Salı , 26 Eylül 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Suudi-İsrail ittifakı
Suudi-İsrail ittifakı

Suudi-İsrail ittifakı

Hem Suudi Arabistan’ın sahibi olan Suud ailesi, hem de İsrail hükümetini kontrol eden İsrail aristokrasisi, duydukları ortak İran nefreti konusunda saplantılıdır. (Bu nefretin kökenleri ve sebepleri, Suud ailesinde İsrail’de olduğundan oldukça farklıdır ancak nefretlerin hedefi aynıdır: Şiiler. Bu ortak saplantı, onları birleştirmek için yeterlidir.)

Eric Zuesse

Global Research

ABD hükümetinin iki müttefikinin birbirinin müttefiki değil düşmanı olduğu düşünülür, ancak “haber” medyasının bakışından uzaklaşıldığı zaman, gerçekte onların birbirleriyle olan gizli bir fiili ittifak yoluyla ABD’nin dış politikasının önemli, hatta belki de büyük bir kısmını kontrol etmek üzere birlikte çalıştıkları görülür – İran, Rusya, Suriye, İsrail, Filistinliler, Irak, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Türkiye konusunda ve pek çok başka yerle ilgili olarak da bu böyledir. ABD’nin dış politikasını geniş ölçüde belirleyen ve birbiriyle gizli bir ittifak içinde olan iki kesim, Suud hanedanı ile İsrail hükümetidir.  

Suudi Arabistan köktenci Sünni bir diktatörlük olup, burada Suudi kraliyet ailesi, dünyanın en büyük petrol şirketi olan ulusal petrol şirketi de dâhil olmak üzere ülkenin bilfiil sahibidir ve bu ülkede Şii nüfus, yönetici hanedanın atanmış kralının canı istediği zaman, bombalanıp küçük parçalara ayrılmaktadır. Yakın zamanda da bu oldu, ancak ABD medyası haber bile yapmadı çünkü “Suudi Arabistan Amerika Birleşik Devletleri’nin bir müttefiki.”

İsrail, resmi olarak Filistinli olanlara (o topraklarda doğmuş, Yahudi olmayan yerli Araplara) karşı resmi olarak Yahudi olanların ırk ayrımı rejimi olup Amerikan milyarderleri adına yönetilmektedir. Bunlardan bazıları Yahudi bile olmayan aşırı sağcı milyarderlerdir (içlerinden bazıları, kendi seçili ırkçılık biçimlerini desteklemelerine rağmen bile kendilerini liberal olarak tanımlamaktadır). Bu milyarderler (dinlerinden bağımsız olarak) “haber” medyasının ve yalnızca İsrail’de değil, aynı zamanda Amerika’da da başarılı politikacıların çoğunun patronudur. İçlerinden bazıları çifte vatandaştır, yani aynı anda her iki ülkenin de vatandaşıdır – ki buna hiçbir yerde izin bile verilmemesi gerekir, çünkü bu tanımı itibariyle bağlılıkların bölünmesi demektir ve bu da böyle bir kişiyi yabancı bir unsur haline getirmektedir; böyle bir kişinin öteki vatandaşlığını iptal etmeyi reddetmesi de düşmanca bir eylem olarak kabul edilmelidir. Her ülke kendi meşru ulusal-güvenlik kaygılarına sahiptir – özellikle de bir çifte vatandaş bir milyarder olduğu zaman ve sıradan bir vatandaştan çok daha güçlü olduğu zaman: milyarder, seçtiği herhangi bir siyasi özne için kendi lehine basın yayınlarını satın alabilir.

Suud hanedanı ve İsrail hükümeti birbirinin derin müttefikleridir ve bunun başlıca nedeni, her ikisinin de amacının Şii İran ülkesini ve Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerdeki Şii Müslümanları ele geçirmek veya yok etmek olmasıdır.

Suud hanedanı ile İsrail hükümeti arasındaki ittifak, İran’a yönelik ve Suriye gibi bir İran müttefikine yönelik, hatta Rusya (Suriye’nin müttefiki) gibi, İran’ın müttefikinin müttefiki olan ülkelere yönelikABD dış politikasının şekillendirilmesinde muazzam bir etkiye sahiptir. ABD’nin bu ülkelerin çevresi içinde yer alan ülkelerin müttefikleri ve düşmanlarına yönelik politikaları da daha sınırlı bir ölçekte olsa da etkilenmektedir; örneğin Pakistan Suudi Arabistan’la oldukça sıkı müttefiktir, komşusu ve giderek artan ölçüde Hindu köktenciliğinin hâkim olduğu Hindistan’da ise, “eğitimli, varlıkı/kültürlü Hindular kolayca İslamofobiye kurban gitmektedir” ve sonuç olarak “Müslümansız bir Hindistan için iç savaş” giderek yaklaşmaktadır. Öyle ki, bugün Pakistan ve Hindistan arasındaki gerilimler iki taraf arasında bir savaş üretmese bile Hindistan Şii İran’a daha yakın hale gelebilir, zira Hindistan Müslümanlarının çoğu Sünni’dir ve bu yüzden Suudi müttefiki Pakistan’a yakın olabilmektedir; bu ülkede ise görece az sayıdaki (Pew tahminlerine göre Pakistan Müslümanlarının sadece %6’sını oluşturan) Şiiler yaygın bir şekilde, doğrudan hükümetin gerçekleştirdiği veya hükümetin izin verdiği baskıdan yakınmaktadır. (Bazı kaynaklarda bu oranın %20 civarında olduğu da iddia edilmektedir, Medya Şafak). Bu yüzden Müslümanlar arası Sünni-Şii rekabeti yalnızca Rusya-ABD arasındaki gerilimleri değil, aynı zamanda Hindistan-Pakistan arasındaki gerilimleri de arttırmıştır. Bu sebeple de, Suudi Arabistan’ın 1744 yılında Suud ailesi ile Vehhabi din adamları arasındaki, Şii İslam’ı ortadan kaldırmayı amaçlayan sonsuz bir paktla kurulmasından bu yana bu saldırgan niyet varlığını korumaktadır ve bu niyet bugün açıkça, İslam dünyasının dışına dahi yayılmakta, bu yüzden de büyük güç ilişkilerini, özellikle de ABD ve Rusya arasındaki ilişkileri etkilemektedir.

Hem Suudi Arabistan’ın sahibi olan Suud ailesi, hem de İsrail hükümetini kontrol eden İsrail aristokrasisi, duydukları ortak İran nefreti konusunda saplantılıdır. (Bu nefretin kökenleri ve sebepleri, Suud ailesinde İsrail’de olduğundan oldukça farklıdır ancak nefretlerin hedefi aynıdır: Şiiler. Bu ortak saplantı, onları birleştirmek için yeterlidir.)

Suud ailesinin ABD federal hükümetini kontrol etmekte kullandığı temel bir aracı vardır, o da İran’ı zayıflatmak ve yapabiliyorsa yok etmek üzere mümkün olan her şeyi yapması için ABD hükümetini kontrol eden, müttefiki İsrail hükümetidir. Avrupa ülkeleri şiddetli biçimde İran karşıtı değilse de ABD hükümeti öyledir ve bunun büyük bir nedeni İsrail’in ABD Kongresi üzerindeki ve Amerikan “haber” medyasının çoğu üzerindeki kontrolüdür.

İsrail hükümetinin ABD hükümeti üzerindeki kontrolü pek çok biçimde, yeterli miktarda gösterilmiştir.

1967 yılında İsrail, USS Liberty gemisine sebepsiz bir şekilde saldırdı ve 34 gemicimizi öldürüp 172’sini yaraladı. Burada, bazı kısımları kalın harflerle vurguladığım metin, bu konuda yapılan ve uzun süre saklı tutulan resmi soruşturmadan bir alıntıdır:

***

https://www.congress.gov/crec/2004/10/11/CREC-2004-10-11-pt1-PgE1886-3.pdf

USS ‘‘LIBERTY”YE YÖNELİK İSRAİL SALDIRISINA İLİŞKİN BAĞIMSIZ SORUŞTURMA KOMİSYONUNUN BULGULARI

1. 8 Haziran 1967 tarihinde, sekiz saatlik hava gözetiminin ardından İsrail, dünyanın en sofistike istihbarat gemisi olan USS Liberty’ye yönelik iki saat süren bir hava ve deniz saldırısı başlatmış, saldırı Amerikalı görevlilerden 34’ünün ölümüne, 172’sinin yaralanmasına yol açmıştır (294 kişilik mürettebat içinde ölü ve yaralı oranı yüzde yetmiştir).

2. İsrail hava saldırısı yaklaşık 25 dakika sürmüş, bu süre zarfında işaretsiz İsrail uçağı Liberty’nin köprüsüne napalm kutuları atmış ve gemimize 30mm top ve roketler fırlatmış, gemide 821 delik açmış ve bunlardan 100’den fazlası roket büyüklüğünde olmuştur. Kurtulanlar, gemi üzerinde gerçekleşen 30 veya daha fazla sortinin, beş Amerikan acil yardım radyo kanalını tamamını kesen saldırı halindeki en az 12 İsrail uçağı tarafından yapıldığı değerlendirmesini yapmaktadır.

3. Hücumbot saldırısında yalnızca torpiller atılmamış, aynı zamanda Liberty’nin gemiyi ve mürettebatı kurtarmaya çalışan itfaiyeci ve sedyecilerine makineli tüfekle ateş açılmış; İsrail hücumbotları daha sonra Liberty’nin, hayatta kalanlar tarafından en ciddi şekilde yaralananları kurtarmak üzere suya indirilen cankurtaran sallarından üçüne makineli tüfekle ateş açmıştır. 

4. İsrail saldırısının bir Amerikan gemisini imha etme ve bütün mürettebatını öldürme yönünde kasıtlı bir girişim olduğuna dair ikna edici deliller mevcuttur; bu niyete dair kanıtlar, Dışişleri Bakanı Dean Rusk, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı George Ball, eski CIA direktörü Richard Helms, eski NSA direktörleri, Korgeneral William Odom (Em.), Deniz Kuvvetleri’nden Amiral Bobby Ray Inman, (Em.) ve Marshal Carter; eski NSA direktör yardımcısı Oliver Kirby ve Tümgeneral John Morrison, (Em.) ve 1967’de ABD’nin Lübnan Büyükelçisi olan Emekli Büyükelçi Dwight Porter tarafından yapılan açıklamalarla desteklenmektedir.

5. İsrail, USS Liberty gemisine saldırarak Amerikalı personele karşı cinayet ve Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı savaş suçu işlemiştir.

6. İsrail’le çatışma korkusuyla Beyaz Saray, ABD Deniz Kuvvetleri’nin Liberty’nin savunmasına gelmesine kasten mani olmuş, bu amaçla gemi saldırı altındayken Altıncı Filo askeri kurtarma desteğini geri çağırmıştır. Yardım uçağının geri çağrılmasına dair kanıtlar, USS Saratoga uçak taşıyıcısının komutan subayı Kaptan Joe Tully ve Altıncı Filo uçak taşıyıcı bölüğü komutanı Tümamiral Lawrence Geis’in ifadeleri tarafından desteklenmektedir.  Amerikan denizcilik tarihinde daha önce hiçbir zaman bir Amerikan gemisi saldırı altındayken bir kurtarma misyonu iptal edilmemiştir.

7. Her ne kadar Liberty, geminin kaptanı William L. McGonagle (MOH) ve cesur mürettebatının kahramanca çabalarıyla kesin gibi görünen imhadan kurtulmuşsa da, hayatta kalan mürettebat üyeleri daha sonra gerçeği ifşa etmeleri halinde “askeri mahkemede yargılanma, hapse girme veya daha kötüsü”yle tehdit edilmiş ve kendi hükümetleri tarafından yüzüstü bırakılmıştır.

8. İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’ndeki güçlü destekçilerinin etkisi nedeniyle, Beyaz Saray bu saldırıyla ilgili gerçekleri Amerikan halkından kasıtlı olarak saklamıştır.

9. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki İsrail yanlısı lobinin devam eden baskıları nedeniyle bu saldırı halen, Kongre tarafından hiçbir zaman düzgün bir şekilde araştırılmayan tek ciddi deniz olayıdır; bugüne kadar, hayatta kalan hiçbir mürettebat üyesinin saldırı hakkında resmen ve kamuoyu önünde tanıklık yapmasına izin verilmemiştir.

10. Amerikan denizcilik tarihinde eşi görülmemiş bir resmi örtme gerçekleşmiştir.

www.medyasafak.net

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz