Doğru haber gazetesi yazarı Avukat Emin Güneş, Cuma günkü köşesinde “En iyisi siz susun” başlığıyla yayınladığı yazısında “İki sınıf insan var ki, onlar düzelirse bütün insanlar düzelir; onlar bozulursa herkes bozulur; Ulema ve Ümera.” hadisini hatırlatarak toplumumuzun bozulmuşluğuna dair yargıda bir ihtilaf olmadığını; dolayısıyla alimlerin kendilerine çeki düzen vermesi gerektiğini ifade etti.
Emin Güneş’in yazısının ilgili kısmı şu şekilde:
“Bir zamanlar ulemanın haksızlıklara karşı ümmeti uyarmayışından, zalimlere karşı hakkı haykırmayışından şikâyetçi olur “sessizliğiniz bizi öldürüyor” derdik. Ancak şimdi öyle bir hale geldik ki, ulemanın çok sesliliği nedeniyle öldürülüyoruz.
Kâfirlere, zalimlere, fasıklara karşı hakkı haykırması gereken ulema, avazının çıktığı kadar birbirlerine bağırıyor. Birbirlerinin ne kâfirliğini, ne zalimliğini, ne fasıklığını bırakıyor. Eskiden günlerce yürüyerek ilimlerinden bir kırıntı edinmek istenen ulema TV kanal(izasyon)ları vasıtasıyla adeta üzerimize dökülüyor. Buna yazılı ve sosyal medyayı da eklediğimizde futbol taraftarından çok ve daha fanatik taraftar kitleleri oluşuyor.
Kâfirlerin ve zalimlerin kendilerinden emin oldukları zamanın ulemasının dilinden münhasıran Müslümanlar emniyette değil maalesef! Bunların dil yaraları kılıç yaralarından beter. Sessizlikleri değil konuşmaları daha çok kan dökülmesine daha çok ölümlere neden olmaktadır.
“İki sınıf insan var ki, onlar düzelirse bütün insanlar düzelir; onlar bozulursa herkes bozulur; Ulema ve Ümera.” Hadisini duymayanımız yoktur. Toplumumuzun bozulduğuna ihtilaf olmadığına göre Ulema ve Ümera bozulmuştur diyebiliriz. Kanaatimce ümeranın bozulmasında da ulemanın etkisi inkâr edilemez.
Fanatik taraftar, hocasından bir ayet ve hadis dinlediğinde onun anlamını ve onunla nasıl amel edeceğini düşünmekten ziyade bunun üzerinden karşı tarafa nasıl giydirileceğini düşünüyor. “Bu cemaatin düşmanları kimler ya da bu cemaat kimlere karşı” denildiğinde hemen akla bir başka İslami cemaatin gelmesi yeterince kaygı verici değil mi? Aslında hemen akla kâfir, dinsiz, Marksist seküler bir topluluğun gelmesi gerekmez miydi?
Ulemanın bu şekilde birbirlerine kin ve nefret kusması laik/seküler kesime muazzam bir keyif veriyor. İslam’a davet edenlere “hangi İslam’a, hangi dine, hangi mezhebe, hangi hocaya gelelim!?” diyorlar. Biraz ağır olacak ama sanırım bu ulema da kendilerine gelmeyecek bir dinsizin diğer cemaatlerden birine gitmektense yerinde kalmasına çoktan razı olacaktır.
Yaklaşık on beş yıldır devam ettiğim bir ders halkasında tefsir, hadis, siyer ve fıkıh derslerini okuyorduk. Tefsir dersinde Kur’an-ı Kerim’i baştan sona (birkaç tefsirin taranması suretiyle) bitirdik. Şimdi de tefsir dersi yerine “tekfir” dersi okuyoruz. Birkaç haftadır şii’lerin kâfir olduğu konusunu ulemadan birinin kitabından okuyoruz. Nurcuların, tasavvufçuların, particilerin, devlet memurlarının (imamların), çocuklarını okula gönderenlerin kâfir olduklarını anlatan kitapları yazanlar da maalesef ulema!. Bunların bizim derslerde okunmayacağını biliyorum ancak yine biliyorum ki bu kitaplar da başka ders halkalarında okunuyor.”
İslâmi Analiz / Haber Merkezi

