Çarşamba , 28 Haziran 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Şehid Muhammed Bakır Sadr’ın Bakış Açısına Göre İslami Yönetimde Halkın Rolü (ÖZEL)
Şehid Muhammed Bakır Sadr’ın Bakış Açısına Göre İslami Yönetimde Halkın Rolü (ÖZEL)

Şehid Muhammed Bakır Sadr’ın Bakış Açısına Göre İslami Yönetimde Halkın Rolü (ÖZEL)

Şehid Sadr’ı Anma Konferansına davetli konuşmacılar, fıkhi özellikleri ve gaybet döneminde fıkhın dinamik olmasına yönelik düşüncesine değinerek, İslami yönetimin yapısının tasarlanması ve tedvin olunması üzerinde Şehid Sadr’ın düşüncelerinin etkili olduğunu vurguladılar.

Ayetullah Muhammed Bakır Sadr’ı ve kız kardeşi Bintü’l Hüda Sadr’ı Anma Konferansı, Mayıs ayının üçünde, 7 Temmuz Şehitleri Kültür Enstitüsünde düzenlendi. Konferansa, Uzmanlar Meclisi üyesi Ayetullah Abbas Kaabi, Kültür Devrimi Yüksek Kurulu üyesi Hasan Rahimpur Azgadi ve Şehit Sadr’ın eserlerini Fransızcaya çeviren ekonomist Julien Pelissier konuşmacı olarak katıldı.

Konferansta, Şehit Ayetullah Sadr’ın düşüncelerini tanıtmak için verdiği emekten dolayı Julien Pelissier ödüllendirilerek takdir edildi. Konferans konuşmalarını değerli okuyucuların ilgisine sunuyoruz:

Ayetullah Abbas Kaabi:

Şehit Sadr’ın bakışıyla dini demokrasi

Dini demokrasi (merdom salariy-ı dini) terimi, Ayetullah Muhammed Bakır Sadr’ın literatüründe gündeme gelmemiştir. İmam Humeyni (r.a) ve İmam Hamanei, İslam Cumhuriyetinin hakikatini açıklarken bu kavramı kullanmışlardır. Şehit Sadr bir çok yazısında dini demokrasi kavramının muadilini kullanarak detaylandırmıştır. Şehit Sadr’ın literatüründe bu kavrama karşılık olarak, “İnsanın halifetullah ya da genel hilafet temelinde kendi kaderine hakim olması” ibaresi kullanılmıştır.

Şehit Ayetullah Sadr, İmam Humeyni’nin inkılabi hareketini himaye etme ve İslami yönetimi açıklama gayesiyle, El İslam Yekud’u-l Hayat / İslam; Hayatın Kılavuzu adlı eserini kaleme aldı. Bu eserin üç önemli bölümü, İran İslam Cumhuriyeti anayasasının bir gişiri olarak göz önününde tutuldu. Söz konusu bölümlerde, “insanın hilafeti”, “peygamberlerin hilafeti”, keza “İslami yönetimde gücün kaynakları” başlıklı konular ele alınmıştır. Bu konuların özünden hareketle, Şehit Sadr’ın bakışıyla İslami demokrasi kuramı çıkarsanabilir.

Bu kuramın birinci ayağını, varlık alemine, insan-evren ilişkisine hakim en iyi ilahi düzene dayalı tevhidi bakış teşkil eder. Bu temelde, Şehit Sadr’ın bakışında evren; hedefli, uyumlu, anlamlı, şuur ve idrak üzerine kurulu ve keza sorumluluk getiren bir yapıya sahiptir. Bu kuramın ikinci ayağı, Allah’ın tekvini ve teşrii olarak evren ve insan üzerindeki mutlak hakimiyetidir. Üçüncü ayağı, ilahi sünnetlerin varlık alemi ve insan üzerindeki hakimiyetidir. Varlık aleminin kanuni ve düzenli oluşundan hem inançlar ve değerler alanında hem de fıkıh, hukuk, ahlak, siyasi sistemler, sosyal kanunlar gibi alanlarda, hetta gelecekteki ufukları tanımak için istifade edilebilir.

Şehit Sadr’a göre dini demokrasi kuramının dördüncü ayağı, evreni açıklama ve değiştirme yönünde Allah’ın insana vermiş olduğu kudret, ihtiyar, irade, tedbir ve akıl temelinde beşerin genel olarak sahip olduğu fıtri ve zati kerametidir. Allah, insanı, aklı ile dünyayı hem açıklayabilen hem de değiştirebilen onurlu bir varlık olarak yaratmıştır. İnsan kerameti, onuru ilkesinden hareketle, ‘insanın kendi kaderi üzerindeki hakimiyeti’ adında bir başka ilke daha istimbat edilmiştir. Allah bu hakimiyeti, insanın özgür, muhtar ve mükerrem olması ilkesi temelinde, ona devretmiştir.

Şehit Sadr ve Velayeti Fakih nazariyesi

Dini demokrasi kuramının temel dayanaklarını Şehit Sadr’ın bakışıyla ele aldıktan sonra, şimdi de Velayeti Fakih ilkesini açıklayan İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 56 ve 57 maddelerine bakarak, bu kuramın nasıl yorunlanabileceğini ele alalım. Şehit Sadr’a göre, insanın kendi kaderi üzerindeki hakimiyeti, ilahi hilafet kaydıyla mümkündür ve ilahi hilafet, ilahi hakimiyetin tafviz edilmesi ya da devredilmesi anlamına gelmez.

İnsanın ilahi hilafetinin iki boyutu vardır:

1. İnsanın fıtri kudreti; Allah insana tedbir vermiştir ta ki ona göre toplumsal müdiriyet kabiliyetini elde etsin. İşte bu kabiliyetin elde edilmesi, insanı bir takım haklara dahip kılar. Fıtri özellikler ve özsel istidatlar, insana kendi kaderini belirleme hakkı vermiştir ve Kuran’da, “hilafet” tabiri ile bu yönetme istidadından söz edilmiştir.

Şehit Sadr’ın görüşüne göre insanın hilafeti, istihlaf nazariyesine dayanır. Bu nazariyenin temelinde ise isti’man ya da emanet kavramı vardır. Buna göre, Şehit Sadr’ın düşüncesinde İslami demokrasi kuramının temel dayanaklarından biri, güce, yönetime malik olma gözüyle değil, emanet gözüyle bakmaktır; başka bir deyişle, yönetimin mesuliyetinin kabulü emanet eksenlidir ve bu emanetin de iki kriteri vardır: ilim ve adalet. Batılı demokrasilerin İslami demokrasi ile farkı, emanet, ilim ve adalet eksenli bu istihlaf nazariyesinde yatıyor. Eğer bu üç dayanak olmazsa insanın ilahi ve genel hilafetinin bir anlamı yoktur.

2. İnsanın mesuliyeti; İnsanın, özgürlüğün yanında mesuliyeti de vardır ve tabiat, insanlık ve varlık karşında sorumludur. Bu nedenle, emanete aykırı amel ettiğinde, yaptığı amel yeryüzünde ifsad ve buzgunculuk çıkarmaya takabül eder. Örneğin eğer diğer insanlara zulüm edip kendi mülkü imiş gibi onları yönetirse istihlaf nazariyesine aykırı davranmış olur.

İstihlaf nazariyesinde istibdadın, aristokrasinin ve Batı usülü demokrasinin bir yeri yoktur, çünkü bu nazariye halkın rüşdünü önemsediği gibi onlara sorumluluk da yükler. Genel ilahi hilafet nazariyesinde, iki insanın ilişkisi asla hakim ve mahküm, yöneten ve yönetilen ilişkisi değildir; yöneticiler de diğer insanlar gibidir ve insanları ilahi hilafet konumuna ulaştırmakla görevlidirler. Halk da aynı görevle mükelleftir. Genel ilahi hilafet ve İslami demokrasi, sadece siyasi hilafetle sınırlandırılamaz, siyasi düzenin şekillenemesi dışında, takva temelinde imanlı bir toplumun inşasında, ilmi ve içtimai büyümede, omrani ve ekonomik kalkınmada kendini göstermesi gerekir.

Halkın katılımı, İslami yönetimin altyapısıdır.       

Şehit Sadr’ın görüşünde, halk İslami yönetimde hak sahibidir, sıradan insanlar ve yöneticiler de hahil her kes Allah’a karşı ve genel müşareket hususunda sorumludur. Halkın idari işlerde aktif yer alması, yönetimin temelini oluşturur. Müşavere konusu, toplum işlerinde ilerleme sağlar. İmamet konusu da ilahi hilafet çerçevesinde açıklığa kavuşur.

İslami yönetimde tek yol, gücün kontrol edilmesi, emanet ve takvadır. Buna göre, adaleti riayet eden ve yetkiyi emanet olarak gören kimse, yönetme hakkına sahiptir ve böyle bir kimseye “imam” diyoruz. Şehit Sadr, ilahi hilafet kuramı ve şeriata dayalı Velayeti Fakih nazariyesini savunarak, İslami toplum liderine, “şehid” unvanı ıtlak etmekte ve “şehid”i, toplumun makro hedeflerini takip etme ameliyatının memuru olarak tanımlamıştır.

Şehit Sadr’ın Velayeti Fakihe olan inancı, yüksekti.

Şehit Ayetullah Sadr, Velayeti Fakihi kuvvetle savunduğu için kendi merceiyetinden el çekti ve kendi döneminin veliyi fakihi yani İmam Humeyni’nin (r.a) bir askeri olarak faaliyette bulundu. O, Velayeti Fakih ve İslam Cumhuriyetinin teorisyenidir. Bu çerçevede, Şehit Sadr’ın nazarındaki yönetim biçimi, başkanlık sistemine yakındır. Ancak onun görüşünde cumhurbaşkanı, veliyi fakihin belirlediği adaydır; diğer deyişle, veliyi fakih bir kaç kimseyi halka tanıtır ve halk onlardan birini cumhurbaşkanı olarak seçer. Veliyi fakih adına bir kurum da bu adayları tanıtabilir. Halkın seçiminden sonra da veliyi fakih cumhurbaşkanın atmasını yapar.

Şehit Sadr’ın sunduğu siyasi yapıda, yargı başkanı veliyi fakih tarafından seçilerek atanır. O, yine idari adalet mahkemesine benzeyen “mezalim mahkemesi” diye bir taslak da hazırlamıştır. Keza bu sistemde yetkililer üzerinde hakim olacak bir “ana ceza adliyesi”ni de önermiştir. Şehit Sadr, insanın ilahi olan genel hilafeti kuramına dayanarak anayasa mahkemesinin taslağını bile öngörmüştür.

Çev: Mehmet Gönül

Welayet News

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz