İslam coğrafyasının kan gölüne döndüğü, ümmetin arasına fitne, fesat tohumlarının atılmaya çalışıldığı böyle bir zamanda hücremizde oluşturduğumuz vahdet ve kardeşlik bilincini güçlendirmeye, ayakta tutmaya çalışıyoruz.
Bismillahirrahmanirrahim
Değerli İslami Analiz takipçisi kardeşlerim,
Daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi 14 yıldır süregelen Tevhid-Selam Örgütü (Umut Davası) davasından aldığım 6 yıl 3 aylık hükmün daha önce tamamladığım 5 yılından geri kalan süreyi tamamlamak üzere Bursa H-Tipi Kapalı Cezaevi’ne teslim oldum.
İnfaz memurlarının tabiri ile “İslami terör” koğuşu olan B-9’a yerleştim.
Burada geneli örgüt üyeliği cezası ile çile dolduran kardeşlerimiz var. Hizbullah davasından 9 kardeşimiz ve Malatyalılar davasından Nureddin Kayan da burada… Ben ve Fatih Aydın’la birlikte 12 kişi olduk.
Koğuş normalde 6 kişilik… Ancak cezaevlerinin tamamının aşırı dolu olması nedeniyle 12 kişi kalmaktayız.
Bizler burada farklılıklarımızı bir taraf bırakarak Rabbimizin bizi kardeş kıldığı bilinciyle hareket etmeye gayret ediyoruz.
Namazlarımızı cemaatle kılıyoruz. Bir kısım kardeşimiz Arapça öğrenmeye çalışıyor. Kur’an ezberi yapan kardeşlerimiz de var. Kitap okumaları yapıyor, her gün toplu halde düzenli spor yapıyoruz. Kısacası küçücük koğuşumuzu Yusufiye Medresesine dönüştürmeye çalışıyoruz.
İslam coğrafyasının kan gölüne döndüğü, ümmetin arasına fitne, fesat tohumlarının atılmaya çalışıldığı böyle bir zamanda hücremizde oluşturduğumuz vahdet ve kardeşlik bilincini güçlendirmeye, ayakta tutmaya çalışıyoruz.
Buradaki tüm kardeşlerin selamını ilettikten sonra son zamanlarda Türkiye gündemini oluşturan bazı hususlarda düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi “Barış Süreci” başlığıyla dağdaki PKK militanlarının hiçbiri cezai işlem görmeden evlerine dönebilmelerine imkân verecek kanun tasarıları meclise girdi, komisyonlarda görüşülmeye başlandı.
Kimi yorumcuların R. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürt halkının da oylarını alabilmek için zamanlama ayarı yaptığını düşündüğü tasarılar için, iktidar tarafı toplumsal uzlaşma adına hareket ettiklerini çeşitli vesilelerle dile getiriyor.
Toplumsal uzlaşmanın gerekliliği tartışılmaz. Ancak Ak Parti iktidarı eğer gerçekten toplumsal bir uzlaşma ve barış süreci istiyorsa sadece PKK ile değil, sistemin mağdurettiği tüm taraflarla masaya oturmak zorundadır.
Bu anlamda iktidar, toplumun tüm kesimlerini hesaba katmak ve tüm mağduriyetleri giderecek adımları cesaretle atmak zorundadır. Aksi takdirde yeni mağduriyetlere ve derin ayrılıklara zemin hazırlamış olur.
Bu cümleden olarak, mağdur bir tarafın mazlumları adına iktidar tarafına birkaç hususu hatırlatmayı zorunlu buluyorum:
*DGM’leri ve özel yetkili mahkemeleri kaldıran iktidar; bu mahkemelerin verdiği tüm kararları yok sayacak ve yeniden yargılanma yolunu açacak yasal düzenlemeleri geciktirmeden yapmalıdır.
*Terörle Mücadele kanunundaki “Terör” tanımı değişmeli, şiddete bulaşmayanlar bu tanımın dışında bırakılmalıdır.
*Bu kanunun içinde barındırdığı adli mahkûmlarla siyasi mahkûmlar arasındaki infaz adaletsizliği derhal giderilmeli, siyasi mahkûmların infazı adli mahkûmların seviyesine çekilmelidir.
*Aynı kanun içerisinde yer alan cezanın %50 artırımı da kaldırılmalı, dünyanın hiçbir yerine olmayan cezanın cezası uygulamasından vazgeçilmelidir.
Türkiye’nin kirli yüzü 28 Şubatçılar, Ergenekoncular, Balyozcular mahkemeler tarafından birer birer serbest bırakılırken, bu süreçlerin mağdurları dindar insanlar cezaevlerinde tutulmamalıdır.
İktidar Kürt halkının tek temsilcisinin PKK olmadığını görmeli, bölgedeki tüm unsurları muhatap almalıdır.
İslami kesime gelince,
Küresel güçler karşısında yalnız bırakmadığı, arkasında durduğu Başbakan ve hükümetine; toplumsal uzlaşma ve barış sürecinde var sayılma ve mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini, Sivas davası, Hizbullah, Hizbu’t-Tahrir, İbda-c, Malatyalılar, İslami Hareket, Tevhid-Selam davalarından halen 20 yılı aşkın süredir cezaevlerinde çile dolduran kardeşlerinin olduğunu, bu insanların en azından dağdan indirilecek PKK’lılar kadar özgürlüğü hak ettiklerini yüksek sesle söyleme cesaretini göstermelidir.
*Önemli Bir Hatırlatma
Hepimizin bildiği gibi Ramazan ayının son Cuması tüm dünyada konuya duyarlı Müslümanlar tarafından “Dünya Kudüs Günü” olarak çeşitli etkinliklerle ihya edilmektedir.
Bu çerçevede İstanbul’da her yıl “Kudüs Günü yürüyüşü” yapılması gelenek haline geldi. Bu yıl da çeşitli STK’ların oluşturduğu Kudüs Günü Platformu’nun organizasyonu ile böyle bir yürüyüşün yapılacağını biliyorum.
Son zamanlarda İslam coğrafyasında, özellikle Mısır, Suriye, Irak’ta gelişen olaylar bahanesiyle Filistin meselesi, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün özgürlüğü ümmetin gündeminden düşürülmek istenmektedir.
Tüm dünya Müslümanlarının ortak değeri ve derdi olan bu meselenin unutturulmaması, bu yıl her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Türkiye’nin her tarafından, doğudan,batıdan, kadın-erkeğiyle İstanbul’da gerçekleştirilecek Kudüs Günü yürüyüşüne katılmak için harekete geçmeliyiz.
“Kudüs’ü düşünme saatinde bir evrensel duyguyu yeniden paylaşarak, ayaklarınıza bir Kudüs gücü gelmesi ve yüreğinizde bir parça Kudüs olması dileğiyle…” (Nuri Pakdil)
Vesselam…
Mehmet Şahin / H-Tipi Kapalı Cezaevi B-9 Koğuşu Bursa
