Cuma , 15 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Suriye’nin yıkımı ve Batı’nın ahlaksız medyası
Suriye’nin yıkımı ve Batı’nın ahlaksız medyası

Suriye’nin yıkımı ve Batı’nın ahlaksız medyası

 

Peter Koenig

Global Research / The 4th Media

Bugüne kadar beş milyon Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Başta Lübnan, Irak, Mısır ve Türkiye olmak üzere Ortadoğu’nun dört bir yanına dağılmış durumdalar şimdi. Bunların bir bölümü Avrupa, Kanada ve Şili kadar uzağa bile gitti.

 

Bir ülke buna daha fazla ne kadar dayanabilir?

 

Ve dünyanın geri kalanı bu cehennemi daha ne zamana dek oturup izleyebilir sadece?

 

Bunun cevabı açıktır: dünyanın geri kalanı ne olup bittiğini bilmiyor, anlamıyor! Batılı kitlesel medyanın propagandası ve endoktrinasyon kurumları o kadar güçlü, o kadar profesyonel ki tüm dünyadaki insanların çoğuna Suriye hakkındaki her şey çok bulanık ve inanılmaz derecede karışık gözüküyor. Başkan Esad her gün şeytanlaştırılıyor.

 

Kahramanca bir direnişe “rejimin vahşi eylemleri” deniliyor, Batı yanlısı terör grupları ise “ılımlı muhalefet” olarak tanımlanıyor.

 

Bu benim güzel arkadaşım Andre Vltchek’in son makalesi “Suriye’nin Batı Emperyalizmi Karşısındaki Kahramanca Savaşı”nda yazdığı şeyin ta kendisi. (Makalenin çevirisi için bkz. http://medyasafak.net/haber/2127/andre-vltchek–suriye-nin-bati-emperyalizmine-karsi-kahramanca-savasi)  Bu aslında durumu tam anlatmıyor bile. Avrupa’da yaşayıp da her gün her saat, haftalarca ve bitimsiz olarak korkunç bir sefil yalanlar salvosuna maruz kalmaya tahammül etmek çok zor.

 

Avrupa, başka bir ifadeyle Batı, yalanlar, kâr ve daha fazla kazanç ve şahsi konfor susuzluğuyla, benmerkezcilik ve erkek ve kız kardeşlerine hürmetsizlikle dolu kalplerle istila olmuş durumda. Yeryüzünde, cinayet ve dehşet yaratmada hocaların hocası olan ABD’ye eşit başka bir güç yok.

 

Avrupa, yüzlerce yıllık sömürgecilik geçmişiyle bu soysuz sıfatların elebaşıydı fakat artık hiç kimsede şüphe kalmadı ve perdeler ortadan kalktı. Artık zerre utanç da duyulmuyor.

 

Gelin bununla yüzleşelim, Batı dünyasına hâkim olan 6 tane Anglo-Siyonist medya devi propagandaya milyarlarca dolar harcayabiliyor. Para sorun değil. Parayı ağaçtan topluyorlar. Savaş için para bulmak da zor değil, onu da kolayca sağlayabiliyorlar. Dolar üretim makineleri, yani Amerikan özel bankacılık sistemi bolca para sağlıyor onlar için.

 

Bugün ABD’de üretilen tüm paranın %97’si borç şeklinde, çoğu da Wall Street tarafından olmak üzere özel bankalar tarafından üretiliyor. Ve tüm yeryüzündeki finansal üçkâğıtçılığın sembolü ve hülasası ise Goldman Sachs şirketi.

 

İşte bu aynı Goldman Sachs Avrupa Merkez Bankası aracılığıyla -ki başında eski bir GS müdürü bulunuyor- Avrupa Birliği’nin finansal ve parasal politikasını belirliyor.

 

Dolayısıyla Amerikan borcunu kendi rezerv kasalarındaki hazine bonoları olarak satın alan dünyanın geri kalanı ise gerçekte tüm savaşları finanse etmiş oluyor ve Suriye, Rusya, Çin, İran ve Venezüella gibi boyunduruğa gelmeyen ulusları -ve bu liste her gün büyüyor çünkü insanlar direniyorlar-yağmalıyorlar.

 

Propagandanın çoğu bu dolar temelli gazino entrikası tarafından rehin alınan aynı uluslara yöneltiliyor. Buna küçük bir açıklama daha ekleyelim: Bunların tamamı Rockefeller ailesi ile uyumlu olarak Rothshild çetesi ve bu dünyanın tekelleri tarafından kontrol ediliyor, FED (Amerikan Merkez Bankası) de bunlardan biri.

 

Suriye’nin kavgası gerçekten de kahramanca. Çoğu kadın ve çocuk olan yüzbinlerce insanını toprağa verirken -ki bu çocuklar ülkelerini yeniden inşa edecek olan çocuklardı- gururla ve kendinden emin bir şekilde duruyor.

 

Fakat onlar bu dünyadan göçtüler. NATO, CIA ve onların Ortadoğu’daki vassal müttefikleri tarafından teröristlere sağlanan misket bombaları, fosfor yüklü füzeler ve zehirli sarin gazıyla feci bir şekilde ve acılar içinde katledildiler.

 

Diğerleri de evlerinden kaçmak zorunda kaldı, ülkeleriyse kıtlık, hastalık, ayrımcılık ve şiddetin doğurduğu en korkunç şartlara maruz bırakıldı.

 

Fakat Batılı kitlesel haber medyası, kendi kamuoyunu tüm bu durumun hala halkının yaklaşık %80’inin desteğini alan Beşar Esad’ın işi olduğuna inandırarak beyin yıkıyor.

 

Daha önce söylendi fakat tekrar söylenmeli, bizler 3. Dünya Savaşı’nın ortasındayız fakat bir numaralı diplomatik satranç stratejisti Vladimir Putin sayesinde şimdiye kadar nükleer bir savaşa girmekten kurtulduk.

 

Suriye, Batı’nın sadece öldürmek değil, ölümden önce de korkunç acılara yol açmak amacıyla icat ettiği dehşet verici silahları karşısında mücadele ediyor. Bu silahlar, bir gün barış geri dönse bile insanların normal hayatlar sürmelerine kuşaklar boyunca engel olacak, sakatlıklara ve doğum kusurlarına yol açacak.

 

Irak’taki Felluce bunun bir örneğidir. Eğer yakında Suriye ve Rusya orduları tarafından özgürlüğüne kavuşturulmazsa Halep de böylesi korkunç bir mirasın başka örneği olabilir.

 

İnsan savaş kurbanlarının fotoğraflarını ya da gerçek sahneleri görüp, Suriye ve Ortadoğu’da işlenen barbarlığa ve Batı’nın buna her gün eşlik eden daimi yalan-propaganda gürültüsüne tanık olduğunda, artık geriye Batı’nın insan olmaktan vazgeçtiği yargısına varmaktan başka bir seçenek kalmıyor.

 

Bu süreç Batı’nın ve onun Yahudi-Hristiyan dinlerinin kolonyal sömürgeciliği, kitlesel katliamları, köleleştirme ve tüm dünyanın tam anlamıyla işkenceden geçirilmesi tarafından yüzlerce yıl önce başladı.

 

Sadece Fransa ve İspanya’nın Katolik kralları tarafından icat edilen su tahtası ve diğer şeytani işkence türlerini, 12. yüzyılda başlayıp neredeyse 800 yıl devam eden meşum engizisyonu düşünün.

 

Bunların iğrenç işkence metotları bizim Batılı modern özel kuvvetlerimiz ve CIA, MI6, Mossad ve İmparatorluğa -ki gayriinsani Avrupa neslinin torunları olmaktan başkası ve ondan azı değildir- hizmet eden tüm gizli servislerce derhal iktibas edildi.

 

Suriye gerçekte ölmekte olan hasta, fakat yapay bir kalple -yani habis bir dolar basma makinesiyle- canlı tutulan tüm bir Batı kültürüyle karşı karşıya. Bu kalp ancak Piramit ya da saadet zinciri tarzı para sistemiyle hayatta kalabilir.

 

Bütün bu dehşeti gören bizler ayağa kalkmalı ve insanları zombice bir beyni yıkanmışlık durumundan uyandırmak ve hepimizin dünyaya beraberimizde getirdiğimiz vicdan kıvılcımını ateşlemek için çığlık atmalıyız. Bunu başarabilecek miyiz?

 

Hesap hatası yapmayın, Washington hiçbir zaman bırakıp gitmeyecek, kendi başına hiçbir zaman. Onların hedefi dünya hâkimiyetidir; yani sadece kendilerine faydası olan PNAC, “Yeni Amerikan Yüzyılı Planı”. Ve bu amaçlarına ulaşmak için Suriye’nin düşüşünü çok önceden, daha 1990’ların başında planlamışlardı.

 

“Rejim Değiştirilmesi” amansızca takip ediliyor, bunun için Wesley Clark’ın Kaliforniya Commonwealth Club’da 3 Ekim 2007’de yaptığı konuşmaya bakın: “5 yılda 7 ülke çökmeli”:

 

 

Suriye’nin balkanizasyonu ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaygınlaşacak sonsuz kaos hedefinin yanında Bay Esad’ın gitmesini istemelerinin temel nedenlerinden biri de Amerikan petrol devlerinin Suriye ve Katar’dan geçmesini istedikleri uğursuz Katar gazı boru hattıdır. Bay Esad buna 2000’de hayır demişti, 2007’de ise daha kesin bir dille bunu reddetti.

 

İşte o tarih CIA’nın, 2011’de Suriye’de yeni bir “Arap Baharı”nı ve şimdi de yine başka bir cüretli yalan olarak, örtmeceli bir şekilde iç savaş denilen süreci başlatan terör gruplarını seferber edip eğitmeye başladığı tarihti.

 

Bu, Washington ve NATO ile birlikte ve onun Avrupalı ve Ortadoğulu vassal müttefiklerince ve sıra neferleri ve dolgun ücretli paralı askerleri Batılılarca toplanıp hizmete alınan terör orduları tarafından yürütülen tam anlamıyla bir savaştır.

 

Bu boru hattı Rusya’nın Avrupa’daki gaz pazarını karıştırmak ve daha da önemlisi doların hegemonyasını koruma amacına dönüktü. Bu durum trilyonlarca yeni borç dolarını tekrar basmayı haklı gösterecek ve doların hükümranlığını biraz daha uzatacaktı.

 

Alternatif boru hattı İran-Irak-Suriye üzerinden Avrupa’ya varacaktı ve İran, Rusya ve Suriye tarafından ve gizlice de olsa geleceğin Avrupalı müşterilerin çoğunluğunca destekleniyordu. Zira bu Avrupalı ülkeler bu sayede Batılı dolar sisteminin boyunduruğundan özgürleşeceklerdi.

 

Rusya, Çin ve Şangay İşbirliği Örgütü ittifakı yıllar önce petrol ve gaz ticareti de dahil olmak üzere tüm alışverişlerinde kendi para birimlerini kullanmak suretiyle doların idaresinden kendilerini kurtarmıştı.

 

Canavarı yenmenin tek yolu kanlı çizmelerinin altındaki halıyı, yani para sistemini çekmektir. Bu hâlihazırda aşamalı olarak gerçekleşmektedir ve bizim düşündüğümüzden hızlı bir şekilde gerçekleşiyor olması da muhtemeldir.

 

Washington tarafından 2007 ve 2008’de yapay olarak başlatılan kriz -Obama, Merkel, May and Co.’nun iplerini elinde tutan gizli elitin kaymak tabakasının emirleriyle- bir türlü bitmek bilmiyor, çünkü bununla amaçlanan doların ve onun yan ürünü avronun üstünlüğünü Armageddon’a kadar uzatmaktır. Fakat biz, insanlar, bu korkunç sona varılmasına engel olabiliriz.

 

Dünya bu gerçeğe kör kaldıkça ve uzmanları da “krizin” ayrıntılarını ve bundan kimi suçlamaları gerektiğini tartışmaya devam ettikçe (gerçek suçlular açık bir şekilde bu parasal sistemi kontrol eden “görünmez elitler” iken) ya da politikacılar ışığı görmenin sonuçlarından korktukları sürece, hegemon daha da ilerleyecek ve ahtapot gibi aşamalı fakat düzenli bir şekilde dünyayı kuşatacak ve tüm iç ve dış yaşam özünü emecektir. Hâlihazırda gerçekleşen budur.

 

NATO’nun Moskova’nın hemen kapı eşiğinde yaptığı saldırılarına, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki egemenliğine yapılan saçma ve hayli yüksek bir propaganda içeren Amerikan tehditlerine bir bakın! Bunlar Washington’un yeryüzünde hiçbir şey için müzakere yürütmeyeceğinin açık işaretleridir; ne Suriye’de bir ateşkes, ne silah yapımında kullanılan plütonyumun azaltılması, ne de Ukrayna Donbass’daki çatışmanın durdurulması için.

 

Yapılan tüm diplomatik girişimler sefil bir başarısızlıkla sonuçlanıyor ve bunlar BM’de, tüm Batı medyasındaki ithamların ve iftiraların eşlik ettiği sözlü hakaretlerle karşılanıyor.

 

Suriye, Washington’un Tam Anlamıyla Dünya Hâkimiyeti için -PNAC’de açık bir şekilde dillendirilen hedef- bir atlama taşı olarak değerlendiriliyor.

 

Fakat Suriye bir taş değil, hele sıçrama taşı hiç değil. Suriye sert bir kayadır. Suriye; Rusya, İran ve Çin ile birlikte dünyanın hayal edebileceği en güçlü ittifaka sahiptir. Bu Barış İttifakı, ABD-NATO-Brüksel’in yıkım ve öldürmeye dayalı şeytani terör ittifakı karşısında en sonunda muzaffer olacaktır.

 

 

Peter Koenig bir ekonomist ve su kaynakları – çevre uzmanıdır. Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü ve İsveç Kalkınma İşbirliği’nde; Afrika, Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da, Doğu ve Güney Doğu Asya’da ve Latin Amerika’da 30 yıldan fazla çalıştı. Koenig ayrıca Global Research, Information Clearing House, Russia Today, Press TV, Sputnik, TeleSUR ve Çin merkezli The 4th Media’da jeopolitik analist olarak görev yapıyor. Kendisi “İçpatlama – Savaş Hakkında Ekonomik Bir Macera Romanı” (Implosion – An Economic Thriller about War) ve “Çevresel Tahrip ve Tekelleşmiş Hırs” (Environmental Destruction and Corporate Greed) (Dünya Ticaret Örgütü’ndeki 30 yıllık tecrübesinden esinlenen bir roman) eserlerinin yazarıdır. Peter Koenig ayrıca “Dünya Düzeni ve Devrim / Direnişten Makaleler” (The World Order and Revolution! – Essays from the Resistance) kitabının da yazarlarından biridir.

 

Çev: Ozan K. Sarıalioğlu

medyasafak

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz