Pazartesi , 19 Şubat 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Suriye hakkındaki gerçek: Bağımsız bir ülkeye karşı imal edilmiş bir savaş
Suriye hakkındaki gerçek: Bağımsız bir ülkeye karşı imal edilmiş bir savaş

Suriye hakkındaki gerçek: Bağımsız bir ülkeye karşı imal edilmiş bir savaş

Nüfusun yüzde 50 ila 72’lik kısmı, Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelerde yaşamaktadır. Diğer yandan USAID bile Suriye’de 2014 yılında yapılan seçimlere katılım oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu teyit etmiştir.

Dünya halkları Batılı liderlere ve müttefiklerine şunları sormalıdır: Neden bu savaşı uzatıyorsunuz? Neden teröristleri finanse etmeye ve onlara olanak sağlamaya devam ediyorsunuz? Beş yıllık iç savaş yetmedi mi? Suriye hükümetini devirmek bunca acıya ve ölüme gerçekten değer mi?

Nisan ayı sonlarında ABD Başkanı Barack Obama, 250 ABD’li özel harekat askerinin Suriye’ye konuşlandırılmakta olduğunu söyledi. Ülkedeki terörle mücadele çabalarına yardım eden Rus ve İranlı kuvvetlerin aksine, ABD askeri personeli Suriye’ye, uluslararası düzeyde tanınan hükümetin isteklerine aykırı şekilde girdi.

Uluslararası hukuk bakımından Amerika Birleşik Devletleri, egemen bir ülke ve Birleşmiş Milletler üyesi bir devlet olan Suriye’yi istila etmiştir. Ancak bu ilk de değildir: 2013 yılında Arizona Senatörü John Mccain, hükümet karşıtı savaşçılarla görüşmek üzere vizesiz olarak Suriye’ye girmişti.

Resmi olarak karaya ayak basan yeni ABD askerlerinin Daeş’le (IŞİD) savaşma amacıyla gönderildiği söylense de, çok büyük bir ihtimalle bu askerler Pentagon’un uzun zamandır peşinde koştuğu dış politika amaçlarından birini gerçekleştirmeye çalışacaktır: Suriye hükümetini şiddet yoluyla devirmek.

Daeş’in ve öteki aşırıcıların terörizmi yoğunlaşırken ve milyonlarca Suriyeli mülteci haline gelirken, ABD hükümetinin Suriye’deki “rejim değişikliği” operasyonunun ağır maliyetleri sorgulanmalıdır.

Eğitim, sağlık ve ulusal yeniden doğuş

Şimdi Batı’nın dış politikasının hedef aldığı bağımsız ulusalcı Suriye hükümeti, sömürgeciliğe karşı mücadele içinde doğmuştu. Suriye’nin ülkeyi yabancı tahakkümünden – önce Fransız imparatorluğundan, ardından da kukla yöneticilerden – özgürleştirmesi, büyük fedakarlıklarla geçen on yılları gerektirdi. Son birkaç on yıldır Suriye, petrol zengini Ortadoğu bölgesinde güçlü, kendi kendisine yeterli bir ülke olageldi. Aynı zamanda görece barışçıldı.

Ülkenin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Suriye’nin Baasçı liderliği, halkın yaşam standartlarının geliştirilmesi yönünde büyük başarılar kaydetti. Bu zaman zarfı içinde çocuk ölümleri oranı, 1,000 canlı doğumda 132 ölümden 17.9’a kadar büyük bir düşüş kaydetti. Avicenna Tıp Dergisi tarafından yayınlanan bir makaleye göre kamu sağlığına erişimdeki önemli değişimler, Suriye hükümetinin tıp hizmetlerini ülkenin  kırsal bölgelerine götürmesinin sonucu olarak gerçekleşti.

ABD’deki Library of Congress tarafından yayınlanan 1987 tarihli ve Suriye konulu bir ülke çalışması, eğitim alanında elde edilen dev başarıları tanımlıyordu. Suriye tarihinde ilk kez 1980’lerde ülke, “erkek çocukların ilkokula yüzde yüz oranında kaydolması”nı başardı; kız çocukları da yüzde 85 oranında ilkokula kaydoldu. 1981 yılında Suriye’nin yetişkin nüfusunun yüzde 42’si okuma yazma bilmiyordu. Hükümetin yürüttüğü kitlesel bir okuryazarlık kampanyası sonucunda 1991 yılı itibariyle Suriye’de okuma yazma bilmeme hali ortadan kaldırıldı.

Suriye’deki ana siyasi partinin adı “Baas Arap Sosyalist Partisi”dir. Arapça “Baas” kelimesi, tam olarak “yeniden doğuş” veya “diriliş” anlamına gelir. Yaşam standartları bakımından Baas Partisi adının hakkını vermiş, bağımsız, sıkı bir şekilde planlanmış ve düzenlenmiş bir ekonomiye sahip yepyeni bir ülke şekillendirmiştir. Library of Congress’in ülke çalışması, 1980’li yıllarda Suriye’de gerçekleşen dev inşa çalışmalarını “Sulama, elektrik, su, yol yapım projeleri ve sağlık hizmetleri ile eğitimin kırsal alanlara taşınmasına yapılan büyük çaplı harcamalar, refaha katkı yaptı” sözleriyle tanımlamıştır.

Suudi tahakkümü altındaki Yemen’le, Afrika’nın pek çok kısmıyla ve yerkürenin hiçbir zaman ekonomik ve siyasi bağımsızlığını tesis etmemiş başka köşeleriyle karşılaştırıldığında, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başarıları çok çekici görünmektedir. Shell Oil ve öteki Batılı şirketlerin yarım asrı aşkın yatırımlarına rağmen CIA’in hazırladığı Dünya Olgular Metni Nijeryalıların yaklaşık yüzde 60’ının okuma yazma bilmediğini ve barınma ve sağlık haklarına erişimin çok sınırlı olduğunu aktarmaktadır. Aynı metnin bir başka kısmına göre ABD tahakkümü altındaki Guatemala’da, nüfusun yaklaşık yüzde 18’i okuma bilmemekte ve yoksulluk kırsal alanın her yerine yayılmaktadır.

Batılı sömürgecilerin tahakkümle geçen yüzyıllar içinde başaramadığı şeyi bağımsız Suriye hükümeti, Sovyetler Birliği’nin ve öteki anti-emperyalist ülkelerin yardımıyla hızlı bir şekilde başarmıştır. Sovyetler Birliği Suriye’ye, “Suriye’deki bütün ekonomik ve sosyal kalkınmanın belkemiği olarak görülen” Fırat Nehri üzerindeki Tabka barajı için 100 milyon dolarlık kredi sağlamıştı. Ülkenin pek çok kısmına elektrik götüren altyapı projesi için dokuz yüz Sovyet teknisyen çalışmış, baraj aynı zamanda Suriye kırsalında sulama çalışmalarına olanak vermişti.

Daha yakın zamanda Çin, Suriyeli enerji şirketleriyle çok sayıda ortak yatırıma girişti. Jamestown Vakfı’nın hazırladığı bir rapora göre 2007 yılı itibariyle Çin halihazırda, “ülkenin eskiyen petrol ve doğalgaz altyapısını modernize etme” çabalarının parçası olarak Suriye’de “yüz milyonlarca dolarlık” yatırım yapmıştı.

Suriye halkının bu devasa kazanımları, Batılı yorumcuların rutin bir şekilde “Diktatör Esad” anlatısını tekrar ederken yaptığı gibi gözardı edilmemelidir. Her zaman eğitime ve sağlığa erişimi olan insanlar için bu tür kazanımlar önemsiz gibi görünebilir. Fakat milyonlarca Suriyeli için, özellikle de yalnızca birkaç on yıl önce aşırı bir yoksulluk içinde yaşayan kırsal bölgelerin halkı için, kullanım suyuna, eğitime, elektriğe, sağlık hizmetine ve üniversite eğitimine erişim, daha iyi koşullara doğru devasa bir değişimi ifade eder.

ABD dış politikasının odak noktasında bulunan hemen hemen bütün öteki rejimler gibi Suriye de güçlü, ülke içinde kontrol edilen bir ekonomiye sahiptir. Suriye kendisini çevreleyen Körfez otokrasileri gibi bir “uydu devlet” değildir ve çoğu zaman ABD ve İsrail’e meydan okuyarak işlemiştir. Batı’nın bu ülkeye yönelik saldırılarını motive eden şey de, insan hakları hakkındaki fedakar kaygılar değil, budur.

Suriye’nin reforma ihtiyacı var, terörizme değil

2012 yılında Suriye, Arap Baharı esnasında meydana gelen protestolara yanıt olarak yeni bir anayasayı kabul etti. Yeni anayasayla uyumlu bir şekilde, 2014 yılında 14 ülkeden uluslararası gözlemcilerin izlediği, rekabete dayalı bir seçim düzenlendi.

Suriye’yi Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn ve bölge çapındaki ABD çizgisindeki çeşitli rejimlerden ayırt eden bir şey dini özgürlüktür. Suriye’de Sünniler, Hristiyanlar, Aleviler, Dürziler, Yahudiler ve öteki dinsel grupların, inançlarının gereğini özgürce yerine getirmesine izin verilir. Hükümet sekülerdir ve hem Sünni Müslüman çoğunluğun hem de dinsel azınlıkların haklarına saygı gösterir.

Dini özgürlüğe ilave olarak Suriye, iki güçlü Marksist-Leninist partinin varlığını da açıkça tolere etmektedir. Suriye Komünist Partisi ve Suriye Komünist Partisi (Bakdaş) açık olarak, Baas Arap Sosyalist Partisi’ni destekleyen anti-emperyalist koalisyonun parçası olarak faaliyet yürütmektedir. Komünistler Şam’da ve ülkenin başka kısımlarında sendikalara ve topluluk örgütlerine öncülük etmektedir.

Her ne kadar Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Alevi olsa da, eşi Esma, ülkenin çoğunluğu gibi Sünni’dir. Tarihsel olarak Suriye hükümetinin en büyük karşıtları Müslüman Kardeşler destekçileri olmuş, 1982 yılında kanlı bir dönem yaşanmıştır. Başkan Esad, uzun zamandır varolan gerilimleri yatıştırmak umuduyla son yıllarda Sünni cemaate karşı pek çok jest yapmıştır.

2011’de savaşın başlamasından kısa süre sonra Suriye hükümeti Kürt bölgelerine özerklik tanıdı vesiyasi otoriteyi solcu Kürt ulusal örgütlerine aktardı.

Suriye’nin siyasi sisteminin reforma ve modernleşmeye ihtiyaç duyduğu kesin ve Suriye hükümetininBM Büyükelçisi Beşar el-Caferi gibi temsilcileri bunu kabul ediyor. Ancak beş yıldır Suriye çapında kızışarak devam eden iç savaşın reform, demokratikleşme veya modernleşme ile bir ilgisi yok.

BBC 2013 yılında bir “Suriyeli isyancılar rehberi” yayınlamıştı. Bunların arasında yalnızca şimdi dünyayı ürküten kötü şöhretli “İslam Devleti” değil, önceden Suriye El Kaidesi olarak bilinen Nusra Cephesi de bulunuyor. “İslami Cephe”, “İslami Kurtuluş Cephesi” ve “Ahfad el-Resul Tugayları” gibi isimler taşıyan başka örgütler de burada listeleniyor.

Batı medyası Suriye iç savaşını “devrimcilerin” öncülük ettiği bir “demokrasi savaşı” olarak sunsa da, hemen hemen bütün isyancı grupların temel amacı bir Sünni hilafeti kurmaktır – bu gerçekte Sünnilere de uymayan, daha ziyade Suudi Arabistan tarafından bu bölgeyi ideolojik olarak kontrol etmek için kurulmuş olan, yolundan sapmış ve politize bir Sünnilik versiyonudur. Suriyeli “isyancı”ların birleştirici dini perspektifi, Suudi Arabistan’ın uyguladığı ve yaydığı, Vehhabilik olarak bilinen Sünni İslam yorumudur.

Yabancı savaşçılar, kimyasal silahlar ve çocuk askerler

Çok sayıda isyancı Suriyeli değildir. Ortadoğu genelinden yoksullaşmış insanlar, Suriye hükümetine karşı savaşmak üzere istihdam edilmektedir. Bahreyn’deki merkezlerde bu kişiler öldürme eğitimi almakta ve Suriye’ye gönderilmektedir.

Terörist eğitme merkezleri ABD çizgisindeki pek çok başka Körfez devletinde de mevcuttur. Suriye hükümetini devirmeye çalışan Vehhabi isyancıların saflarında, Filipinler ve Malezya gibi uzak yerlerden gelen yabancı savaşçılar görülebilmektedir.

Suriye’ye şiddet yanlısı isyancıların akması tesadüfi değildir. Bu akış, doğrudan doğruya ABD ve müttefikleri tarafından kolaylaştırılmaktadır. CIA, hükümet karşıtı savaşçılar için kurulmuş olanÜrdün’deki eğitim kamplarına milyarlarca dolar harcamıştır.

ABD’nin müttefiki Türkiye ve Suudi Arabistan rejimleri, El Kaide bağlantılı olan ve şimdiden Suriye’de on binlerce masum insanı öldürmüş olan Nusra Cephesi’ni açıkça desteklemektedir. Ayrıca Gen. David Petraeus ABD’ye bu çabalara katılması için ve Nusra Cephesi’ne doğrudan silah göndermeye başlaması için çağrı yapmıştır.

İsrail hükümeti de Vehhabi aşırıcılara işgal altındaki Golan Tepeleri’nde sağlık hizmeti sunmak yoluyla yardım etmiştir. İsrail ayrıca Suriye hükümetinin müttefiklerini hava saldırılarıyla hedef almıştır.

Batı medyası Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığı suçlamalarını vurgularken, Birleşmiş Milletler’den Carla Del Ponte dış destekli isyancıların uzun zamandır sarin sinir gazı ve başka kimyasal silahlar kullandığını teyit etmiştir.

İsyancılar Suriye’de hayatı katlanılmaz kılarken, fidye için insan kaçırıp okulları ve hastaneleri bombalarken, insanlara işkence yaparken ve kafa keserken, bunu saflarındaki binlerce çocuk askerle yapıyorlar. UNICEF‘e göre Arap dünyasının her yerinen yoksul çocuklar, Suriye hükümetini şiddet yoluyla devirme amacıyla çalışmak üzere isyancılara dahil edilmiştir.

Nüfusun yüzde 50 ila 72’lik kısmı, Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelerde yaşamaktadır. Diğer yandan USAID bile Suriye’de 2014 yılında yapılan seçimlere katılım oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu teyit etmiştir.

Nüfusun içindeki bir azınlık tarafından desteklenen ve Batılı güçler ile müttfikleri tarafından silahlandırılan yabancı savaşçı ve aşırıcı toplulukları Suriye hükümetini devirmeye kendini adamış olsa da, Suriye halkının onlarla aynı fikirde olmadığı açıktır. Beş yıllık bir saldırı sonrasında Suriye hükümetinin hala yerinde durması, ülkenin kendini bağımsızlığını korumaya adadığının bir göstergesidir. Time dergisi ve başka ana akım medya kuruluşları bile, Beşar Esad’ın devrilmesinin muhtemel olmadığını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Savaş nasıl bitebilir?

Yabancı savaşçılar Suriye’ye akın ettikçe beş yıl içinde yüz binlerce insan hayatını kaybetti ve Batı medyası çatışma nedeniyle Suriye hükümetini suçlamaya devam ediyor. Ancak eğer aşırıcılara sağlanan dış destek olmasaydı, bu savaş çok kısa bir savaş olurdu.

Merkezi planlamalı ekonomiye sahip bağımsız bir ülke olarak Suriye, dünyaya örnek teşkil ediyor. Neo-liberalizm ve Batı tahakkümü olmadan yaşam koşullarını geliştirmenin ve bağımsız yaşamanın mümkün olduğunu göstermiştir. Suriye hükümeti Filistin halkına ve onların İsrail’e karşı direnişlerine yardım etmek için dev fedakarlıklar yapmıştır ve bu, Suriye’nin ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terörizm destekçisi devletler listesine dahil edilmesine katkı yapan bir faktör olmuştur. Suriye, Rusya’yla ve İran İslam Cumhuriyeti’yle yakın ekonomik ilişkilere sahiptir.

Suriye’deki savaş ülke içi bir çatışma değildir. Suriye’ye İsrail, ABD ve öteki Batılı kapitalist güçler tarafından dayatılan bir savaştır. Vehhabi aşırıcılığı dünya çapında savunan ve yayan baş aktör, ABD’nin uydu devleti olan Suudi Arabistan krallığı olmuştur. Suriye’yle sınırı olan ABD müttefiki ülkeler Türkiye ve Ürdün, sınırlarını silahlar, beslemeler ve paralar Daeş’in ve öteki hükümet karşıtı teröristlerin eline geçmeye devam edebilecek şekilde açık tutmaktadırlar.

Bu savaşta en az 470 bin kişi öldü, milyonlarcası da mülteci olmak zorunda kaldı, ancak Batılı liderler ve müttefikleri kampanyalarına son vermiyorlar. “Esad gitmeli” çılgın korosu, küçük, ülke içi bir başkaldırıyı tam kapsamlı bir insani krize dönüştürdü. Savaşın 2011’deki demokratik reform çağrılarıyla ve barışçıl protestolarla bir ilgisi bulunmuyor.

Daeş şimdi bütün dünyayı tehdit ederken, Wall Street’in “insan hakları” propagandasıyla savunulan rejim değişikliği operasyonunun sonuçları çok daha aşırı hale geliyor. Suriye hükümeti ise, Hristiyanlardan, komünistlerden, İslami devrimcilerden ve istikrarı sağlayıp tekfirci terörizmi yenilgiye uğratmak için savaşan öteki güçlerden oluşan bir koalisyonu arkasında topluyor.

Suriye için yegane barış planı, ABD, Fransa, Britanya, Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve öteki güçlerin neo-liberal haçlı seferlerine son vermeleridir. Uluslararası düzeyde tanınan ve kısa süre önce yeniden seçilen Suriye hükümeti, yabancı müdahalesinin sona ermesi durumunda, isyancıları kolaylıkla yenilgiye uğratabilir.

ABD medyası insani krizden yakınırken, bir biçimde Suriye hükümetini ve başkanını suçlarken ve ABD askeri güçlerini doğrudan ülkeye gönderirken, dünya halkları Batılı liderlere ve müttefiklerine şunları sormalıdır: Neden bu savaşı uzatıyorsunuz? Neden Suriye’yi kendi haline bırakamıyorsunuz? Neden teröristleri finanse etmeye ve onlara olanak sağlamaya devam ediyorsunuz? Beş yıllık iç savaş yetmedi mi? Suriye hükümetini devirmek bunca acıya ve ölüme gerçekten değer mi?

Caleb T. Maupin

Mint Press / Global Research

www.medyasafak.net

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz