıtı söylem emperyalizmin ve Arap gericiliğinin güdümündeki basında bir hayli revaçtaydı. Lübnan, Mısır, Tunus, Sudan ve bazı Avrupa ülkelerindeki az sayıda siyasî teşkilatın ve bunların basın organlarının dışında İslam Devrimi’ni savunan fazla bir yapılanma da yoktu ortalıkta. Çok geçmeden İslam Devrimi’ni savunan bu basının da bir kısmı susturuldu ve meydan çoğunlukla emperyalizmin işbirlikçisi ve paralı askeri konumundaki Saddam rejimine çanak tutan Arap medyasına kaldı.

İşte ben de o yıllarda Doktor’un elime geçen bazı makalelerini Farsçaya tercüme etmekle ve Tahran’daki bazı basın organlarında yayınlamakla meşgul idim. O günlerde İslam dünyasının özgürlükçü ve millî hareketlerinin liderlerinin çoğu ya Tahran’da ikamet ediyorlar ya da bu şehre sıkça uğruyorlardı. Çoğunu tanıyordum, bazılarıyla da şahsi irtibatım vardı. Tahran’da düzenledikleri toplantılara katılarak bu kişilerin faaliyetleri, muvaffakiyetleri ve halkları nezdinde ne oranda mahbubiyet kesbettiklerini gözlemleyebilme fırsatını elde edebiliyordum.

İslam Devrimi’nin ardından pek çok güruh, arkalarında geniş bir halk desteği olmaksızın, hadiselerin yarattığı dalgaların sırtına binerek değişik örgütler kurmuşlardı. Ortalık kendilerini siyasî önder ve örgüt genel sekreteri olarak tanıtan iddiacılardan geçilmiyordu. Bu kişilerin çoğunun adı bile kalmadı geçen zamanla birlikte! Bununla birlikte toprağın derinlerine kök salmış ve yaprakları göğe ağmış asil ağaçlar gibi olan liderler de vardı ve Dr. Şikaki, Filistin halkının önemli bir oranda desteğini almış bu türden sınırlı birkaç liderden biriydi.

Dr. Şikaki ile ilk kez 1990 yılında İslamî Cihad hareketinin Tahran sorumlusunun aracılığıyla yüz yüze geldim. Bu tanışmamızın ardından doktor her Tahran’a geldiğinde, kendisiyle Filistin meselesi hakkındaki son gelişmeler üzerinde konuşabilme fırsatını yakalamayı ganimet sayıyordum kendime. Doktor’un, benim bazı makalelerini ve kitapçıklarını Farsçaya çevirip Tahran basınında yayımladığımdan haberi vardı. Benimle ilişkisi insanî ahlakın anlamının en güzel şekilde tecelli ettiği bir üslupta idi. Öğrencisi olmakla iftihar ediyordum ve onu İslamî ve insanî değerlerin kendisinde örneklendiği sarsılmaz bir kişi addediyordum. O yüce değerler ve kavramlar ki, günümüz Arap gençliği de hâlihazırda bu ideallerin arayışı içersindeler! Dr. Şikaki baştan ayağı bu insanî hasletler, manevî safa ve sadakat ile donanmıştı ve hedefe inancın bir müminde nasıl olması gerektiğinin en yetkin örneklerinden idi. Abartmadan söyleyebilirim ki, Şikaki tek bir insanda tecelli etmiş bir ümmet idi! Sürekli güler yüzlü olmak, iyimserlik ve özgüveni gelişmişlik karakterinin ayrılmaz hasletlerini oluşturuyordu. Siyasî, tarihî ve kültürel alanda geniş bir kültüre sahipti. İyi bir hatip olmakla birlikte suskunluğuyla da çok şeyler anlatabilen kişiler sınıfındandı.

Şehid Fethi Şikaki üniversitedeki tıp tahsili sırasında (1974–1981) İmam Humeynî ve İran İslam Devrimi’yle ilgili pek çok kitap ve makale yazdı ve yayınladı. Ez cümle:

1-Humeynî: Fethi Abdülaziz müstear adıyla

2-Ehl-i Sünnet ve Şia: İzzeddin İbrahim müstear adıyla

3-Şii İslam Uleması ve İslam Devrimi: Bu kez İzzeddin Fars müstear adıyla.

4-Yol: Gerçek ismi olan Fethi İbrahim adı altında.

Filistin İslamî Cihad hareketinin genel sekreteri Ramazan Abdullah’ın da belirttiği gibi Dr. Şikaki, İmam Hüseyin’e aşk ile bağlıydı. Doktor, hicri 61 yıllı bu kıyamı o günden bu yana tüm dünyada gerçekleştirilmiş ve halka dayanan tüm devrimlerin örneği ve modeli olarak görüyordu. Özellikle İran İslam Devrimi’ni ve İzzeddin Kassam’ın 1930’lu yıllardaki kıyamını Kerbela hadisesinin uzantısı addetmekteydi. Dr. Şikaki İran İslam Devrimi’nin zaferinin ikinci yıldönümü dolayısıyla “el-Muhtarul İslamiyye” adlı aylık dergide “Kan kılıca galip gelmiştir” adı altında bir makale yayınladı. Bu makalesinde “İmam Hüseyin ‘hel min nasırin yensuruni’ ‘bana yardım edecek yok mu’ çağrısını yapmakla tüm zulüm altındaki milletlere ve tüm ezilen insanlara hücceti tamamlamıştır. Cennet gençlerinin efendisi ve Hz. Fatıma’nın oğluna ‘lebbeyk’ dediğimiz bu günlerde yine O’na diyoruz ki, Allah’a and olsun ki çok cahil ve İslam’ın ve Resûlullah’ın apaçık düşmanı olan kimsenin dışında hiçbir insan senin çağrına ‘lebbeyk’ demekten başka bir cevap veremez! Amerika ve Rusya gibi büyük şeytanlar ne yaparlarsa yapsınlar senin ve ceddinin dinine yardım etmemizin önüne geçemezler. Burası Allah’ın arzıdır! Burası mustazafların yurdudur! Cihad yolu açık olduğu sürece size asla geçit vermeyeceğiz buradan! Asla! Asla!”[1] diye yazıyordu.

Şikaki İslam Devrimi’ni insanlık tarihinde büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak görüyordu. Ben Şehid Şikaki’nin İslam Devrimi, İmam Humeynî ve Kudüs Günü hakkında yazdıklarından bu sonucu çıkardım. Kendisinin bu konular etrafında yazdıklarının yekûnunu oluşturan 8 kitap ve kitapçığı, bazıları başyazı olmak üzere 34 makalesi, 45 konferans ve onlarca gazete röportajı bizlere ulaşabilmiş durumda.

1984 yılında İran İslam Devrimi’nin 5. zafer yıldönümünü kutlama vesilesiyle ilk kez Lübnan’ı ziyaret etme fırsatını elde etmiş oldum. O sene ülkeye iç savaş hâkimdi. Yasir Arafat’ın önderliğindeki ulusal Filistin direniş hareketi mensupları, Amerika’nın ve Lübnan iktidarındaki sağcı Marunî hükümetinin işbirliği ve İsrail’in Lübnan’a saldırısı sonucu bu ülkeden dışarı atılmış ve çeşitli Arap ülkelerine sürülmüşlerdi. Bu zor şartlar pek çok sorumlu ve İslamî hareketin doğuşu için nutfe olma işlevini görmüştü. Merkezî ağırlıklarını siyasî konumlanışlarda ve endişelerde görmeyen ve Allah’a tevekkül eden hareketler halklarının maslahatının elde edilmesi yönünde adım atıyordu. Bu tip hareketler Arap direniş tarihinde yeni bir sayfa açtı ve işgalcilerin ve uzlaşmacı komplocuların planlarını altüst etti. O yıl Hizbullah’ın ve İslamî Cihad’ın ilk hücreleri teşkil edilmeye başlanmıştı. Siyonist askerler Şaron’un emriyle Sabra ve Şatilla katliamına katılmışlar sonra da Güney Beyrut’taki geçiş yolu üzerinde olan Halde mıntıkasına çekilmişlerdi. Bu arada sözde barışın ve ateşkesin sağlanması için Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerden oluşan uluslararası güç Beyrut’un değişik bölgelerinde mevzilenmişti. Karargâhları ve geliş gidiş güzergâhları apaçık ortadaydı.

İşte böylesine emniyetsiz bir ortamda, daha sonra Hizbullah içersinde önemli bir görev alacak olan Lübnanlı kardeşlerden biriyle Filistin İslamî Cihad hareketinin basın yayın bürosunu ziyaret etmiştik. Bu merkez, Batı Beyrut’taki bir apartman dairesinde faaliyet gösteriyordu. Lübnan’ın başkentinde, o günlerde elektrik ve su kesintisi sıkıntısı çekilmekteydi. Bizim de İslamî Cihad’ın basın sorumlularıyla görüşme yapabilmek için karanlıkta sekizinci kata çıkmaktan başka çaremiz yoktu. Filistinli kardeşlerimiz geceleri mum ve fanus ışığıyla idare ediyorlardı. Bu görüşmemizde Filistin İslamî Cihad hareketinin bazı kadrolarıyla tanışma fırsatını elde ettik. Filistin hareketinin Lübnan’dan çıkarılması ve İsrail’in saldırısı ardından Ortadoğu’nun edindiği yeni siyasî manzara ve Siyonizm karşıtı mücadelenin geleceği hakkında konuştuk. Merkezin çalışanlarından bazıları bana hareketin edebî ve siyasî yayınlarından bir kısmını hediye ettiler, bunların bir bölümünü zaman içersinde tercüme ettim.

Lübnan ve Suriye karayolu üzerinden gerçekleştirdiğimiz dönüş yolculuğu esnasında Yabus sınır karakolunda eşyalarım didik didik arandı. Lübnan’daki iç savaş Suriye gümrüğündekilere yolcuları dikkatle arama hakkını veriyordu. Kontrol esnasında Suriyeli memurlardan biri bir karton kutuya sığdırdığım bir miktar kitap ile İslamî Cihad’ın yayınları ve Fethi Şikaki’nin yazılarına rastladı. Fethi Şikaki’nin kitaplarını kendisine hediye etmem için de çok ısrar ediyordu. Doktorun kitaplarına düşkün olduğu ve gerçekten de okumak için istediği izlenimini edinmiştim ben de. Bense ısrarla bu kitapları elde etmenin çok zor olduğunu, hatta bir sayfasını bile hediye edemeyeceğimi söylüyordum. Gerçekten de onca kitap arasında niçin Şikaki’nin kitaplarını seçtiğini bilmiyorum. Her neyse, sonuçta kitapları sınırdan geçirebildim ve bazılarını da tercümeye başladım, bunların bir kısmı sonraları Tahran’daki bazı gazetelerde yayımlandı.

Dr. Fethi Şikaki “Filistin Halkının İntifadasını Destekleme Konferansı”na katılmak için 1991 senesinde Tahran’a geldi. Bu konferans sırasında kendisine “Minhac” (Yol) adlı kitabını tercüme etmeye başladığımı ve yarısına geldiğimi söyledim. Bu kitap “Filistin Davası” hakkındaki genel İslamî ilkelerden bahseden ve İslamî Cihad’ın ana çizgisini ve hedeflerini ortaya koyan zengin içerikli ve derin bir kitaptır. Merhum Şikaki bu kitabı zindanda olduğu dönemde kaleme almıştı. İslamî Cihad’ın kadroları için yazılan kitapta, Filistin meselesi ve Siyonist rejimin geleceği analitik ve uzmanca bir dille ele alınıyor; bazı geleneksel İslamî hareketlerin Filistin meselesini ele alış tarzı ve bu hareketlerin kendi uzlaşmacı hükümetlerine yaklaşımları sert bir dille eleştiriliyor.

Şikaki bana çeviride nereye kadar geldiğimi sordu. Dört bölümünü çevirdiğimi, geriye iki bölümün kaldığını söyledim. Bana çevirdiğim dört bölümün yeterli olduğunu, geriye kalan iki bölümden vazgeçmemi söyledi. Bunun gerekçesinde de artık durumun eskiye oranla nispeten değişmekte olduğunu, Arap dünyasındaki bazı İslamî hareket liderlerinin konumlarını ve yönelimlerini gözden geçirdiklerini, dolayısıyla onları eleştirmenin yersiz olacağını söyledi. Ben de Şikaki’nin tavsiyesine uydum ve çevirinin geri kalanını bıraktım.

Doktorun edebî eserlerini ve kültürel mirasını incelediğimizde şu neticeye ulaşıyoruz ki, o; sağ, sol, millî veya İslamî olsun ilişkiye geçtiği tüm kişiler üzerinde derin bir etki bırakabilmiş bir şahsiyettir. Dolayısıyla yokluğu, hangi görüşte ve eğilimde olursa olsun İslam ümmetinin her bir ferdi için önemli bir kayıptır. Şikaki, eşi az bulunur bir şekilde, istesin veya istemesin Filistin halkına vefalı olan tüm hareketlerin ortak ve radikal söyleminin mihveri olmuştu. O ömrünün son yıllarında, düşünce, eylem, tarz ve yaratıcılığı ile Arap ve İslam dünyasındaki tüm cereyanlar ve yönelişler arasındaki ortak noktaların keşfedilmesini başarabilmişti, şehidi yakından tanıyanlar bu gerçeği itiraf edeceklerdir.

Şikaki’nin şehadetine rağmen tüm yorumcular ve uzmanlar Filistin’deki İslamî Cihad’ın ve direnişin Şikaki’nin ve silah arkadaşlarının yorulmak bilmez çabalarının neticesinde şekil aldığı ve asıl doğrultusunu kazandığı düşüncesini diri tutacaklardır. Mukaddes cihad kervanının yolcuları gerçek savaşın alanından -Nasrallah’ın dediği gibi Allah’ın düşmanları ve peygamberlerin katilleri ile mücadele alanından- bir an bile gafil kalamayacak bir şuura erişmişlerdi. Onlar yiğitlikte ve özveride öyle bir düzeydeydiler ki, dünya istikbarının güçlü canavarını yerinden kıpırdayamaz hale getirmişlerdi. Hatta öyle ki, Siyonist askerler mücahidler ile karşılaşmaktansa çoğunlukla kaçmayı tercih ediyorlardı. Öte yandan uzlaşmacıların ve onlara bağlı tüm mahfillerin başka bir yolu seçtiği bir dönemde Şikaki ve silah arkadaşları, imanlarından ve hedeflerine duydukları inançtan güç alarak bu kişilerin yaydıkları ümitsizlik ve yılgınlık salgınına karşı direndiler. Şikaki yazılarını ve kitaplarını değişik müstear adlar altında imzalayarak önünde zorlu bir yolun olduğunu göstermek istiyordu. Asil ve mukaddes bir menzili olan bir yol… Derin bir bilince ve geniş bir bilgi birikimine sahip olduğunu gösteriyor ve Filistin devriminin şehidi İzzeddin Kassam’ın yolunu seçtiğini ve bunun bedelini de ödemeye hazır olduğunu ameli olarak hissettiriyordu. Tam da böyle oldu, Dr. Fethi Şikaki her zaman arzulayageldiği şehadete en sonunda kavuştu.

Şikaki’nin hayatının son iki senelik kısmında ben de Şam’da ikamet ediyordum. Filistinli hareketlerin liderleriyle ve tabii ki Şikaki ile de bir fırsat bulup gazete röportajı yapmayı çok istiyordum. Doktor her fırsatını bulduğunda bizi o gösterişsiz bürosunda kabul ediyordu. En son görüşmemiz Oslo Anlaşması’nın olumsuz sonuçları hakkında idi. O tabiaten şakacı bir insan olmasına rağmen sohbet siyasî tahlillere gelince çok ciddileşiyordu. Filistin’in geleceği hakkında çok iyimserdi. Şikaki, Filistin halkının yalnız olmadığına ve gelecekte son sözünü söyleyeceğine tüm kalbiyle inanıyordu. Doktor, Lübnan Hizbullah’ının ve İran İslam Cumhuriyeti’nin Filistin devriminin asıl destekçileri olduğuna inanıyordu. Bir keresinde ona Filistin’deki tüm millî ve İslamî gruplar arasında diyalog başlatılması gerekliliğine inancının nedenlerini sormuştum. Bana cevabında, yıllardır böyle bir fırsatın oluşması için beklediğini, çünkü İslam Ümmeti’nin kurtuluşunun yalnızca vahdetin tesisi neticesinde elde edilebileceğini söyledi. Doktora göre tüm cenahlar ve siyasi hareketler hangi görüşte olurlarsa olsunlar Siyonist düşmanla mücadele alanında birleşmeliydiler. Ona göre Filistin’in özgürlüğünün ilk adımı tüm Filistinli örgütlerin ve hareketlerin vahdetinin sağlanmasıydı.

Şikaki’yi tanıdığım ilk zamanlardan itibaren kendisini sürekli bilgisini arttırma çabası içerisinde bulmuşumdur; o, ilim ve irfan aşığıydı. İslam düşüncesi, insanî duygular ve Ümmet’in devrimci ve dinamik hareketiyle ilgili olan her şey düşüncelerini ifade ederken ve tavır alışlarında açıkça görülüyordu. Şikaki kendisinden önceki ıslahatçı düşünürler gibi İslamî hayatın tecdidinin nasıllığı üzerinde düşünmekle meşguldü. O, Müslümanların İslam algısının dinamik ve harekete geçirici olması gerektiğine inanıyordu. Şikaki selefin İslam’dan anladıklarının ve istinbatlarının mutlak olmadığına inanıyor, İslam’da içtihadın ve bilinç alanının çok geniş olduğunu vurguluyordu. Varlık ve mahlûkat üzerinde düşünerek Yaratıcı’nın kudretini tefekkür ettiği gibi, insan toplumunun siyasî ve iktisadî sorunları hakkında da okumalar yapıyor ve Filistin meselesi üzerine düşündüğü kadar İslam düşüncesinin ihya edilmesi noktasında da gayret gösteriyordu.

Şikaki, dünya görüşü olarak bölgesel ve millî sınırların ötesine varmış olmakla birlikte Filistin meselesini İslam dünyasının en önemli sorunlarından biri sayıyordu. Bu yüzden siyasî-kültürel ve askerî bir hareket olan İslamî Cihad’ı kurdu. İslam dünyasının bütün şahsiyetleriyle irtibat kurarak değişik İslam ülkelerine sık sık yolculuklar yaptı.

Doktor, yorulmak bilmeyen bu telaşları sonucu geleneksel İslamî hareketlerin ve diğer laik ve milliyetçi örgütlerin asla uhdesinden gelemeyecekleri bir hareket tarzını benimsemişti. Bu yüzyılın ilk yarısındaki Şehid İzzeddin Kassam hareketini ve daha sonraki İran İslam Devrimi’nin tecrübelerini örnek almıştı kendisine. Onun sözlüğünde “Kur’an”, “Sünnet”, “Mescid-i Aksa”, “bilinç”, “tanıma”, “cihad” ve “şehadet” gibi kelimelerin ayrı bir önemi var idi. Şikaki, uzlaşmacılığı ve teslimiyeti cihad farizasına tercih eden diğerlerinin aksine İmam Humeynî önderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi’ne, İslamî uyanış hareketleri ve diğer devrimler arasında en üst yeri tahsis ediyordu. Fethi Şikaki tüm varlığını İslam’a vakfetmiş olan İmam Humeynî’yi iyi tanımıştı, bundan dolayı İslam Devrimi’nin ve Filistin direnişinin dünya emperyalizminin ve uluslararası Siyonizm’in komplolarına maruz kalmada ortak olduğuna inanıyordu.

Fethi Şikaki şehadetiyle Filistin davasının hakkını ödemiş, şehitler kervanına katılarak hedefine ulaşmış oldu. Fakat o, tüm diğer İslam şehitleri gibi aslında aramızda yaşıyor. Şikaki ve diğer şehitler, kalplerimizi ve düşüncelerimizi aydınlatmaya, bize güç vermeye ve İslam Ümmeti’nin mücadele meşalesini tutuşturmaya devam ediyorlar. Şehitlerin kanlarıyla sulanan Filistin’deki fidanlar yakında meyvelerini verecektir elbette.

Şehit kanlarının sağladığı kazanımlardan biri de İntifada hadisesinin ve cihadî operasyonların gerçekleştirilmesi sonucu Filistin halkının asli çehresini gösterebilmiş olmasıdır. Bütün bunların sonucunda Siyonistler şunu anlamışlardır ki, bu topraklardaki varlıkları kalıcı değildir ve Şikaki ve arkadaşları gibi şehadeti arzulayan fedakâr gençler karşısında direnmeleri mümkün olmayacaktır. Şikaki’nin bu mazlumane şehadetinin ardından onunla aynı yola baş koymuş tüm faal Müslümanlar şuna inanıyorlar: Doktorun anısını yüceltmenin en güzel yolu onun çağrısının, düşüncelerinin ve cihadının idame ettirilmesinden geçmektedir. Filistin’in içindeki ve dışındaki mücahitler bu yolu askerî, siyasî ve kültürel tüm olanakları seferber ederek sürdüreceklerine ahdettiler; Doktorun arzusu gerçekleşinceye, Filistin toprakları işgalci Yahudilerin kirli varlığından tamamen arınıncaya dek.

İntizar.web.tr

Kaynak: Hasan Hameyar, Fethi Şikaki ve İslami Cihad, Feta Yayıncılık.


[1]Aylık el-Muhtaru’l-İslamî Dergisi, Kahire baskısı, Mart 1981, Sayı: 21.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz