Cuma , 15 Aralık 2017
Son Eklenenler
Anasayfa » Faydalı Sayfalar » Analiz » Yahudiler Ve Kamacılar
Yahudiler Ve Kamacılar

Yahudiler Ve Kamacılar

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de Yahudiler hakkında şöyle buyuruyor:

لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ

”Andolsun, insanlar içinde, müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudiler ve müşrikleri bulursun.” (Mâide, 82)

Peygamber Efendimiz (s.a.a) ise ümmetini Yahudiler konusunda defalarca uyarmıştır. Bu yüzden İslam ümmetinin Yahudiler karşısında her zaman dikkatli ve uyanık olması gerekir. Yahudiler kavim olarak çok zeki insanlardır. Fakat bu zekâvetlerini genelde ilahi olmayan yönlerde kullanmışlardır. Öyle ki Yahudiler tarih boyunca kendilerini diğer insanlardan üstün bilmişler ve bundan da gurur duymuşlardır. Elbette bu inançlarının Hz. Musa’nın (a.s) getirmiş olduğu dinle hiçbir alakası yoktur. Günümüzde de aynı zihniyeti taşıyan Yahudiler yani kendilerini diğer insanlardan üstün bilen Yahudiler, değişik rol ve alanlarda İslam’la savaşmayı sürdürmüşlerdir. O alanlardan birisi de ilmi ve akademik alandır. Yahudiler bu alanda da boş durmamışlar, çok dakik ve ilmi araştırmalar yapmışlardır, hatta şunu söylesek abartmış olmayız ki bazı alanlarda Müslümanların bile yapmadığı derin ve ilmi araştırmalarda bulunmuşlardır.

Elbette Yahudi araştırmacıların bu alanda çalışmaları Müslümanlara hizmet amacı gütmemektedir. Onların asıl amaçları kendi hedef ve arzularına ulaşmaktan başka bir şey değildir. Yahudi araştırmacıların ilmi araştırmalarından birisi de Şiilik konusudur. Bu alanda öncü olarak bilinen araştırmacı ise Ethan Kohlberg’dir. Ethan araştırmalarında özellikle Müslümanlar arasındaki ihtilaflı konuları seçmiş ve Şii ve Sünni arasındaki ihtilaflı meseleleri inceleyerek bu alanda birçok eser yazmıştır. Onlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1-Şia nezdinde takiye konusu.

2-Şiaların bazı SAHABELER hakkındaki görüşleri.

3-Şia olmayanların Şia fıkhındaki yeri.

4-VELED-İ ZİNA ve Şia fıkhı.

5-Gaybet öncesi dönemde İMAM ve toplum meselesi.

6-On altıncı ve on yedinci yüzyılda AHBARÎ düşüncesi

7-RAFİZİ konusu ve Şia…

Bir diğer Yahudi araştırmacı da ISAAC HASSON’dur. ISAAC’ın ise Şiilik alanında yaptığı araştırmalardan bazıları ise şunlardan ibarettir:

1-Muaviye b. Ebu Süfyan

2-Müslümanlar ve Kudüs

3-Hizbullah ve Klasik Şiilik

Joseph Eliash ise bir diğer Yahudi araştırmacıdır. Onun araştırma konuları da ilginç ve düşündürücüdür:

1-Şia ve Kur’an.

2-On iki imam fakihlerinin fıkıh ve siyasi merceiyeti hakkında görüşleri.

3-Üçüncü şehadetin (eşhedü enne aliyyen veliyyullah) ortaya çıkması.

Bu ve buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Fakat bu araştırmacıların bir takım ortak noktaları vardır. Bunların başında araştırma yöntemlerinin açıklanmamış olmasıdır. Tabi bunun ne gibi sonuç doğuracağını alim ve araştırmacılar daha iyi bilir. Araştırmada ele alınan yöntem belirtilirse araştırmacı gönlünün istediği sonuca ulaşamayabilir. O araştırma yönteminin bir takım kalıp ve kuralları vardır, araştırmacı bunların dışına çıkamaz. Ne var ki bu Yahudi araştırmacılar hep istedikleri sonuçları alabilmek için araştırma yöntemlerini kitaplarında zikretmemişlerdir ki bu bir kitabın ve araştırmanın hazırlanmasında olmazsa olmazıdır…

Şimdi kısaca bu araştırmaların ortak özelliklerine bir göz atalım:

1-Öncelikle Şiilik hakkındaki bilgileri eksik veya bilinçli olarak eksik beyan edilmiştir.

2-Özellikle Müslümanlar arasındaki ihtilaflı konular seçilmiştir: Rafizilik, Sahabe, Muaviye, Mevali, Üçüncü şehadet..

3-Olayları ve konulara önyargıyla yaklaşılmıştır: Yahudi araştırmacılar araştırmalarında hakikati ve doğruyu bulmak yerine kendi önyargılarını ispatlamak için tarihi deliller peşinde olmuşlar ve tarih sayfalarından zayıf, güvenilir olmayan ve gerçekdışı olan deliller bulmaya çalışıp İslam ve Şiiliği karalamaya azmetmişlerdir. Örneğin Ignaz Goldziher Şiilik hakkında şöyle der:

a-Şiiler taassupçu insanlardır.

b-Suriye ve Lübnan Şiileri yalancı insanlardır.

c-Şiilerin, Hz. Hüseyin’e (a.s) matem tutmaları çok gülünç ve değersizdir.

d-Takiyye yalancılık ve ikiyüzlülüktür.

e-Abdullah b. Sebe, Şii kitaplarını yazan yalancı bir insandır…

f-Tefsir konusunda Şiiler, Sünnilere ihtilaf etmeyi esas edinmişlerdir.

g-Şiiler Kur’an’ın tahrifine inanırlar.

Veya bir diğer Yahudi araştırmacı olan Lammense ise Hz. Fatıma (s.a) hakkında şöyle der:

a-Fatıma (s.a) çok çirkin bir kızdı (Bundan Allah’a sığınırız).

b-Akıldan yoksundu. (Allah’a sığınırız).

c-Değersiz ve ….ahlaka sahipti. (Allah’a sığınırız).

d-Babası (Peygamber s.a.a) ona çok az ihtiram gösterirdi.

e-Kocasıyla (Hz. Ali a.s) ile arası hiç iyi değildi ve devamlı kavga ederlerdi.

f-Her zaman ağlardı ve hastaydı.

g-Cebrail (a.s) yanlışlıkla vahyi Hz. Muhammed’e (s.a.a) getirdi o yüzden Şiiler Cebrail’i (a.s) sevmezler…

4-Şiilerin temel ve hayati inançlarını zayıflatmaya çalışmışlardır. Yahudi araştırmacılar Şiiler nezdinde büyük öneme hayız olan ve hayati konuları seçerek bu konular hakkında yanlış bilgi ve temele dayalı araştırmalarla Şii inançlarını soru altına götürmeye çalışmışlardır. Elbette görünen o ki asıl amaçları Şii toplumunun imamet konusundaki inancını yargılayarak Şiiler ile imamlar arasındaki halka olan müçtehitlik müessesini yıkmaya ve akabinde Şiilerden başıboş bir topluluk oluşturarak istedikleri gibi kullanmayı hedeflemektedirler. Örneğin Mehdilik konusu hakkında Margoliought şöyle der: “Mehdi (a.f) hakkında söylenen hadisler güvenilir değildir.” Ignaz Goldziher, İslam’da akide ve şeriat adlı kitabında Mehdilik inancının Mesihi ve Yahudilikten İslam’a geçtiğini ispatlamaya çalışır.

Şia Mektebi için bir hassas konu da on ikinci imamın yani Hz. Mehdi’nin (a.f) gaybet dönemleridir. Yahudi araştırmacılar bu alanda da birçok çalışma yapmış ve gaybet dönemlerini soru altına götürmeye çalışmışlardır. Etan Kohlberg bu alanda üç makale yazmıştır; “İmamiyeden on iki imam inancına kadar”, “Gaybet öncesi dönemde İMAM ve toplum meselesi” ve “on iki imam ıstılahının ilk kullanımı”.. Etan bu üç makalesinde de gaybet döneminin aslında olmadığını ve on iki imamın varlığını soru altına götürmüş ve bunun gerçeği yansıtmadığını ispatlamaya çalışmıştır. Elbette Şii araştırmacılar bu makalelerin tamamına cevap vermişler ve iddialarını da çürütmüşlerdir. Konunun dışına çıkmamak için bu hususlara ve detaylarına girmiyoruz. Ethan’ın buradaki asıl hedefi Şii inancının temellerinden birisi olan imamet inancını yıkmak dolayısıyla imamla halk arasında halka ve köprü olan müçtehitleri soru altına götürmek ve bu halkayı koparmaktır.

Şimdi bu konunun kamacılarla ne alakası var diye sorabilirsiniz. Büyük tabloyu görebilirsek bu sorunun da cevabı ortaya çıkacaktır. 1918 yılında işgal topraklarında kurulan ilk Yahudi üniversitesinin çalışmaları bugün meyvesini vermiş ve Yahudilerin İSLAM ÜMMETİ VE ŞİİLİK hakkındaki tecrübeleri pratik olarak Ortadoğu’da icraata geçmiştir. Yahudiler yaptıkları çalışmalar neticesinde Müslümanlar hakkında birçok hassas konuya ulaşmışlardır. Onlardan bazıları; Şia ve Sünni arasındaki sahabe anlayışı, imamet konusu, üçüncü şehadet, Hz. Fatıma’nın şehadeti (s.a) gibi ihtilaflı konulardır. Yahudiler bu ihtilafları canlandırmak için her iki ekolün uç taraftarlarını tahrik etmişler, neticesinde Suriye, Lübnan ve Irak başta olmak üzere birçok İslam ülkesinde Ehlisünnet ekolünden IŞİD, EN-NUSRA… gibi örgütleri yaratmışlardır. Tabii taşların tam yerine oturması için de Şii mezhebi mensuplarından da GALİ (guluvcu-aşırıcılar) grupları çeşitli şekillerde meydana çekerek bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemişlerdir. Birincisi Ehlisünnetin aşırıcı grubuyla Şia’nın aşırıcı (guluvcu) grubunu karşı karşıya getirmeye gayret etmişler, ikinci olarak da Şia camiasında müçtehitlerin konumunu sarsmaya çalışarak imamet inancının bağlayıcı halkasını kırmayı hedeflemişlerdir. İşte bundan dolayıdır ki aynı anda ve zamanda Irak’ta Serhi’ler, Kuveyt’te Basım’lar ve Türkiye’de ise Kazım’lar… ortaya çıkmıştır.

Bunların söylemlerine dikkat edecek olursanız hepsinin bir ağızdan aynı şeyleri dillendirdiklerini, hepsinin müçtehitlere hakaret eden ve onların mezhebi otoritelerini sarsmaya yönelik söylemler içinde bulunduklarını görürsünüz. Ehlisünnet’in tekfirci kanadı ile Şia’nın aşırıcı guluvcu kanadının çok önemli iki ortak özellikleri vardır. Birincisi cahillik ve ikincisi ise mezhebi taassuptur. Elbette cahillikten maksadımız hiçbir şey bilmeyen ve bilgisiz olmak değildir. Bunların cahilliği, bir konu hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadan yarım yamalak ve eksik yorum ve tefsirlerini doğru olarak kabul etmeleridir. Bununla birlikte kendi bildiklerini de en doğru olarak kabul etmeleri ve başkalarının akli ve nakli delillerini reddetmeleridir. Örneğin; Şia’nın temel kitaplarından birisi olan Usul-i Kafi kitabının ilk babı “Akıl” babıdır. Bu da imamların ve tarih boyunca Şia âlimlerinin akla verdikleri önemi gösterir ki bunun en büyük delili Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın insanları akla ve düşünmeye davet etmeyi gösterebiliriz. Buna rağmen guluvcu grup takipçilerinden kendilerine körü körüne bağlanmalarını ve soru sormamalarını ve Ehlibeyt’ten (a.s) ulaşan hadisleri gözü kapalı kabul etmelerini beklerler. Diğer taraftan da altmış yetmiş yıllık ömrünü Ehlibeyt mektebini okuyup anlamaya çalışan, altı yüz sayfalık “Risale” yazabilmek için 60 yılını bu yolda feda eden müçtehidin sözünü ise itibarsız olarak bilirler. Aynı cahilliği Ehlisünnet’in tekfirci kanadında da görmek mümkündür. Muhammed b. Abdulvahhab zamanına kadar istisnasız bütün ehlisünnet alimlerinin evliya türbelerini ziyaret etme konusunda icma içinde olmalarına rağmen, tekfirciler 12. ve 13. yüzyılda ortaya çıkan Muhammed b. Abdulvahhab’ın türbeleri ziyareti şirk olarak bilmesini körü körüne kabul ederler. Çünkü onlar bildiklerinin doğru olduğunu zanneden cahillerdir.

Yüce Allah bu gruplar hakkında şöyle buyurur: Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler. (Bakara, 11) Yani onlara sizin verdiğiniz fetvalar ve hükümler neticesinde Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da…Müslüman kanı akmaktadır, kadınların ırzına geçilip çocuklar yetim kalmaktadır…öyleyse niçin böyle fetvalar veriyorsunuz diye sorulduğunda onlar: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Niçin Irak, Suriye, Lübnan yerine gidip Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’ü Yahudilerin elinden kurtarmıyorsunuz diye sorulduğunda onlar: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Niçin zavallı insanların çoluk çocuğunu savaşmaya gönderip kendiniz sıcak evlerde oturup lüks arabalara biniyorsunuz diye sorduğunuzda: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.

Niçin Müslümanların vahdeti için çalışıp emperyalizm, Amerika, İsrail ve İngiliz’e karşı ortak bir cephe oluşturmuyorsunuz diye sorduğunuzda onlar: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Ve ve ve… Kur’an-ı Kerim başka bir ayette tekfirci ve guluvcu grupları en ziyankar ve en zavallı insanlar olarak tanıtmış ve şöyle buyurmuştur: (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. (Kehf, 104) İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız. (Kehf, 105)

Şimdi asıl konumuza dönüp kamacıların tuttukları yolu ve yaptıklarının kimlere hayrı olduğunu incelemeye devam edelim: Evet, sormak gerekir: Niçin Yahudi, tekfirci ve İslam ümmetinin birliğini istemeyen emperyalist güçler Şia’nın kamayla Ehlisünnet’in türbeleri yıkıp viran eden kimseler olarak anılmasını ısrarla istemektedirler? Acaba Aşura gününde başa kama vurmanın Şia mektebine ne hayrı vardır? Kama vurmak Şia’nın usullerinden midir? Hangi imam Aşura gününde kama vurmuştur?… Kama vurmak Şia’nın usullerinden değildir ve hiçbir imam da kama vurmamıştır. Öyleyse bu konu üzerinde böyle ısrarla durulmasının nedenini sadece Hz. Hüseyin’e (a.s) olan aşktan kaynaklandığını zannetmek pek de aptallık olur. Günümüzde tekfircilerin ve guluvcuların aynı anda ortaya çıkmaları ve zamanlamanın da aynı olması işin daha büyük hedefler için yapıldığına ayrı bir delildir.

Irak’ta Ayetullah Sistani’nin fetvası olmasaydı büyük İSRAİL, İNGİLİZ VE AMERİKA oyunu hayata geçecek idi. Müslümanların kıblesi olan Mekke’de aşırıcı vahhabiler ve tekfirciler Şiileri tekfir edecekler, Kerbela aşırıcı Şiilerin (guluvcuların) eline düşecek ve onlar da Sünnileri tekfir edeceklerdi, akabinde ise Ortadoğu kan gölüne dönecek ve Müslümanın kanı oluk oluk akacaktı. Suriye ve Lübnan’da ise Yüce Rehber Ayetullah Hamanei’nin basiretli siyasetleri ile bu emperyalizm oyunun önü alınmış ve İslam düşmanları gerisin geriye adım atmaya başlamıştır. Bundan dolayı başta Yahudiler olmak üzere bütün şer odakları müçtehitlik müessesini hedef alıp Şia dünyasını başıboş bir topluluk haline getirmeye çalışmaktadırlar. Kamacılar ise bilerek veya bilmeden bu oyuna alet olmuşlar müçtehitlere karşı savaş açmışlardır. Ehlibeyt mektebini kanları ve malları pahasına koruyan bu yüce ve fedakâr âlimlere ağıza alınmayacak hakaretlerde bulunmuşlardır. Kazım denilen aşırıcı şahıs bir sohbetinde hızını alamamış Hz. Cebrail’e (a.s) de hakaret etmiştir. Hakeza Allah yolunda canını ortaya koyup bombalı saldırıda yaralanan Yüce Rehber Ayetullah Hamanei’nin yaralı koluyla alay etmiştir. O kadar basit ve alçak tabirler kullanmıştır ki insanın onu muhatap alıp cevap yazmaya bile gerek görmemektedir. Ne yazık ki bu zavallı insan kime hizmet ettiğinin farkında bile değildir…

Bu kamacılar sıcak yataklarında dinlenirken Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da…Müslümanlar birbirlerini tekfir ederek öldürmekteler. Bu kamacılar Peygamber’in (s.a.a) minberinde rahat rahat oturup konuşurken birçok kadın dul ve çocuk yetim kalmaktadır. Eğer bunlar samimi iseler buyursunlar Suriye, Lübnan, Irak onları bekliyor niçin gitmezler? Bütün müçtehitler ve başta Yüce Rehber Müslümanları vahdete çağırırken bunlar özellikle Müslümanları kavgaya ve savaşa çağırıp kendileri zevk-i sefa içinde yaşamaktalar. Cahillik ve taassup ise onları Yahudiler ile aynı çizgi üzerine ve aynı hedefe hizmet etmeye yönlendirmiştir… Evet, asıl sorun akıl tutulması…bir toplumda akıl tutulması olduğunda Sünni’den tekfirci Şia’dan da guluvcu çıkar. Netice itibarıyla şunu söylemek gerekir ki; İslam dünyasının tek kurtuluş noktası müçtehitlerin de buyurduğu gibi İslami vahdettir. Bunun aksine hareket eden ya cahil haindir veya düşman…vesselam.

Mehdi Can – abna24.com

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz