Site icon İslami Vahdet

Öğrencisinin Dilinden Allame Tabatabi

Vefatının yıldönümünde Allame Tabatabai’yi rahmetle anıyoruz ve öğrencisi Dr. Gulamhüseyin İbrahimi Dinani ile yapılan bir söyleşiyi yayınlıyoruz.

Allah’ın adıyla.

Sayın Dinani, yazılarınızda ve söyleşilerinizde defalarca açıkladığınız gibi en seçkin felsefe hocanız Allame Tabatabai idi. Bize kendisinin özelliklerinden ve neden seçkin biri olduğundan bir miktar bahsedebilir misiniz?

Bu konu hakkında mükerrer konuşmalarım oldu. Allame Tabatabai’nin özellikleri epey fazladır. Kendisi aslında dört dörtlük bir insandı. Şu anda çok daha az ünlü olan tarafı onun fakihliğidir. Allame kâmil bir fakihti. İyi bir fakihti ve kendi zamanının fakihlerinden daha aşağı değildi.

Fakat nedense bu yönü hiç dikkat çekmez değil mi?

Çünkü kimi zaman bazı şeyler gelir, öteki şeylerin üstünü örter. Mütebahhir bir fakih olan merhum Hac Muhammedrıza İsfehani edebiyatta olağanüstü olduğun söylenir. Zaten kendisi de derdi ki, “Edebiyatım, fıkıh ve usülümü gölgede bıraktı” Tabatabai’nin felsefesi de fıkıh ve usülünü gölgede bırakmıştı. Fakat aslında büyük bir fakihti. Büyük bir usülcüydü. Çok büyük üstatlar görmüştü. Onun talebesi olduğumuz, usül ve fıkıhta da yetenekli olduğunu ve çok iyi eserler yazdığını bildiğimiz vakitlerde kendisinden, usül ve fıkha dair kitaplarını basmamıza izin vermesini rica ettik. Ama her defasında bize “kafi miktarda var” cevabı verirdi. Yani fıkıh ve usül yeterince var, biz asıl başkalarının az ilgilendiği çalışmalar yapmalıyız. Aynı zamanda büyük bir müfessirdi. Tefsiri ne mutlu ki elimizde ve üzerine konuşmama gerek kalmayacak: Muhteşem el-Mizan tefsiri. Son yıllarda iyi müfessir az bulunuyor. Hulasa o bir fakihti, usülcüydü, müfessirdi, arifti, seyrü süluk ehliydi. Bütün bunlardan sonra üstelik büyük bir filozoftu da. Ama aynı zamanda ihtiyatlıydı, hassas biriydi. Çünkü felsefe medreselerde ciddiye alınmıyordu. Kıyıda köşede kalmış bir âlimdi. Tabii ki devrim öncesinden bahsediyorum. Felsefe, hemen hemen bir kenara itilmiş bir dersti, hatta neredeyse gizli saklı yapılıyordu. Biz de mümkün mertebe felsefe kitaplarımızı saklıyorduk. Ben felsefe kitabımı başkalarının görmeyeceği bir yere koymuştum mesela.

Zarif bir dostumuz vardı, bizimle Manzume okurdu. Bir köpek gitti, kitabının üzerine pisledi. Derdi ki: “Bak, köpek bile felsefeye karşı” Bütün kitaplar orada duruyorken, gitti o kitabın üzerine pisledi. Felsefe terkedildiğinden muhterem Tabatabai de çok hassastı, biraz da ihtiyatlı davranıyordu. Esfar’ı okuttuğu ve sonra da kimi münasebetlerle Şifa dersi yaptığı gündüz dersinde zâhirde olanı anlatır, kendisine yakın olan bazı talebelerden istifade ederdi. Fakat derin düşünceleri de vardı; herkese söylenemeyecek derinlikte düşünceler. Bunları akşam toplantılarında ifade buyururlardı.

Düzenli olarak, gezici ve evlerde gerçekleşen akşam meclisleri tertiplerdi. Her akşam dostlarından birinin evinde olurdu bunlar. Bu meclisler akşam gün battığında başlar, gece yarısına kadar sürerdi. Herkese anlatmakta maslahat görmediği bâkir ve derin tüm fikirlerini haftada iki akşam o meclislerde gündeme getirirdi, biz de yararlanırdık.

Öyle görünüyor ki Allame Tabatabai’nin felsefedeki yenilikçiliği hem felsefi konuları ele almada, hem de bazı istidlalleri göstermede ve kimi yeni sorunları gündeme getirmede idi. Bu yenilikçilik onu ayrıcalıklı kılıyordu.

Güzel işaret ettiniz. Mesela Esfar belki şu anda da okutuluyor, hep okutuldu ve okutuluyor. Esfar’ın bazı anlamları var, üniversite ve medresede felsefe okuyan talebenin öğrenebileceği bir dizi kavramı sözkonusu. Fakat bu düşüncelerde öyle yerler, öyle derinlikler var ki belli bir geçmişi olan üstatlarca kalpten kalbe aktarılmıştır ve her üstat ondan faydalanamamıştır. Burası, Allame Tabatabai’nin yakaladığı yerlerdi. Kendisi de fikir sahibiydi, üstelik de çok iyi üstatlardan alarak bize anlatıyordu. Onların önemi vardır, yoksa kavramlara anlam vermek ve onları öğretmek felsefe değildir. Aslında o, kelimenin tam anlamıyla filozoftu, özgür düşünceliydi. Çünkü filozof özgür düşünceli olmazsa filozof değildir. Çok kere karşılaştırma babında anlattım: Hep Allame Tabatabai’nin öğrencisi oldum. Başta birkaç üstadı da tanıdım. Araştırmacıydım. Felsefeyle uğraşan kim varsa mutlaka birkaç gün dersine katılırdım. Bu cümleden olarak çağımızın büyük filozoflarının dersine. Nitekim dört yıl boyunca üç yaz Kazvin’e gittim geldim. Orada merhum Refii Kazvini vardı. O da felsefeyi iyi bilen bir filozoftu. Ünlü de biriydi. Sonraları Tahran’a geldi ve burada vefat etti. KendisiEsfar’ı okutmada ve Esfar kitabına hakimiyet bakımından eşsizdi. Esfar kitabına hakimiyette Allame Tabatabai’den daha kuvvetliydi. İzahları da daha açıklayıcıydı. Yani çok hoş anlatır ve harika izah ederdi. Onun kadar güzel anlatımı olan insanı çok az gördüm. Ama Allame Tabatabai ile mukayese ettiğimizde Tabatabai’nin özgür düşüncesi onda yoktu. Allame Tabatabai’nin yeni bir düşüncesi vardı, belli bir temeli vardı, derinlere gidiyordu ve özgür düşünceliydi. Kendisinde gördüğüm ayrıcalık budur ve bana göre bu, felsefede çok büyük bir şeydir.

Exit mobile version