Salı , 12 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Şehitler » Hüseyin Beheşti » Tek Başına Bir Ümmet: Beheşti‏
Tek Başına Bir Ümmet: Beheşti‏

Tek Başına Bir Ümmet: Beheşti‏

53 yıl süren kısa ömründe bir kişinin tek başına yapmasının mümkün olmadığı nice işlere imza atan bir şahsiyet…

Ey mutmain olmuş Nefs ! Dön Rabbine, ondan râzı olarak ve rızâsını kazanmış bulunarak. (Fecr/ 27-28)

Tarihte nice büyük şahsiyetler toplumları aydınlatmış, çağına ve sonrasına ışık tutmuştur. Bu büyük şahsiyetlerin en büyüklerinden biri de Şehid Beheşti’dir. 53 yıl süren kısa ömründe bir kişinin tek başına yapmasının mümkün olmadığı nice işlere imza atan bir şahsiyettir O . Elbette ki bizler ne o yüce insanı tam manası ile anlayabiliriz ne de hak ettiği ölçüde anlatabiliriz. Acı bir durum da var ki böylesi bir hazineyi anlamak için toplum da aydınlar da çaba harcamıyor. Şehadet günü bile hatırlanmıyor çoğu zaman. Bir şehide ancak onu unutarak ihanet edilebilirdi ve ne yazık ki bizler ihanet yolunda ilerliyoruz. Bizim onu hatırlamamıza Beheşti’nin ihtiyacı yoktur. O, mutmain olmuş bir şekilde Rabbine döndü ve Rabbi O’na hak ettiği makamı bahşetti. Bizim Beheşti’ye ihtiyacımız vardır. Bunun farkında olarak bu kısa yazımızda o şehidin önemine değinmeyi faydalı görüyorum.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki Şehid Beheşti’nin çok büyük bir kavrayış kabiliyeti vardı ve tarihteki en zeki insanlardan biriydi. Daha çocukluk yaşlarındayken onun bu zekası fark edilmişti. Dört yaşındayken okumaya başladı ve yedi yaşındayken okula direkt olarak dördüncü sınıftan başladı. Liseye başladığında İslami ilimlere olan ilgisi sebebiyle liseyi yarıda bırakmış ve İsfahan’da din eğitimi almaya başlamıştı. İsfahan’da sekiz yıl sürmesi gereken dini eğitimini de üstün zekası ve kavrayışıyla dört yılda başarıyla tamamladı. Daha sonra yarıda bıraktığı lise eğitimine devam etti ve sonrasında üniversiteye başladı. Tahran üniversitesi İlahiyat fakültesinde Felsefe bölümünden mezun oldu. Yine Felsefe bölümünde doktorasını tamamladı. İngilizcesi ve Arapçası çok iyi derecede olan Dr. Beheşti Almanca’yı da kısa sürede öğrendi.

 İslami ilimlerini aldığı sırada Murtaza Mutahhari, İmam Musa Sadr ve İmam Hamanei ile aynı odada kalıyordu. Bu büyük şahsiyetlerle birlikte yetişen Beheşti onların hepsinden daha farklıydı.Pek bilinmeyen bir olayı aktarmakta fayda görüyorum.  Ayetullah Şubeyri Zencani  şöyle anlatıyor :

“Günün birinde rahmetli Ayetullah Damad’ın huzurunda özel bir toplantımız vardı. Toplantıya katılanlar fazlaca değildi yakın arkadaşlardan ibaret bildiğiniz şu beş altı kişiydi: Ayetullah Muntazeri, Şeyh Murtaza Hairi, Şehid Mutahhari, Şehid Beheşti ve bendim. Başka yerlerde gündeme getiremediğimiz fıkhi meseleleri o toplantıda gündeme getirerek üzerinde tartışma ve fikir teatisinde bulunuyorduk. O toplantıların birinde Ayetullah Damad’dan bu toplantıya katılanlar içerisinde idrak açısından idrak ve anlayış kabiliyeti ötekilerine göre en fazla kimin yüksek olduğu soruldu. Bu soru üzerine Ayetullah Damad, Şehid Beheşti’yi göstererek, Beheşti’nin idrak ve anlayış kabiliyetinin daha fazla olduğunu, meseleleri anlamada daha önde olduğunu belirtti. Bu ise herkesin hayretine sebep olmuştu. Çünkü o toplantıda Ayetullah Hairi, Ayetullah Muntazeri ve Ayetullah Mutahhari gibi büyük insanların olmasına rağmen Ayetullah Damad’ın bizzat Şehid Beheşti’yi göstermesi dikkatleri çekmişti. Bu da gösteriyor ki Ayetullah Beheşti ahlaki ve şahsiyeti alanlarda kendine özgü üstün bir özelliğe sahip olmanın yanı sıra aynı zamanda fıkıh ve düşünce alanında da kendi arkadaşlarından bir adım öndeydi.”

Dr. Beheşti’nin düşünce yapısının ne kadar sağlam olduğunu anlayabilmek için Abbas Selimi’nin şu sözlerine kulak verelim : “ Dr. Şeraiti, Şehid Mutahhari ve Şehid Beheşti akımları, dönemin İran toplumunda gün geçtikçe daha çok taraftar toplayan üç fikri akımdı; Şehid Beheşti’nin fikri akımı diğer iki akıma göre daha itidalli bir akımdı. Devrimden sonra Dr. Şeraiti ve Şehid Mutahhari’nin düşünceleri büyük ölçüde yayımlandı ve birçok kitap, makale ve sesli eserlerini bugün her yerde görebiliyorsunuz ama Şehid Beheşti’nin düşünceleri toplumdaki yerini bulamadı ve gerektiği gibi yayımlanamadı.”

Sayın Abbas Selimi’nin de belirttiği gibi ne yazık ki Dr. Beheşti yaşadığı sürece ve yaşamından sonra da hak ettiği değeri hiçbir zaman göremedi. Mazlumca yaşamış ve hep mazlum kalmıştı. Onun mazlumiyetini ancak İmam Humeyni gibi biri anlayabilirdi. Bu yüzdendir ki İmam Humeyni Şehid Beheşti için şöyle diyordu : Beheşti tek başına bir ümmettir.

Dr. Hüseyin Recebi ise şöyle bir olay anlatarak İmam Humeyni’nin Beheşti’ye verdiği bu sıfatı fazlasıyla hak ettiğini gözler önüne seriyor : “ Şehid Beheşti, genellikle çok az kimsede bulunan bir takım önemli ve kendine özgü özelliklere sahipti. Benim işte Şehid Beheşti ile ilgili düşüncem, O’nun Allah’ın Muhit özelliğini, kapsayıcı özelliğe sahip isimlerinin mazharı oluşudur. Şehid Behişti her zaman tüm çalışma ve girişimlerinde hep kapsayıcı, birleştirici bir rol ifa etmeye çalışmıştır. Örneğin İslam Cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadele sürdürülmesi gerektiğini savunan “Halkın Fedaileri Gerillaları” grubu veya komünist “Tudeh” grubunu sürekli tartışmaya davet ederek, onların yanlış yolda olduklarını, sorunlarını tartışma ve beyan özgürlüğü ile gündeme getirmeye davet ediyordu. Sonunda da bunları tartışma masası başında bir araya topladı ancak onlar sadece bir toplantıya tahammül edebildiler ve ardından bu gruptan iki ayrı grup çıktı, “çoğunluk fedailer” ve “azınlık Fedailer” grupları. “Ekseriyet” veya çoğunluk İslam Cumhuriyeti ile işbirliği yapılması gerektiğini savunurken, azınlıkta kalan Agalliyet grubu buna karşı çıkmış ve İslam cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadele sürdürülmesi gerektiğini savunmuştur. Büyük bir hüner ve yetenek lazım ki insan hatta kendi düşmanı ve muhalifini bile böylesine cezp etsin, etki altında bıraksın. Yani komünist olan ve İslam Nizamına karşı silahlı eylem başlatılması gerektiğini savunan grup, Şehid Beheşti ile tartışma toplantısı düzenledikten sonra ihtilafa düşüyor ve grubun çoğunluğu Şehid Beheşti’nin mantığı karşısında teslim olarak silahlı mücadeleden vazgeçmeyi kabul ederken sadece azınlık bir grub muhalefetini sürdürmeye devam etmiştir.” 

“Aşk iki rekâttır, abdesti ise ancak kanla alınır.” Sözünün sahibi olan Beheşti aynı zamanda çok derin bir irfani makamdaydı. O’nun sözlerini tam manasıyla anlayabilmek çok derin bir ruhaniyete sahip olmayı gerektiriyor. Abbas Selimi şöyle diyor : “ Şehit Beheşti’nin eşine yazdığı mektuplarını okuyordum; benim gibi insanların anlayamayacağı türdendi; siyasi ortamdan tamamen çıkıyor ve duygusal bir ortama giriyor, bu mektupları siyasi bir kişi değil de kavuşmak için saniyeleri sayan bir aşık yazmış gibidir.”

53 yıl süren bu kısa ömründe mazlumca yaşayan Beheşti’nin şehadeti de mazlumcadır. İslam Cumhuriyeti Parti binasının kalleşçe patlatılması sonucunda Dr. Beheşti ve 72 yareni şehid oldu. Beheşti’nin şehadeti şüphesiz İmam Humeyni ve İmam Hamanei’ye vurulan en büyük darbeydi. Mazlumca şehid edilişi aklımıza Kerbela’da şehid edilen Hz. Hüseyin ve 72 yarenini getiriyor. Hz. Hüseyin Seyyid-i Şuheda’dır. Şehid Beheşti de İslam inkılabının Seyyid-i Şuhedasıdır. Yani İslam inkılabı şehitlerinin efendisidir. Bu cümleler sadece benim söylediğim cümleler değildir. Dr. Hasan Ruhani de Şehid Beheşti için şöyle demektedir : “Beheşti mazlumdu ve mazlum yaşadı. Şehid Beheşti, İmam Humeyni’nin yar ve yardımcısıydı. Şehid Beheşti İslam inkılabının Seyyid-i Şuhedasıdır.”

Beheşti hakkında söylenecek çok şey var. Lakin sözlerimi şu cümlelerle bitiriyorum:

Biliyorum ki bu yeryüzü sana layık değildir.

Sen meleklerin alemine aittin

Ve çok erken gittin

Sen hep mazlumdun, hep yalnız

Çünkü sen Beheşti’ydin

Sen sadece Beheşti’ydin

Tek başına, sadece…

 Coşkun Aytaş

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz