Başıboş Çalılar belgeselinin 5. bölümünü sunuyoruz.
Münafıklık alametlerinin hepsini kendi bünyelerinde toplamayı başaran fitneciler İslam elbisesi giyerek İslam’a karşı savaşmaktalar. Tamamen İslami terimler ile halkı uyuşturup fitne ateşini yakan bu münafıkların kullandıkları yöntemler aynıdır.
EhliSünnet elbisesi giyip EhliSünnet’e karşı savaşanlar bir tarafta, Şia elbisesi giyip Şia’ya karşı savaşanlar diğer tarafta. Önceki bölümde bu fitnecilerin ihtilaflı yayınlar yapmak için aynı merkezlerden para aldıklarını söylemiştik. İki zıt kutupta görünen bu fitneciler tamamen aynı yöntemler ile Müslümanları birbirine kışkırtmaktalar. Kullandıkları bu yöntemler ise : tekfir, küfür etmek ve mezhep büyüklerine saldırmak…
Bu fitnecilerin gerçek yüzlerini ortaya çıkardığımızda ne yazık ki bazı kardeşlerimiz bu durumdan rahatsız oluyorlar. Şia elbisesi giyen bir fitneciyi sırf Şii etiketi taşıdığı için sahiplenme gafletine düşmekteler. Aynı şekilde Sünni elbisesi giyen bir fitneciyi de Sünni etiketi taşıdığı için sahiplenip, savunanların olduğunu görüyoruz. Tarih bizlere defalarca göstermiştir ki bazı derin(!) insanların işgal ettikleri makamlar, sahip oldukları sıfatlar ve çok takipçilerinin bulunması demek onların fitneden uzak olduğu anlamına gelmez. Bir insan Ayetullah olabilir, taklit mercii olabilir ve binlerce takipçisi de olabilir. Acaba bu insanın taşıdığı Ayetullah veya taklit mercii sıfatları onu paklamaya ve savunmaya yeter mi ? Acaba böyle bir insanın israil uşağı olup fitne çıkarması mümkün değil midir ? Uzağa gitmeden sadece yakın tarihe bakarsak bugünkü bazı fitnecilerden daha derin nice Ayetullahların İslam’a ve İnkılaba ihanet ettiğini göreceğiz.
Ayetullah Şeriat Medari, Ayetullah Muntezeri gibi derin ve büyük makamlara sahip olan taklit merciiler bile İslam’a ihanet etmişken Sadık Şirazi gibi birinin böyle bir ihanete bulaşması uzak bir ihtimal değildir. Nitekim Sadık Şirazi’nin verdiği fetvalar, kullandığı sözler ve desteklediği kişiler göstermektedir ki Sadık Şirazi hiç de günahsız biri değil. Taklit mercii olması sebebiyle bir fetvası ile Yasir Habib, Muçteba Şirazi (Sadık Şirazi’nin kardeşi) ve Allahyari gibi münafıkları susturabilme gücünü bulundurmasına rağmen bu münafıkların aleyhinde tek kelime bile söylememiş ve hatta Yasir Habib’e Allame sıfatını vermiştir. Kardeşi Muçteba Şirazi, İmam Hamaney’e lanet okuyup İmam’ı şeytandan daha aşağı görürken ne ilginçtir ki Sadık Şirazi bu duruma en ufak bir tepki göstermiyor.
İşin ilginç yanı ise Yasir Habib, Allahyari ve diğer fitneciler taklit mercii olarak Sadık Şirazi’yi görmekteler ve onun yolundan gittiklerini söylemekteler.
Tüm bu gerçeklere rağmen halen Sadık Şirazi gibi birini sırf Şia etiketi taşıdığı için savunmaya çalışanlar ya basiretten uzak kişilerdir ya da nefislerine bulaşan zillet sebebiyle gerçeği kavrayamıyorlar. Bu fitnecilere karşı yapılması gereken en önemli şey onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktır.
Şimdi 5. Bölüm’ü sunuyoruz :
Ayetullah Şeriat Medari’nin İslam’a ve İslam İnkılabı’na İhaneti
Şeriatmedari taklit merci makamına yükselen büyük bir ilmi makama sahip olmasına rağmen Şah rejimiyle uzlaşma siyasetini benimsiyordu. Devrim düşmanlarının tüm eserleri Şeriatmedari’nin Dar’ut-Tebliğ’inde basılıp yayınlanıyordu. Şeriatmedari Tebriz’deyken Talibiye Medresesinde (1947 yılında) Şah’ı karşılamış ve ona büyük bir sevgi ve saygı göstermişti. Şah rejimi binlerce Müslüman’ı katledip İmam Humeyni’yi tutuklayınca Tebriz alimleri Şeriatmedari’nin yanına gidip kendisine ne yapmaları gerektiğini sorunca şöyle demişti:
“Halkı sükûnete davet edin. Gösteri yapmaktan sakının! Kurşuna etiyle karşı çıkmak akü işi değildir. Şah’a hakaret etmeyin. Ben Humeyni’ye de “böyle yapma” dedim; ama o beni dinlemedi ve bu hale geldi.”
Şeriatmedari laik düşünceli birisiydi. Ama ne yazık ki Şah’a reva görmediği hareketleri İmam’a karşı yapmaktan hiç çekinmiyordu.
İmam halkı kıyama davet edince milyonlarca halk sokaklara dökülüp Şah güçlerinin karargahlarını bir bir ele geçirmeye başlayınca Şeriatmedari İmam’ın Paris’te olmasından istifade ederek inkılab hareketini saptırmaya çalıştı. Şah’tan anayasanın tümüyle uygulanmasını istedi.
Şah zamanında tüm ömrünü sükunet ve sessizlikle geçiren Şeriatmedari inkılaptan sonra bu sessizliğini bozarak inkılaba dil uzatmaya başladı. Şeriatmedari İslam anayasasına da oy vermedi. Buna karşılık inkılab düşmanları ile elele vererek “Müslüman halkın Cumhuriyet Partisi” adında bir teşkilat kurdu.
Bu teşkilatı tüm ülkede faal hale getirmek için hızlı bir çalışma içine girerek kendine engel olmak isteyen Halhal ahalisini yok etmekle tehdid etti.
Daha sonra 1980 yılında önceden planlanmış bir komplo esasınca bir Öğle vakti 40 otobüs dolusu inkılab düşmanı Kum’a girdi. Bu inkılab düşmanları Şeriatmedari’yi destekleme adına inkılapçı halka saldırmaya başladı. Olayların iç yüzünü bilen İmam, halkı sükunet ve sabra davet etti. Kum halkı Şeriatmedari aleyhine gösteri düzenleyerek İslam anayasasına oy vermeyen ve münafıklarla el ele veren bu şahsın cezalandırılmasını istedi. Ama İmam yine halkı sükunet ve sabra davet etti. Şeriamedari artık son imkanını kullanacaktı. Ülkede bir ihtilal yaptıracak ve imam’ı öldürtecekti. Casusluk teşkilatının işgali ve liberallerin siyaset sahnesinden uzaklaştırılmasından sonra inzivaya çekilen eski Dışişleri Bakanı Sadık Kutbizade, inkılab düşmanları ile bazı asker kökenli şahısların yardımıyla bir ihtilal gerçekleştirmeye çalıştı. Bu ihtilalin ilk hedefi İmam’ı ortadan kaldırmaktı. Bunun için fetvayı da Şeriatmedari’nin vermesi gerekiyordu. Ama bu oyun da bozuldu. 1981 Ağustos’unda ihtilal kahramanları yakalandı ve Kutbizade yaptığı her şeyi itiraf etti. Böylece Şeriatmedari’nin hıyanet çehresi bir daha ortaya çıktı. Şeriatmedari de bu itiraflardan sonra televizyona çıkarak yaptığı hıyanetleri itiraf etti ve istiğfarda bulundu. İmam’dan kendini kızgın inkılapçı halktan kurtarmasını istedi. Bu olay üzerine Şeriatmedari adalet çizgisinden saptığı için taklid mercii olması da sona erdi. Şeriatmedari olayı insana tehzib ve tezkiye olmadan ilim öğrenmenin ne kadar vahim sonuçlar doğuracağını göstermesi açısından ilgi çekicidir. Hiç okumamış insanlar Allah yolunda kafirlerle cihad ederken, taklid mercii olan böylesine büyük bir alim kafirlerle ortak hareket ediyor ve suçsuz insanların katline fetva bile veriyordu.
Şeriatmedari olayı İran’ın karşılaştığı en ciddi sorunlardan biriydi. Hatta batılı yayın organlarınca “sonun başlangıcı” diye yorumlanmıştı. Amerika böylece bir darbe daha yemiş oldu. Aslında 4 Kasım 1979 yılında Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği “Şah’ın İran’a iadesini sağlamak” için bir grup öğrenci tarafından işgal edilince Amerika “truva atı” olarak Şeriatmedari yi kullanmak istemişti. Ama İmam’ın ve Hizbullah’ın sabır ve dirayeti bu korkunç fitneyi de ortadan kaldırdı ve devrim sarsılmaz bir imanla yoluna devam etti.
1979 yılında hazırlanan anayasa halkoyuna sunulunca Şeriatmedari “alimlerin siyasete karışması” ilkesini reddederek oy vermemişse de her nedense ihtilal gibi kanlı bir olaya buluşmaktan çekinmemiştir. Nitekim Amerika bu truva atının da bir şey yapamadığını görünce 25 Nisan 1980 yılında Tebes’e çıkartma yapmış, ama yine hezimete uğramıştı.
Ayetullah Muntazeri’nin İhaneti
İmam Humeyni hayattayken İmam’dan sonra Rehberlik makamına geçmesi için görülen en uygun kişi Ayetullah Muntazeri idi. Rehberliğe geçmesine kesin gözü ile bakılan Muntazeri esasen İslam inkılabına ihanet girişimleri içindeydi. İmam Humeyni’nin vefatına çok az bir süre kalmışken bu gerçek ortaya çıkmış ve Muntazeri, İmam Humeyni tarafından azledilmiştir. İmam Humeyni, onun gerçek yüzünü açıklayıp azletmeseydi hiçkimse bu derin adamın ihanet etmiş olabileceğini düşünemezdi. İmam Humeyni’den sonra İslam İnkılabı Rehberliği makamına layık görülen ve hatta Velayet-i Fakih konusunda o güne kadar yazılan en kapsamlı ve derin kitapları yazan biri olan Muntazeri bile ihanet edebilmiştir.
Ayetullah Şeriat Medari ve Ayetullah Muntazeri’nin yanında Sadık Şirazi’nin bulunduğu makamın sözü bile edilemez.
islamivahdet.com
