Cumartesi , 20 Ocak 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Haberler » Siyonist stratejide Hicaz İşgalcisi Suud Rejimi’nin konumu
Siyonist stratejide Hicaz İşgalcisi Suud Rejimi’nin konumu

Siyonist stratejide Hicaz İşgalcisi Suud Rejimi’nin konumu

Suudi Arabistan hükümetine yakınlığı ile bilinen emekli Suudi General Envar Aşki, ‘Yediot Ahronot’ gazetesine verdiği demecinde, Riyad ve Suudi Arabistan arasında güvenilir ilişkilerin olduğunu alenen duyurdu. Aşki açıklamasında, “İsrail ve Suudi Arabistan’ın müşterek çıkarları vardır” sözlerini kullandı.

Son on yıl içinde pek çok siyasi gelişmenin yaşandığı Ortadoğu’da, İşgalci İsrail’in başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkeleri tarafından tanınmasına zemin hazırlanırken, Siyonist İsrail, küresel çevresi aracılığıyla varlığını daimi kılmak için çabalıyor.

İsrail’in Filistin’i ilk işgal yıllarında Mısır liderliğindeki bazı Arap ülkeleri işgalin sona ermesi için girişimlerde bulunurken, öte yandan Siyonistlerin küresel dostları başını Amerika’nın çektiği batı ülkelerinin desteği ile işgalci İsrail’in ayaklarını sabitleştirmek için birlikte çalıştı.

60’lı ve 70’li yıllar döneminde İsrail ve Arap ülkeleri arasında yaşanan savaşlara şahit olan bölgede, İsrail varlığı yenilgiye uğratılamasa da, Arap dünyası çapında İsrail’in yok edilmesi çağrıları yükselmeye başladı. Bu çağrı, Siyonistlerin küresel çevresini ve Siyonist destekçisi ülkeleri yeni bir strateji geliştirmeye itti. Yeni stratejinin ilk amacı, Ortadoğu’da askeri güç dengesini İsrail varlığı lehine korumaktı. İkinci amacı ise, İsrail varlığı ve bazı Arap ülkeleri arasında ilişkilerin normalleşmesi için zemin hazırlamak ve bir sonraki aşamada ise, İsrail’in bu ülkeler tarafından resmi olarak tanınması idi.

İsrail varlığı, ilk amacına ulaşabilmek için nükleer silahlar elde etmeye çalıştı. 60’lı yıllarda gizli bir şekilde nükleer bomba yaparak, bu konuda ilk deneyimini gerçekleştiren İsrail, günümüzde de bölgedeki diğer ülkelerin nükleer silahları elde etmesini engellemek için aynı faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor.

Kendisine istediği kararı verme ve istediği ülkeyi engelleme hakkı tanıyan İsrail, bu kapsamda en büyük düşmanı olarak kabul edilen İran’ın, barışçıl nükleer teknolojiye erişmesini engelleme çalışmalarına girişti. Bunun ise tek sebebi vardı, İran’ın gelişmiş nükleer teknolojisi ile nükleer silahlar elde edebileceği korkusu.

Öte yandan İsrail, yasa dışı varlığının Araplar tarafından meşru kabul edilmesi ve tanınması için Arap ülkelerini nasıl kandıracağı konusunda çalışmalara yoğunlaştı. Bu alanda birçok proje sundu, bunların en önemlisi “barış karşılığı toprak” adıyla sunulan Siyonist proje oldu. Bu proje ile, Filistinlilerin 1967’den bu yana işgal altındaki topraklarını ele geçirmek ve Arapların İsrail ile barış imzalayarak Siyonist varlığı tanıması amaçlanıyordu.

İsrail, bu projeye rağmen ılımlı devletler olarak adlandırdığı Arap ülkeleri tarafından resmen tanınma girişimlerinde başarısız oldu.  Arap halklarının, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi fikrini geniş bir çapta reddetmeleri sayesinde İsrail tanınmadı. Diğer taraftan 1979 İran İslam Devrimi zaferi, bölgede yürütülmek istenen Siyo-Amerikan projesi aleyhinde direniş cephesini istikrarlı ve uyum içinde destekliyordu.

1978 yılında Mısır ve İsrail varlığı arasında Camp David anlaşmasının imzalanmasına ve Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin yönetimi ile İsrail arasında yürütülen uzlaşma müzakerelerine rağmen, İsrail varlığı hala aleni bir şekilde Arap dünyası ile ilişkileri normalleştiremedi. Bundan dolayı İsrail varlığı başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkeleri ile birlikte, Siyo-Amerikan projelerine karşı duran İran İslam Cumhuriyetine karşıt bir cephe oluşturmak için gizli ilişkiler kurmaya başladı.

İsrail varlığı, Arap dünyası ile ilişkileri normalleştirmeye zemin hazırlamak için başını yine Suudi Arabistan’ın çektiği bazı Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile ekonomik ilişkiler kurmaya yöneldi. Bunun için 90’lı yıllardan bu yana zor şartlar altında olan Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durumdan istifade etti. Özellikle 2003 Irak işgalinin ardından, bölgede güvenlik sarsıntısı ve siyasi istikrarsızlık ile sonuçlanan bir takım gelişmeler yaşandı. Bu sürecin ardından gelen 2011 yılı Arap Baharı olayları bu istikrarsızlığı arttırdı. İsrail, Batılı ülkeler ve Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi onların bölgesel müttefikleri tarafından desteklenen radikal tekfirci ve terörist grupların ortaya çıkmasının ardından, birçok Arap ülkesinde içinden çıkılması zor karmaşık krizler ortaya çıktı.

2015’in Temmuz ayında Tahran ile 5+1 ülkeleri arasında nükleer anlaşma imzalandı. İran’a barışçıl nükleer teknolojiyi kullanma hakkı tanıyan ve Batı’nın uzun yıllardır uyguladığı İran ambargosunu kaldıran anlaşma İsrail’in işine gelmedi. İsrail, anlaşma şartlarının uygulanmasına engel olmak için elinden gelen tüm yollarla çalışırken, Suudi Arabistan da bu anlaşmanın sonuca ulaşmasına engel olmak için büyük rol oynadı.

Bu arada Suudi Arabistan, İsrail’in en büyük tehlike olduğu ve Filistin’i işgal ederek Kudüs topraklarını gasp ettiği algısını değiştirerek asıl düşmanın İran olduğu vehmini Arapların zihnine yerleştirmek için büyük çaba harcadı.

Suudi Arabistan yönetimi ve İsrail varlığı arasındaki işbirliği siyasi ve güvenlik alanlarına kadar uzandı. Her iki ülkenin temsilcilerinin katıldığı aleni toplantılar düzenlenmeye başlandı. Bu bağlamda, Suudi Arabistan istihbaratı eski başkanı Turki el-Faysal ve Mossad eski başkanı Amos Yadlin, yaklaşık iki yıl önce Brüksel’de aleni olarak görüştüler.

Siyasi gözlemciler, bazı Arap ülkeleri ve İsrail varlığı ile ilişkilerin normalleşmesi girişimlerinde Suudi Arabistan’ın bir köşe taşı konumunda olduğunu vurguluyor. Suudi Arabistan, İsrail ile yakın ilişkiler kurarken, İsrail varlığı ise hala neredeyse her gün Filistinlileri öldürmeye, kutsallarına saldırıya, şehirlerini tahrip etmeye, evlerini yıkmaya ve evlatlarını tutuklamaya devam ediyor.

Suudi Arabistan ise, sadece İsrail ile iş biriliği yapmakla yetinmedi, Siyo-Amerikan projesi kapsamında Ortadoğu’nun birçok ülkesinde ve Kuzey Afrika’da masumları öldüren, fesadı yayan ve kutsalları yıkan tekfirci ve terörist gruplara desteğini arttırdı. İsrail eski savaş bakanı Moşe Yalon bölgede yaşanan krizin, İsrail varlığının ayakta kalması ve varlığının en iyi şartlar ile devamını sağladığını açıkça ifade etmişti.

Suudi Arabistan hükümetine yakınlığı ile bilinen emekli Suudi General Envar Aşki, ‘Yediot Ahronot’ gazetesine verdiği demecinde, Riyad ve Suudi Arabistan arasında güvenilir ilişkilerin olduğunu alenen duyurdu. Aşki açıklamasında, “İsrail ve Suudi Arabistan’ın müşterek çıkarları vardır” sözlerini kullandı. Suudi yetkili, Suudi kralı Selman bin Abdulaziz’in Araplar ve İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin mimarı olacağını vurguladı.

Alwaght

Çev: Merve Soydaş Gök

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz