Askeri sahadan siyaset sahasına birçok muştuyu içinde barındıran 2014 Gazze direnişi, İslam ümmeti için gidilesi bir güzergâhın detaylı haritasını çiziyor. Gazze’ye bakıp da heyecanlanmamak; direnişçilerin yazdığı destanı görüp de umutlanmamak ve Gazze’ye yüzlerce km uzaklıktaki Siyonistlerin işgali altındaki kentlere düşen füzeleri duyup da hamd etmemek elde değil!
Aşağılık hedefler uğruna üretilmiş hayal ürünü bahaneler
Sondan başlayalım; Siyonist İsrail işgal rejimi, 7 Temmuz 2014 tarihinde 3 Siyonist gencin kaçırılmasından sorumlu tuttuğu Hamas’a büyük bir darbe vurmak için Gazze’ye yönelik geniş çaplı hava saldırısına başladı. Aradan 20 gün geçtikten sonra Siyonist rejim iç emniyet birimi sözcüsü tarafından yapılan açıklamada 3 gencin ortadan kaybolması olayında Hamas’ın parmağı olduğuna dair her hangi bir ize rastlanılamadığı itiraf edildi.
Küresel istikbar rejimleri, kurguladıkları sahte bahaneler üzerinden İslam ümmetine ağır bedeller ödettiler 40 yıla yakın süredir. Afganistan’dan, Çeçenya’ya; Bosna’dan, Afrika’ya, Irak’tan, Pakistan’a kadar… Ama bu kez, toprağı sulayan şehit kanları, çok daha büyük umutların yeşermesine vesile oluyor. Zira temel stratejisi bir yandan dışarıdan darbe vurarak, bir yandan da içeriden beslediği ihtilafları tefrikaya dönüştürmek ve savaş açtığı toplulukların kendi içlerinde birbirlerini vurmasını sağlamak olan düşman, bu kez istediğini başaramadı! Gazze’deki tüm direniş grupları, tek vücut halinde; “kurşundan kenetlenmiş saflar” gibi Siyonist düşmanın saldırılarına karşı izzetlice savaşmaya devam ediyor. İzzetin el-Kassam Tugayları’ndan, Nasır Selahaddin Tugayları’na; Kudüs Seriyyeleri’nden, Ebu Mustafa Ali Tugayları’na ve el-Aksa Şehitleri Tugayı’na…
Siyonistler Niçin Saldırıya Geçti?
Siyonistlerin sahte bir gerekçe üreterek Gazze’ye yönelik saldırı başlatmasının arkasında 3 temel sebep olduğunu gözlemliyoruz.
1) Siyonist İsrail rejimi, Gazze’deki ile Lübnan’daki direniş grupları arasında tam bir koordinasyon ve ortaklık hali olduğunu iyi biliyor. Dolayısıyla 2006 Lübnan savaşında aldığı yenilgiden sonra Lübnan Hizbullah’ı ile yeniden karşılaşmadan önce askeri anlamda geliştirdiği teknolojiyi Gazze’de test etme amacı güdüyor. Siyonist rejim ordusu, Gazze’de başarılı bir operasyon yürütebilirse, Lübnan’a saldırmak için fırsat kollayacak. Üstelik, Gazze savaşının anlık koordinasyonunun Lübnan’daki operasyon odasından Hizbullah kontrolünde gerçekleştirildiğini belirten Siyonist askeri uzmanlar, Gazze’ye yönelik operasyonun başarıya ulaşması halinde adeta tek bir cephe gibi hareket eden Gazze ve Lübnan’daki direniş gruplarından Gazze’dekilerin bertaraf edileceğini ve Lübnan savaşı noktasındaki ilk adımın bu şekilde atılmış olacağını söylüyorlar.
2) Siyonist işgalciler, Gazze’ye yönelik ablukayı bir derece daha arttırarak Akdeniz’deki Gazze sahilinden 20 mil ötedeki doğalgaz kaynaklarını bütünüyle ele geçirmek istiyor. Öyle ki 1994 yılında imzalanan Gazze-Eriha anlaşması gereği Gazze toplamda ancak ve ancak 20 mil açığa kadar denizcilik faaliyetinde bulunabiliyordu; fakat 2007 yılından sonra, Siyonist işgal rejimi, Gazze üzerinde kurduğu abluka ile bu sınırı 6 mile indirmiş durumda. Hamas’ın yönetime geldiği 2007’den bu yana Gazze sahili açıklarındaki denizcilik faaliyetlerini yoğunlaştıran Siyonist rejim ise deniz üzerindeki sınır hattı boyunca uzanan doğalgaz rezervinden tam olarak faydalanamıyor. Siyonistlerin “resmi” olarak bu rezervlerden faydalanabilmesi, Filistin ile İsrail arasında imzalanacak nihai anlaşmaya bakıyor. Filistin ve İsrail arasındaki nihai anlaşma ise üçüncü temel sebebi ihtiva ediyor.
3) Evet, Hamas ile El-Fetih arasında uzun zaman sonra varılan Filistin uzlaşısı Siyonistlerin 2014 Gazze saldırısının en bilinen ve en önemli sebebi. “Filistin davası” konusunda Filistinli iki büyük siyasi grubun ortak bir anlayış geliştirmeye başlaması; Siyonist rejim açısından sonun başlangıcını temsil ediyor. Bu duruma kesinlikle karşı çıkan Siyonist rejim hükümeti, ABD ile bile arayı açma raddesine geldikten sonra; başka çıkış yolu bulamayınca askeri seçeneğe yönelerek Gazze’ye operasyon başlatıyor. Siyonist rejimin Amerikan büyükelçisi Dan Shapiro; “ABD, Gazze’de ılımlıların yönetime gelmesi noktasında İsrail’in arkasında duruyor” açıklaması ile ABD’nin askeri operasyona olan desteğini birkaç gün sonra açıklamış oluyor. Dan Shapiro’nun “ılımlılar” diyerek kastettiği güruh ise Hamas yerine tabi ki el-Fetih!
Siyonist rejimin siyasi olarak köşeye sıkıştıktan sonra çıkış yolu olarak askeri operasyona sarılma sürecini biraz daha açmak gerekirse; Lübnan Hizbullah’ının yayın organı “El-Menar” kanalının internet sitesinde “Gazze Saldırısının Arka Planı” başlıklı yazıda yer alan iddialara göz atmamız yerinde olacaktır. Yazıda özellikle Fransız istihbaratından elde edilen bilgilere yer veriliyor ve Hamas/el-Fetih uzlaşısının ABD ile İsrail arasındaki ilişkiyi ciddi şekilde gerdiği belirtiliyor. Amerikan tarafı, Siyonistleri, “El-Fetih ile masaya oturmaya ve iki devletli çözümü müzakere etmeye devam etmelisiniz” hususunda sıkıştırırken; Siyonist rejim tarafı “biz, Hamas ile birlik hükümeti kurmuş ve dolayısıyla Hamaslaşmış (terörist) bir yapı ile asla masaya oturmayız” tavrını sergilemiştir. İddiaya göre iş o seviyeye varmıştır ki Amerikan tarafı, İsrail’i uluslararası silah şirketleri ile kurduğu ticaret anlaşmalarını dondurmak ya da fesh etme tehdidi ile karşı karşıya bırakmıştır. Tam bu süreçte devreye Fransa girmiş ve Siyonist İsrail’e Gazze’ye yönelik askeri operasyonların bu süreci çözüme götüreceği vesvesesini telkin etmiştir.
Fransız istihbaratının verilerine göre Hamas/El-Fetih uzlaşısında Hamas’ın rolünü etkisizleştirmek için Gazze’deki direnişi zayıflatmak yeterli olacaktır. Bu hedef doğrultusunda ise Hamas’ın özellikle askeri kanadındaki belli isimlerin ve siyasi kanadındaki isimlerden de İsmail Heniyye ile Mahmud ez-Zahar’ın ortadan kaldırılması gerekiyordu. Nitekim Gazze’ye yönelik operasyonların başladığı ilk gün olan 7 Temmuz gecesi İsmail Heniyye’nin kendisine yönelik suikast saldırısından yara almadan kurtulduğu haberi geliyordu. Aradan zaman geçtikten sonra Mahmud ez-Zahar’ın evi yerle bir ediliyor fakat Zahar’ın evde bulunmaması dolayısıyla Zahar da saldırıdan etkilenmiyordu. En nihayetinde Gazze’ye yönelik hava saldırıları, operasyonun başında kurgulanan hedefleri gerçekleştiremiyordu. Üstelik Gazze’den her geçen gün her biri ayrı bir zafer müjdesi niteliğinde hiç beklenmedik askeri tanıtımlar geliyordu:
a) Sahip olduğu manevra kabiliyeti ile Siyonistlerin füze savunma sistemi olan Demir Kubbe’yi yanıltabilen J80 füzeleri;
b) Suriye’den Gazze’ye nasıl ulaştırıldığı bir türlü anlaşılamayan uzun menzilli M302 füzeleri;
c) Gazze’ye en uzak noktadaki Lübnan sınırında bulunan Hayfa’yı vuran ve üretimi Gazze’de yapılan R160 füzeleri;
d) Ve en önemlisi 3 farklı tipte sahaya sürülen Kassam Tugaylarına ait “Ebabil-1” cinsi insansız hava araçları. . .
Askeri Sahadaki Denge ve Direnişin Ateşkes Noktasındaki Tavrı
Gökyüzünde sürdürülen savaştaki dengeler, gün geçtikçe Siyonist rejimi köşeye sıkıştırırken; Siyonist rejim, hava operasyonları ile ne Filistinli liderleri yok edebiliyor ne de Gazze’den ateşlenen füzelerin yerlerini tespit edebiliyordu. Üstelik uzağından yakınına bütün Siyonist kentlere toplamda günlük ortalama 130 füze düşüyor olması, Siyonist yerleşimcilerin resmen savaş psikolojisi içine girmesini sağlıyor ve onları tıpkı 2006 Hizbullah savaşında olduğu gibi sığınaklardan çıkamaz hale getiriyordu.
Kara savaşında ise Gazzeli mücahitlerin sergilediği destansı direnişi anlatmaya gerek bile yok! İmha edilen tanklar, keskin nişancıların başarılı operasyonları ile her gün onlarcası öldürülen Siyonist askerler ve Siyonist orduya ait Gazze sınırının ötesindeki askeri üslere karadan ve denizden yapılan çıkartmalar. Hepsi, insanın gönlüne inşirah veren zafer haberleri…
İşte Gazze direnişi, bir taraftan askeri alanda Hamas’ın ve İslami Cihad’ın da defaatle dile getirdiği üzere İran’dan gelen her türlü yardımlar sayesinde savaşı dengelerken diğer yanda tüm dünyaya ateşkes noktasında meydan okuyor ve “direnişin taleplerini yok sayan her türlü girişimin reddedileceği” mesajını veriyordu.
Hamas’ın, İslami Cihad’ın ve Gazze’deki diğer tüm direniş gruplarının ateşkes noktasındaki iradesi sabit: “Abluka tamamıyla kalkana kadar direnişe devam!” Direniş gruplarını bu kararlığa getiren süreç ise; geçmişte yaşanan sıkıntılar: Özellikle Kasım 2012’deki “Mavi Gökyüzü” savaşı sonrasında Gazze direnişinin kazandığı zafer, ateşkes anlaşması metnine yansıtılamamış ve ateş kesildikten sonra, sahadaki durum, Siyonist düşmanın keyfine terk edilmişti. Yine Ekim 2011 tarihinde gerçekleştirilen esir takası anlaşması gereğince serbest bırakılan 1027 Filistinlinin neredeyse tamamına yakını 3 yıllık süre zarfında Siyonistler tarafından yeniden tutuklanmış; Hamas’ın elinde esir bulunan Siyonist asker Gilat Şalit, hiç pahasına serbest bırakılmış gibi bir hava oluşmuştu. Gazzeli direniş grupları, bu gibi sebeplerden ötürü Siyonist düşman karşısında önce şartların belirginleşmesini sonra ateşkesin yapılmasını istediğini söylüyor. Yoksa direniş, Siyonistlerin zulmü altında şehit olan masum bebeklerin feryatlarını duymazlıktan gelecek sağır bir vicdana sahip falan değil.
Hamas ve İslami Cihad Nerede Ayrışıyor?
Ateşkes şartları noktasında kesin bir birliktelik geliştirmiş olan Hamas ve İslami Cihad, bu şartların temin ve tesis edilmesi noktasında ise siyasi olarak gözle görülür biçimde ayrılık yaşıyor. Özellikle savaşın ilk günlerinde Mısır tarafının arabulucu rolünü üstlenmesini kesinlikle reddeden Hamas, daha çok Türkiye ve Katar’ı ön planda görmek istediğini dile getiriyordu. İslami Cihad ise, Mısır’ın Gazze açısından sahip olduğu stratejik konum gereği; direnişin şartlarını kabul ettiği takdirde arabulucu pozisyonunda olması gereken taraf olduğunu ısrarla dile getiriyordu. İlk günlerde yapılan yorumlarda; İslami Cihad’ın Hamas’ı, Mısır konusunda ikna edeceği öngörülüyordu. Nitekim Hamas’ın en son yaptığı açıklamalarda “direnişin şartlarına saygı duyan tüm insiyatiflere açığız” mesajı vermesi, İslami Cihad’ın, Hamas’ın siyasi ferasetine olumlu katkı sunduğunun bariz bir göstergesi.
Hamas ile İslami Cihad arasındaki bu siyasi ayrılığın ise iki taraf açısından da haklı sebepleri var:
-Meselenin İslami Cihad’a bakan cihetinde şu detay göze çarpıyor: Filistinli kaynakların aktardığı bilgiye göre İslami Cihad, Gazze’de siyaset sahnesine giriş yapmak için uzun süredir Gazze ablukasını kaldıracak bu savaşı bekliyordu. Cihad-ı İslami, abluka altındaki Gazze’de siyaset yapmayı Siyonist düşmanın boyunduruğu altında taviz üstüne taviz verdiren ciddiyetsiz bir politika olarak gördüğü için; ablukanın kalkmasıyla birlikte özgürlüğüne kavuşmuş Gazze’de “temiz siyaset” yapma sürecinin açılacağına inanıyor. Hal böyle iken İhvan-ı Müslimin’i açıkça düşman ilan etmiş Mısır tarafı, Hamas ile ilişki tesisi noktasında mesafeli dururken; İslami Cihad’ın Mısır ile kuracağı ilişkinin Gazze halkına ve Gazze direnişe olumlu yansımaları olacağına hiç şüphe yok. İslami Cihad bu yolla Gazze sokaklarında kendisine olan desteği hatırı sayılır şekilde arttırabilir.
-Mevzunun Hamas’a bakan tarafında ise hareketin özellikle Katar ve Türkiye ile 2006 yılından itibaren ciddi gelişme kaydeden ileri düzeydeki ilişkileri göze çarpıyor. Fakat bu mesele, tahmin edilenden çok ötede anlam kazanıyor. Hamas’ın Suriye krizinde direniş eksenine karşı takındığı tavır ve Mısır’daki darbe sonrasında içine düştüğü yalnızlık, onu yeniden direniş eksenine dönmeye mecbur etmişken; Hizbullah’a yakın kaynakların aktardığı bilgiye göre Hamas’tan bu geri dönüş sürecinde beklenen şey; iyi ilişkilere sahip olduğu Türkiye ve Katar’ı diplomatik sahada direniş eksenine yakınlaştırma çabası gütmesi. İşte Hamas’ın “ille de Türkiye ve Katar’ın rolünü” istiyoruz diye diretmesinin sebebi bu. Yani bölgesel olarak bu ikiliye hatırı sayılır bir çözümün oyun kuruculuğunu yüklemek. Ateşkes diplomasisi sürecinde göze çarpan birçok detayın da bu gerçeğe işaret ettiğini söylemek pekâlâ mümkün. Batılı mevkidaşları ile Paris’te düzenlenen “Gazze ateşkesi” toplantısında Ahmet Davutoğlu’nun takındığı tavır, Gazze’nin direnişten yana olan tavrının Türkiye tarafından da desteklendiğini doğruluyor. Kaldı ki Halid Meşal’in Doha’da düzenlediği basın toplantısında “Amerika, Türkiye’yi ve Katar’ı bize baskı yapması noktasında sıkıştırıyor; biz bunun farkındayız” mealinde sözler sarf etmesi, Hamas’ın Türkiye ve Katar’ı suçlamadığını ve bu iki ülkeyi siyasi açıdan nerede konumlandırdığını gözler önüne seriyor. Bu noktada Hamas’ın askeri sahada İran’ın silah, teknoloji ve beyin gücünü kullandığını fakat siyasi sahada İran’ın stratejik duruşunu göz ardı ettiğini sanmak doğru olmayacaktır. Nitekim direniş, yalnızca askeri değil; aynı zamanda siyasi ve İslami bir projedir.
Bölgesel İttifaklarda Radikal Değişiklikler Beklenebilir
Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Muhmmed Mursi’ye yönelik gerçekleştirilen askeri darbe sonrasında bölgede şekillenen ve başını İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır’ın çektiği hattın Gazze savaşına büyük umutlar bağladığını söyleyebiliriz. Gazze’de direnişinin bitirilmesi, Siyonist rejim açısından “güney cephesinin” güvenliğinin tam anlamıyla sağlanması demek ve bu da yine Siyonistler açısından kuzeydeki Hizbullah’a karşı verilecek savaşta ellerinin sağlamlaşması demek. Hizbullah’ın bitirilmesi ise Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri açısından Arap sokağındaki meşruiyetlerini yeniden tesis etme noktasında bulunmaz bir fırsat. Dolayısıyla İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan arasında Gazze’deki direnişin kırılması noktasında güçlü bir birliktelik olduğunu söyleyebiliriz. Bu birliktelik, günlük telefon trafiğini çoktan aşmış durumda. Riyad’dan ve TelAviv’den kalkan uçaklarla gelen istihbarat yetkilileri, Kahire’deki askeri bir havaalanında günlük toplantılar düzenliyorlar.
Bender Yine Sahnede!
Suud Kralı’nın Gazze savaşı için görevlendirdiği ismin ise Suudi Arabistan’ın eski Amerika büyükelçisi Bender bin Sultan olduğu ifade ediliyor. Suriye’de sergilediği başarısız operasyonlardan dolayı Suud İstihbarat Şefliği görevinden alınan Bender, aynı süreçte Mısır’daki Rabia ve Nahda meydanlarındaki katliamların da fikir babalığını yapmıştı. Tanıtmakta fayda var: Bender bin Sultan, Gazze dosyası ile birlikte Irak dosyası ile de ilgileniyor. Birçokları tarafından IŞİD’e mali ve askeri destek vermekle suçlanan Bender’in, IŞİD tehlikesinin Irak-Suud sınırından Suud Krallığı’na geçmesini engellemek için özel olarak görevlendirildiği biliniyor.
Merkezi İngiltere’de bulunan ve genel koordinatörlüğünü Filistinli bir gazeteci olan Remzi Barud’un yaptığı “middleeasteye.net” sitesinde yayınlanan bir haberde Siyonist rejim istihbaratına yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre Suudi Arabistan ve Mısır arasında kurulan “yüksek düzeyli bir kumanda merkezi” günlük olarak Siyonist rejim istihbaratına bilgi aktarıyor. Bu bilgi aktarımı bazen güvenli telefon hatları üzerinden gerçekleşirken çok daha hassas olan bazı bilgilerin paylaşımı noktasında TelAviv ve Riyad’dan kalkan uçaklar, Kahire’deki askeri bir havaalanına maksimum 90 dakikalığına iniş yapıyor ve ardından yeniden havalanarak geldikleri yere dönüyorlar. Bu süreçte Bender bin Sultan’ın Mossad şefi Tamir Pardo ile birebir görüşmeleri yürüttüğü ifade ediliyor. Suud ve Mısır, Siyonistlerin Gazze’de işlediği katliamların Arap sokağında ciddi bir tepkiye dönüşmesini engellemek için çalışıyor. Öte yandan Siyonist rejim gazetelerinde çıkan analizlerde; Ürdün, BAE, Mısır, Suudi Arabistan ve El-Fetih hareketinin Gazze operasyonunda ortak çıkarlar paylaştıkları dile getiriliyor.
Muhammed Dahlan Faktörü
Yine Mısır’daki darbenin arkasında olduğu bilinen ve sonrasında Gazze’ye yönelik başlatılan ama Allah’ın izniyle ve Hamas yönetiminin etkili operasyonları ile başarısızlığa mahkûm edilen “Gazze temerrud” hareketinin finansörlüğünü sürdüren el-Fetih hareketinin eski Gazze sorumlusu, aynı zamanda BAE kralının başdanışmanı sıfatını taşıyan Muhammed Dahlan, devam eden Gazze savaşının ilk günlerinde büyük bir hainlik planlamıştı. İfşa edilen kirli plana göre BAE’den Gazze’ye gönderilen tıbbi destek heyetindeki doktorlar, esasında BAE istihbaratında görev yapan rütbeli görevlilerdi. İşin aslına bakılırsa Mısır yönetimi, başka hiçbir insani yardım ekibine değil de yalnızca BAE doktor heyetine Gazze’ye girme izni verince; Hamas yönetimi bu ekibi gözlem altına almıştı. Hastanelerden ve Gazze sokaklarından topladıkları bilgileri Siyonist istihbarat birimlerine pasladıkları anlaşılınca derhal sınır dışı edildiler (ya da sınır dışı edildikleri söylendi ama pazarlık süreci halen devam ediyor). Gelen haberlere göre; BAE’den gelen doktor kıyafetli istihbarat ajanlarının sınır dışı edilmesi süreci, Gazze’ye hem maddi hem manevi açıdan birkaç farklı kazanç sağlamış durumda. Öncelikle; bu kişilerin yanlarında Dahlan destekçilerine (temerrud yanlılarına) getirdikleri 7 milyon dolarlık bir meblağa el konulmuş bulunuluyor. İkinci olarak ise Muhammed Dahlan’ın Gazze halkına karşı giriştiği hainliklerden vazgeçip; direnişe destek mesajları yayınlaması talep edilmişti. Dahlan’ın son günlerde yaygın medya organlarında verdiği demeçlere bakılırsa BAE’li ekip, halen Gazze direnişinin elinde esir bulunuyor. Zira Muhammed Dahlan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarda; Siyonist işgal altındaki Gazze’de tüm tarafları birlik olmaya çağırmış ve geçtiğimiz gün El-Arabiya kanalında katıldığı programda da aynı minvalde sözler söylemişti. Mahmut Abbas liderliğindeki El-Fetih hareketinin de Gazze’de ve Batı Şeria’daki Filistinlilerin tepkisine bakarak tercihini yavaş yavaş direnişten yana koymaya başladığını söylemek mümkün. Bu tercih, nereye kadar devam eder hangi siyasi çıkarlar uğruna feda edilir orasını bilemeyiz.
Şunu çok net bir şekilde dillendirebiliriz: Bir yandan askeri sahada üstünlüğü Siyonistlere bırakmayan Gazze direnişi, diğer yandan gerçekleştirdiği stratejik hamleler ile zafer dolu bir geleceğin güçlü temellerini hazırlıyor. Gidişata bakacak olursak kısa vadede Türkiye ve Katar’ın bölgesel meselelerdeki rollerine belli oranlarda (daha çok Türkiye’nin) çeki düzen vereceklerini; orta vadede Mısır’ın Filistin konusunda ve Siyonist İsrail karşısındaki tavrını gözden geçireceğini; uzun vadede ise BAE, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ı da kapsayan Körfez hattının ABD, Fransa ve İsrail ile kurduğu kirli ittifakta bir dizi değişiklik yapacağını ümit edebiliriz.
Enes Berat Gürler
islamianaliz.com

