Site icon İslami Vahdet

Kasım Süleymani: İran’ın direnişi, İŞİD’in Suriye’de yönetim kurmasına engel oldu

Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı: İran’ın tekfircilere karşı durması, İŞİD’in Suriye’de yönetim kurmasına engel oldu.

Welayet News – Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani, daha iyi yönetilmesi amacıyla düzenlenen 10. Meclis istişare toplantısına katıldı. Toplantıda, savunma ve güvenlik alanındaki desteklerinden dolayı meclis başkanı Ali Laricani’ye teşekkür eden Tümgeneral Süleymani, şöyle dedi: İçinde bulunduğumuz bölgedeki şartlar, Beytu’l-Mukaddes harekatının önceki ve sonraki şartları gibidir ve önemli siyasi benzerlikler söz konusu. O zaman savaşta öne çıkan değişimler nedeniyle İmam (r.a) liberal düşünceye karşı inkılabi düşünceyi savaşa hakim kılmış ve ülkenin 20 bin kilometre kare toprağından 15 bin kilometresinin özgürleşmesini sağlamıştı. Oysa, 1359 yılının yarısından ta Beni Sadr’ın azledilmesine dek devam eden süre içinde birçok sorunumuz vardı ve hatta daha öncesinde katlandığımız mağlubiyetler nedeniyle Beytu’l-Mukaddes harekatının zaferle sonuçlanacağı konusunda bile bir umudumuz yoktu.

Tümgeneral Süleymani’in konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

Yeni değişimlerle birlikte genç bir kadro işin başına geldi ki savaşı bütünüyle etkiledi ve besic, ordu ve savaş planları üzerinde oldukça tesirli oldu. En nihayetinde Beytu’l-Mukaddes harekatı zafere ulaştı çünkü İslam Cumhuriyetinin gücü ve kabiliyeti konusunda düşmanın derli toplu bir bilgisi yoktu. Bu harekatından ardından 15 bin Iraklı asker aninden esir düşmüştü. O yüzden, İran’a karşı mali ve siyasi açından imkanatların ve teçhizatların seferberliği tavan yaptı, çünkü İran’dan korkuyorlardı.

İran ve Amerika arasında bölgeye yönelik dış politika konusundaki fark, iç tutarlılıkta saklı.

Her zaferin yeni bir baskıyı beraberinde getirmesinin ardından günden güne düşmanın ciddi ve direk müdahalesine tanık olduk. Amerikalılar Saddam’la sarmaş dolaş oldu ve İran’a karşı birleşmek adına Doğu, Batı ve Arap gericiliği arasındaki rekabet bir kenara konuldu. Bu günde aynı sahneye tanık oluyoruz. Tabi biz Amerika gibi askeri saldırıda bulunmuyoruz ve sadece sınırlı bir çalışma yürütüyoruz. Anacak burada, Haşdi Şabi örneğinde de görüldüğü gibi bir iç tutarlılık söz konusu. Onun için Irak’ın milis güçleri, üç günlük süre zarfında Tikrit’i yüzde beşlik bir zayiatla özgürleştirebildi. Oysa Amerika, Ramadi’yi %95’lik bir zayiat vererek özgürleştirdi ve geriye Ramadi’den sadece bir toprak yığını bıraktı. Bu nedenle, İran ve karşı tarafın izlediği politikaların farkı, bu gelişmelerde saklıdır.

Amerika, İran’da kalmış siyasi gurupların Irak’ta bir pay alamayacağını sanıyordu ama buna karşı Irak yüksek meclisi başa geldi ve Bedir ordusu komutanı Irak’ta en sevilen kişilerin başında geliyor.

Hizbullah bölgede ciddi bir caydırıcı güce sahiptir.

Düşman Lübnan’da Hizbullah’ı yok etmeyi amaçlıyordu ama her seferinde ters yönden sonuç alıyordu. O nedenle, bu gün Hizbullah lideri tarafından yapılan her açıklama, düşman tarafından ciddi bir mesaj olarak algılanmaktadır.

Hizbullah oldukça yüksek bir role sahiptir ve üç alanda etkilidir; birincisi, kendisine karşı galip geleceğinden şüphe etmediği düşman üzerinde etkilidir; ikincisi, iç arenada etkilidir ve üçüncüsü de genel ve bölgesel sahada etkilidir. Bu nedenle de ona karşı baskılar artmış durumda, öyle ki El Menar gibi bir kanala tahammül edemeyip oydular üzerinden yayın yapmasını yasaklayabiliyorlar.

Eğer İran’ın tekfircilere karşı mücadelesi olmasaydı bu gün İŞİD Suriye yönetim kurmuştu.

İran’da her ne kadar ilk başlarda Sünni-Şii arasında ihtilaf yaşanmasın diye Suriye meselesinde alınacak kararlar konusunda görüş ayrılığı vardı ama en nihayetinde kararlar alındı ve kararların alınmasında Ali Laricani’nin oldukça önemli bir rolü vardı. Eğer İran İslam Cumhuriyeti tekfircilerin saldırısına karşı durmasaydı bu gün İŞİD Suriye’de hükümet kurmuştu ve hatta Lübnan’daki Hıristiyanları, Sünnileri ve Şiileri etkileyecekti. Nitekim İŞİD bu gün Irak’ta geniş bölgeleri ele geçirmiş ve köylerdeki ahaliyi kesiyorlar ve Enbar’da yüzlerce Sünni’nin başını kestiler ki bu katliam fırtınası Lübnan’a da sıçrayabilirdi.

İslam Cumhuriyeti yıllarca Suriye direnişine yardım ederek tehlikeli bir hadisenin yaşanmasına mani olabildiği halde aralarında güçlü ve zengin 25 ülke bulunmasına rağmen 40 ülke İŞİD’e karşı koalisyon kurdu ama bir şey yapamadılar; bu gün İŞİD iki yıldır Irak’ta varlık göstermesine rağmen hala Musul’u elinde tutuyor. Elbette İran İslam Cumhuriyetinin Irak’ta İŞİD’e karşı mücadelede önemli bir rolü bulunuyor ve Haşdi Şabi gibi oldukça önemli olan halk hareketlerinin şekillenmesine neden olmuştur ki İran’a karşı sevgi duyular. Tabi “Haşdi İrani” olarak anılmaları sadece bir ithamdan ibaret.

Iraklı yetkililerin açıkladığı kadar ve ihtiyaç duyulduğu düzeyde harekete geçiyoruz.

Irak’ta hakim merceiyetin siyasi ve uluslararası ihtiyacı olduğunda harekete geçiyoruz. Onun Felluce ile ilgili olarak şunu belirtmeliyim ki araçlar genellikle İslam İnkılabı Rehberi ve Ayetullah Sistani’nin fotoğraflarıyla donatılır. Yoksa bu askeri çalışmanın bize nispet verilmesi niyetinde değildik.

Yemen’e yapılan saldırı Suudiler için kesinlikle yenilginden başka bir sonuç getirmez ve düşmanın yaptığı belirgin hatalardan biriydi. Nitekim bundan önce Zeydiler hakkında kimsenin bir bilgisi yoktu. Bu saldırılar onların büyümesine neden oldu. Bu savaşın başlatılması, Saddam’ın Kuveyt’e saldığında –ki onun devrilmesiyle sonuçladı – yaşadığı sarhoşluk hali gibiydi.

Yemen’in bir milyon savaşçısı bulunuyor, hepside liderleri Abdülmelik Husi’ye iştiyakla bağlıdır. Bu düzeyde savaşçısı bulunan toplumların sayısı azdır. Yemen’in kaderi de en nihayette Afganistan’a benzeyecek yani Pakistan’ı istikrarsızlaştıran o kaos ortamı gibi olacak. Bir zamanlar, daha Ahmet Şah Mesut şehit edilmemişti ve 11 Eylül olayından önceydi, Taliban hakkında görüşmek için Pakistan’a gitmiştik. Fakat kibirli bir yanıt almıştık. Bu gün baktığımızda, o gün İslam dünyasının liderliğine soyunanlar bu gün perişan bir durumda olup felç olmuşlar. O yüzden Yemen’in vaziyeti de böyle bir minvalde ilerlemektedir. Amerika’nın müdahalesiyle tahrip edilen her yer bir daha düzelmez, Libya’da bu gün tanık olduğumuz durum bunun için açık bir örnektir.

Exit mobile version