Site icon İslami Vahdet

Şehid Mutahhari’nin Hoş ve Unutulmaz Bir Hatırası

Şehid Mutahhari’nin hoş ve unutulmaz bir hatırasını sizlerle paylaşıyoruz.

Hatırlarım, Kum Kenti’nde tahsilde olduğum sırada bir gün, hayatım ve tahsil için seçtiğim yol üzerinde düşünüyordum. Zihnimden şöyle bir düşünce geçti: Acaba seçtiğim dal yerine, bugün revaçta olan dallardan birisini seçse idim, daha mı iyi olurdu ki? Ruhî yapım ve dini bilgiye ve imana verdiğim değer dolayısı ile bu sorudan sonra ilk aklıma gelen de şu oldu. Öyle yapsa idim, ruhî ve manevî durumum ne olurdu acaba? Düşündüm ki: — Şimdi Tevhîd, Nübüvvet, Meâd, imamet ve diğer ilkelere iman ediyorum. Bu imana da son derece değer veriyor, kadrini biliyorum. Meselâ tabiat bilimlerinden, matematik veya edebiyattan bir dalı seçse idim ne gibi bir durumda olacaktım acaba?

Kendi kendime şu cevabı verdim: Bu «usûl»e; dinin temel ilkelerine inanmak ve gerçekten dindar olmak, insanın mutlaka medrese tahsili yapmasını gerektirmez. Nice kişiler vardır ki, «ulûm-i kadîme» de tahsilleri yoktur, başka dallarda uzmanlık kazanmışlardır. Ne var ki güçlü bir imanları vardır ve amelleri, davranışları ile de takva sahibidirler, günahlardan sakınmakta, İslâm’ı savunmakta ve tebliğ etmektedirler. Ellerinden geldiğince de İslâmî konularda okumakta ve incelemektedirler. Ben de belki de bilim dallarında çalışsa idim, imanım için bugün elde edip ileri sürdüğüm temellerden ve kanıtlardan daha fazla bilimsel temel elde edebilir mi idim acaba?

Bu sıralarda ben İslâm’ın «İlâhî Hikmet»ine yeni aşina olmuştum. Hikmet-i İlâhîyi de öyle bir üstad nezdinde öğrenmekte idim ki,, bu üstad bu alanda tüme yakın çoğunluktan, iddia sahipleri ve müderrislerden farklı idi. Onların sadece ezberlerinde bir yığın bilgi varken, benim üstadım İslâm ilahiyatının tadına gerçekten varmış, bu alandaki en derin düşünceleri kavramıştı. Bu alanda bildiği ve bulduğunu da en tatlı bir şekilde aktarmasını, iletmesini biliyordu. O günlerin tadı ve özellikle Üstadın derin, latîf ve şirin açıklamaları, ömrümün unutulmaz anıları olmuştur.

O günlerde aşina olduğum başlangıç ve giriş konularından birisi de ünlü «el-vâhidu lâ-yasduru min-hu illel-vâhid»kuralı idi. (Birden ancak bir sâdır olur) . Bu kuralı, bir hakim’in kavradığı gibi (hiç değilse kendi hayalimce) kavramış bulunuyordum. Evrenin kesin ve değişmez düzenini akıl gözü ile görebiliyordum. Bir yandan da bütün daha önceki sorularımın ve sorunlarımın, «nasıl?» ve «niçin?» lerimin sudaki akisler gibi silinip gittiğini düşünüyordum. Bir yandan eşyayı kesin bir düzen içinde görüyor, diğer yandan bu görüşüm ile «lâ muessiru fil- vucûd(u) illallah» (Allah’tan başka var oluşta, varlıkta müessir olan yoktur) ilkesi arasında bir çelişki görmeden ikisine de birbiri yanında ve içinde yer verebiliyordum. Ayrıca, «el-fi’1-u fi’lullah ve huve fi’Iunâ» (Fiil; eylem, Allah’ın fiilidir. Ve o -aynı zamanda fiilimizdir) cümlesinin başlangıcı ve sonucu arasında da çelişki görmeksizin anlamını kavramıştım. «El-emr-u beyn-el- emreyn» benim için çözülmüş, kavranmış bir hüküm idi.

Sadr-ul- müteehhilîn’in , «malûl»ün «illet» ile irtibatı hakkındaki özel açıklaması ve özellikle burada vardığı sonuçtan «El-vâhidu lâ yasduru min-hu illel-vâhid» kuralının ispatında da yararlanması beni son derece etkilemiş, vecde getirmişti. Özet olarak söylemek gerekirse, düşüncemde, dünya görüşü açısından ortaya çıkabilecek sorunların çözülmesini sağlayacak bir yöntem ve bir bakış açısı meydana gelmişti. Bu konularda ve bunun gibi bazı konularda sorunlarımın çözülmemiş olması dolayısı ile İslâm maarifinin asaletine, özgürlüğüne inanmıştım. Kur’an-ı Kerim’in Nehc-ul-Belaga’nın, Resul-i Ekrem’in (S.A.A) bu konudaki hadislerinin ve yine bu konuda Ehl-i Beyt’den gelen rivayetlerin Tevhid öğretisini, yüksek bir bakış ve gözlem seviyesinden algılayabiliyordum.

İşte bu sebeple, zihnime gelen düşüncenin ardından da şöyle düşündüm: Seçmiş olduğum alanı seçmeyip de başka bir bilim dalını seçse idim, dolayısı ile O Üstadın huzurundan feyz alamamış olsa idim, maddî ve manevî açıdan belki bütün başka konularda durumum, olduğumdan daha iyi olabilirdi. Elde ettiğim şeylerin hiç değilse benzerini, bir eşini veya belki daha iyisini elde edebilirdim. Ancak, bir şey vardı ki ne kendisini ne de ona bedel olan bir şeyi asla bulamazdım: O da, hikmet-i İlâhîde elde ettiğim düşünce yöntemi ve bakış açısı ile bunun sonuçları idi. Bugün de aynı inançtayım.

 

Şehid’in Adl-i İlahi Kitabından alınmıştır.

islamivahdet

Exit mobile version