Pazartesi , 19 Şubat 2018
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Türkiye’deki alimlere bir soru:”Neden Türkiye’den Bir Zakzaki Çıkmıyor?”
Türkiye’deki alimlere bir soru:”Neden Türkiye’den Bir Zakzaki Çıkmıyor?”

Türkiye’deki alimlere bir soru:”Neden Türkiye’den Bir Zakzaki Çıkmıyor?”

Şeyh Zakzaki İran dönüşünde, Nijerya’ya değil de Türkiye’ye dönseydi ne olurdu? … Şeyh Zakzaki Direnmekten, öldürülmekten, birilerinin menfaatlerine zarar vermekten çekinmedi. Eylemlerindeki sadakat onda imamî karizma vücuda getirdi; Türkiye’deki hiçbir âlimde var olmayan ve muhtemelen de var olmayacak bu karizma Nijerya’yı, Amerika ve İsrail’in Afrika’daki tehlike olarak görmelerine neden oldu.

İmam Humeyni bir zamanlar Türkiye’deki hem Sünni ve hem de Şii Müslümanların inkılabî rehberiydi. Her iki cenah da kendisine hayranlık duyar ve gerçekleştirdiği devrimi bir prototip olarak kabul ederdi. Bununla birlikte İmam, Türkiye toplumu için sadece ideal tip olarak kaldı ve hiçbir zaman karizmatik bir lider olmanın ötesine geçemedi. Kendilerini inkılapçı olarak tanımlayanların idealar dünyasında, soyut zihinsel bir kurgu olarak varlığını en üst derecede muhafaza etmesine rağmen, dış dünyada (yani Türkiye’de) kendini yeni bir yüzle yeniden ortaya koyamadı; buna binaen de inkılapçılar ideal lider tiplerinden, imamın karizmatik varislerinden günümüze dek yoksun kaldı.

Yukarıdaki paragraf kendini reel dünyada bir lider olarak ispat etmiş ve birçok akademik çalışmaya bu bağlamda konu olmuş imam Humeyni’nin liderliğini sorguluyor zannedilmesin. Söz konusu çalışmalar bu işi fazlasıyla yerine getirmiştir. Bendenizin burada sorun olarak ele almak istediği mevzu, İmam Humeyni’nin Türkiye’de hangi sebepler sebebiyle bir halefinin olmadığıdır. İran’da Hamaneî, Yemen’de Seyyid Husi, Bahreny’de Şeyh İsa Kasım, Irak’ta Seyyid Haşim Haydari, Lübnan’da Seyyid Hasan Nasrallah -ki Suriye’ye etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır- ve Nijerya’da Şeyh Zakzaki…

Bu isimleri bir başka şekilde hatırlayalım: Hamaneî, İran İslam inkılabı için gerçekleştirilen mücadelede en ön safta yer aldı. İmam’ın en önde gelen yareni ve takipçisiydi. Devrimi taşıyan kadro içerisinde sahip olduğu mevkiin önemine binaen bombalı saldırıya uğradı ve eli felçli kaldı. Bu önem, inkılabın rehberi olarak seçildiğinde daha iyi anlaşıldı.

Seyyid Husi, babası ve ağabeyinin başlattığı inkılabi yolu aile içerisinde deruhte etmeye başlamıştı. Yemen hükümetinin zulmüne karşı bir direniş sembolü haline gelen ağabeyinin katledilmesinden sonra, inkılab hareketinin yeni lideri olmayı deruhte etti. Bundan sonraHusilere karşı uygulanan tecrit ve propaganda kampanyası devam etti; nihayetinde Suudların oluşturduğu dünya kamuoyunun kendilerini görmezden gelmesi, neredeyse tümYemen’in bombardımanlar altında yerle bir edilmesine neden oldu, olmaya da devam ediyor.

Şeyh İsa Kasım, Bahreyn Vifak hareketinin önde gelen bu âlimi, hutbelerden Bahreyn halkına yapılan zulümleri haykırmaya ve halkını bilinçlendirmeye devam ediyor.Hareketin genel sekreteri Şeyh Ali Selman da hapiste.

Seyyid Haşim Haydari, Irak Hizbullah’ının önde gelen âlimlerinden. Ailesi Irak’ın köklü ulema ailelerinden Haydari ailesine mensup. Hamaneî ile yakın temasta olduğu da biliniyor. Yerinde durmuyor… Bir bakıyorsunuz bir münasebetle İran’da ve Hamaneî’nin konuşmasını usulca oturduğu köşesinden dinliyor. Bazen de onu Irak cephelerinde milis güçlerin yanında görüyorsunuz. Kimi zamanda bir mescitte halka basiret mefhumunu anlatırken, diğer taraftan bir Irak kanalında da çeşitli programlar yapıyor. 

Seyyid Hasan Nasrallah, konuşma yapmak üzereyken oğlu Hadi’nim İsrail askerleri tarafından vurulduğunu öğrendi. “Benim diğer şehit babalarından ne farkım var; konuşmayı ertelemeyeceğim” dedi ve konuştu da… Siyonizm ile mücadelesi durmak bilmedi; Ortadoğu’daki tüm sömürgeci Amerikan ve İsrail politikalarını bozmaya çalıştı. Bu dirayet ve azmi onu da İmamın karizmatik ideal tipini dış dünyaya taşıyanlardan kıldı.

Şeyh Zakzaki… İmam Humeyni’nin önderliğindeki inkılaptan sonra İran’a gidiyor. Bir müddet sonra döndüğünde beş yüz kişilik bir Şii grupla çalışmalara başlıyor. Otuz yıla yakın gerçekleştirdiği bu inkılapçı faaliyetleri neticesinde, on milyona yakın inkılapçı Şii yetiştirmiş oluyor. Tabii birçok sevdiği arkadaşını, çocuklarını bu uğurda kaybediyor ama bu yetmiyor; bir de zindanda çile doldurması gerekiyor.

Yüzünün siyahiliği, çehresindeki ilahi tecelliyi aşikâr eden bu âlim zat, Nijerya’ya değil de Türkiye’ye dönseydi ne olurdu? Türkiye’de de birçok Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimin pâyesini almış ulema bulunuyor; peki neden onlar yukarıdaki isimler gibi bu denli sarsıcı etkiyi yaratamıyor?

Bu soru her ne kadar kavramsal ağırlıktan yoksun gibi görünse de aslında birçok kavramın ülkemiz inkılapçılarında neden çarpık olduğunu göstermektedir. Söz konusu ulemanın Ehlisünnet kanadını oluşturan kısmı, son zamanlarda Ortadoğu’da cereyan eden hadiseler nedeniyle İmam Humeyni inkılabıyla yeni bir muhasebeye girmiş; muhasebe neticesinde de bu inkılabın varisi olmadıkları kararına varmışlardır; en azından mevcut uygulamaları, teorilerinin bu aşamaya vardığını göstermektedir. Bu, bir nebze olsun anlaşılabilir. Peki ya Türkiye’nin Şii uleması neden bu inkılaba varis olamamaktadır?

Yukarıdaki soruyu bu bağlamda yeniden aktarıyorum: Şeyh Zakzaki İran dönüşünde, Nijerya’ya değil de Türkiye’ye dönseydi ne olurdu? Ulemamızın yakalandığı müzmin hastalıklara o da yakalanır mıydı? Kendinin ve çocuklarının derdine ümmetin derdinden daha mı çok dertlenirdi? O da televizyon kanalarında Seyyid Nasrallah’ın ve Seyyid Husi’nin konuşmalarının yayınlanmasında maslahat bahanesine sığınıp kısıtlamalar yoluna gidermiydi? İngiliz Şiiliğinin Türkiye’deki faaliyetlerine “maslahat” deyip göz yumar mıydı? Nijerya’da yüzlerce müminin katledilmesini protesto etmek için meydana inmeye korkar mıydı?

Şeyh Zakzaki zilletle yaşamak yerine izzetle yaşamayı seçti ve İmam Humeyni’nin hareket metodolojisini teorik ve pratik sahalarda uyguladı. Susmadı, mazlumlarla birlikte zalimlere karşı kamusal bir güç oluşturdu ve bunu tek bir çatı altında birleştirmeyi başardı; tıpkı İmamdan öğrendiği gibi. Direnmekten, öldürülmekten, birilerinin menfaatlerine zarar vermekten çekinmedi.

Eylemlerindeki sadakat onda imamî karizma vücuda getirdi; Türkiye’deki hiçbir âlimde var olmayan ve muhtemelen de var olmayacak bu karizma Nijerya’yı, Amerika ve İsrail’in Afrika’daki tehlike olarak görmelerine neden oldu. Aslında tehlike olarak gördükleri Nijerya değildi, Şeyh Zakzaki ve yarenleriydi.

 

Hasan Hüseyin Güneş

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz